|
|
- idare odasına yakın olan sınıfların başına sıkça gelebilecek elim hadise. buna rağmen tek başına dayak yemektense toplu halde yemek insan fazlaca koymaz..
- eğitimciyim diye geçinen öğretmenlerin tüm sınıfı cezalandırmak adına kullandıkları 2 türden oluşan yöntemdir. birinde cetvelle direkt avucun içine, diğerinde yani daha acılı olan türde ise tüm parmaklar bir noktada birleştirilip avuç yukarıya bakacak şekilde konumlanır ve psikopat hocanın darbesi korkudan gözü kapalı bir şekilde beklenir.
(bkz: dayakla eğitim verdiğini sanan zihniyet)
- (bkz: sıra gecesi)
- birbirine peşi sıra dizilmek suretiyle sıralanmış öğrenciye cetvel yada el yordamıyla fiziksel şiddet uygulanmasının dilimizdeki karşılığıdır.
30cm'lik tahta cetvel ile açılan avuç içine yada açıkta bulunan yanaklara şamar atılma yolu ile gerçekleştirilen eylemdir.
eski yıllarda bir takım eğitimcilerin hiperaktif öğrencilerin aktivasyonlarını düşürmek maksadıyla kullandıkları yan etkisi çok olan eğitim katalizörüdür.
- paralel bir durum da hocaların haylaz diye tabir ettiği sınıfın heyecanlı gençlerini tahtaya çıkarıp ibret - i alem için taksim meydanı' nda asılan adam misali evire çevire dövmesidir. bu tahtada dayak yiyen gençler lisede hocalarını dövebilmektedirler.
- düzene baş kaldıran sınıfa,
düzeni düzmeye kalkan sınıfa
ezilen sınıfa atılır..
- (bkz: kurunun yanında yaş da yanar)
- uygulayanlara sıra tarağı müstehaktır.
(nox, 17.12.2007 18:35 ~ 15.04.2008 15:22)
- ilkokulda benim de bi kaç defa içinde bulunduğum topluluğun başına gelen olay. şimdi hatırlıyorum o kadar garip ki.. bi tanesi hoca izin alıp gitmişti, haliyle sınıfta çıkan gürültü neticesinde başımıza gelmişti. herkes sınıfta birbirine bi şeyler atıyor, kimi dışarda koşuyor falan. neyse içimizden biri sınıfa koşarak gelmişti "milleeeet! sıra dayağı geliyor.." arkasından dediği oldu ve hocanın bi tanesi ( tanımam,etmem. öğretmenler odasından yerinden kalkmaya üşenmemiş diğer sınıflardan bi hoca olmalı) eline cetveli kapmış sınıftan içeri girdi. herkes sus pus kesildi tabi. biz hocaya bakıyoruz, hoca avuçlarımıza. avcunu açmayan iki tane yer demişti. kimse başkaldıramamış, uslu uslu dayağını yemişti. hatırlıyorum da benimki gerçekten çok acımıştı. bi şey de yapmamıştım ki.. yapmış olsam bile 8 yaşında falandım. arka sıramda oturan arkadaşımla devlet meselesi konuşmicaktım, hele kısık ses tonuyla sakince hiç konuşmicaktım. tırnağıma denk gelmişti. oturup, acıyan tırnağıma bakmıştım öylece.. kim ona bu hakkı vermişti, arkasına bile dönüp bakmadan gidebilecek nasıl bi vicdana sahipti, anlayamamıştım hiç. hala daha anlayamıyorum ki bu yaşımda dahi aklıma geldiğinde arkadaşlarımın surat ifadesine kadar her şeyi hatırlayabiliyorum.
anlıyoruz ki, öğretmen olmak özellikle sınıf öğretmeni olmak sevgi ister, emek ister..
- ne yazık ki ilk olarak okullarda öğrendiğimiz ve dolaylı olarak da başka şekilleriyle, başımıza gelen hükumetler sayesinde yaşadığımız bir stil.
|