daha ilkokula yeni başlanılan günlerde, aileden ayrılmanın hüznü dünyayı karanlık bir yer haline getirmişken, sınıfın arka tarafına geçip alenen hacetini gideren ve benim gibi küçük dimağların "aman allah'ım, ben nereye geldim böyle!" şeklinde tepki vermesine neden olan öğrencidir. öğrencilik hayatım böylesine "boktan" bir olayla başlamış idi, olayın üzerine de kalın bir perde çekmiş idim, ta ki tarih günümüz türkiye'sinde tekerrür edene kadar.*
eğitim hayatının çeşitli dönemlerinde rastlanılabilir bu tiplere. ilkokuldakiler ilk gün çalışılmış denilebilecek nitelikte hıçkırıklıklarla çıkar karşımıza. nispeten güçlü olanları diğer günlerde annesizliğe alışırlar ve bu tip bir öğrenci konumuna düşmeden götüne kırmızı kurdela takma yolunda başarıyla devam ederler. söz konusu tipler ise ilerleyen günlerde işeyerek ve sıçarak daha küçük yaşta gelecekteki günler için istemeden de olsa taşak malzemesi hazırlarlar. zırlamalarda olsun, boşaltım işlemlerinde olsun, hepsinde senkronizasyon ön plandadır. bir öğrenci işerken diğerinin sıçması ekstrem bir durumdur, pek hoş karşılanmaz.*
sözün özü "sen şu sınıfa sıçan eleman değil miydin lan ilkokulda hauhuah" türü bir soruyla karşılaşmamaları için çocuklara okul öncesi dönemde gerekli alışkanlıklar kazandırılmalıdır. eminim ki bu tip sözlerin o çocukta yaratacağı his "hanimiş yavrumun sünnet fotoları ve pipisi" türü bir yaklaşımın vereceği iğrenç hissiyattan bile kat kat kötü olacaktır.
not: ben hiç sıçmadım. ama senkronize hıçkırıklarda geri vokal yapmadık da dersek yalan söylemiş oluruz.
(bkz: anne bitti)
öğretmenin yanına durmadan tuvalete gitmek izin isteyen bir öğrencinin,öğretmenin sinirlenerek "altına yap" demesini ciddiye alarak gerçekleştirdiği eylemdir. ancak, "sınıfa sıçma" ifadesi, hem mecaz anlamda hem de gerçek anlamda gerçekleştirilmiş olur.çünkü ortaya çıkan sindirim atıkları, sınıfta bulunan öğretmenin ve öğrencilerin bünyelerini alt üst edecektir.
efendim vakti zamanında anaokulu eğitimini yurtdışında tamamlamış bir yazar olarak ben bunu yaptım.
yurtdışında daha dilini bilmediğim bir mektepte gündüzlerimi geçirir iken, hacetim gelmiş efendim. ancak sadece fransızca konuşabilen mürebbiyeme derdimi aktaramamışım.
beni temiz giyidirip, elime kirli kıyafet torbamı tutuşturup, eve yollamışlar.
bu bir iki böyle gitmiş. kimse bu garibe aktaramamış "çişim var" demeyi, ben de devam etmişim.
right lane'nin mamisi pencereden baktığında elinde torba görünce gülermiş.
bu böyle giderken, nihayetinde dil sorunu yüzünden iletişim kuramayan bendeniz için mürebbiyem ebeveynlerime "sağır bu" demiş, "doktora götürün".
şimdi hatırladım.başımdan geçmiş bir hadiseyi ben de dillendirmek isterim.
yer:mersin durmuş ali toksoy ilkokulu
birinci sınıftayım.sabah annemin yaptığı krepleri bir güzel yemişim..üstüne de -çaktırmadan- üç/dört bardak ayran,bir bardak da süt içmişim.ne bileyim lan motor bozulur mu bozulmaz mı..
neyse..o gün yine öğretmenin "öğretmeninizi seviyor musunuz" sorularına hepbir ağızdan "eveeeeeeeet" cevaplarıyla geçip gitmiş farkında olmadan..
yediğim tek bok sabahki haltlarımla kalmamış meğerse.sınıfta parası olmayan aileler çocuklarına plastik fasulye yerine gerçek fasulye almışlar.ben de o yaşlarda ziyadesiyle tombul bir çocuk olduğumdan,gördüğüm her şeyi ağzıma almam ile ünlüyüm..matematik dersi bitti,çocuğa dedim ki "lan fasulyeleri versene bi tarif denicem".."aa ayıpkena,iki kilo daha var evde al lan al" diye verdi.
neyse şöyledir böyledir derken içip bitirdim şalgamı.zil çaldı,tam sınıfa koşacakken öğretmen seslendi:"uuut,oğlum al şunları" fıstık yiyordu.bana da ikram etti sandım,yuttum hepsini.meğerse fıstık kabuklarını çöpe dökmem için vermiş.."noluyo oğlum" diye bir çemkirdi,"noolsun hocam sizden naber" dedim kaçtım sınıfa.
son ders beden eğitimiydi,her gün okulda söylediğimiz "terli terli su içmemeli/güçlükleri yenmeliyiz" şarkısından bir ders çıkarmamışcasına top oynayıp terli terli su,şalgam içip simit yedim,50 tane falan yedim işte simit.
zil çaldı.evim ile okul arasında baya bir mesafe vardı ve midem acayip bir şekilde ağrıyordu.oturup düşündüm "lan ben bugün enteresan bir şey yemedim ki neden ağrıyo midem" diye..
o zamanlar adettendi,okul zili çalar çalmaz tuvalet kapıları kilitlenirdi okulda(mına kodumun hademeleri ya)..kıvranıyorum,nasıl kıvranıyorum anlatamam efendim..sınıfa koştum.sıkışmış çocuk psikolojisi ile donumu indirip öğretmen masasının altına sıçtım(bir nevi masa altı)..çıktım dışarıya.evime gittim.annem hemen atıldı;
-oyy benim tombulumun okulu nasıl geçti bakim?
-süfer geçti anne
-en çok hangi dersi seviyosun söyle bakim anneye?
-beslenme!!beslenme saati!..
-afferim oğluma.kendine çok da iyi bakıyorsun ha!..
-evet!..karnım aç ne yemeği yaptın kadın?!
sabah nasıl oldu anlayamadım.yine yiyip içip sıçarak sabah etmiştim günü.yeni şalgamlar,simitler,yeni masalar beni bekliyordu..
bu da böyle bir anım işte..
ps: inanmayanlar var ise,yediğim 50 simitin susamları halen dişlerimin arasında gezip tozmaktadır.midesine güvenen gelsin baksın.
okuldan uzaklaştırılacak ve hademelerden bi temiz dayak yiyecek öğrencidir kendileri.çılgınlıkta sınır tanımam sloganını kendine amaç olarak bellemiştir.zira bu olayı ilkokul üçüncü sınıftayken yaşamıştık.sınıfımızdaki mongol olan serkan adlı arkadaşımız sınıfın ortasına sıçmış ve okulda kıyamet kopmuştu.herkes çocuk zihinsel özürlü olduğu için olayı soğukkanlılıkla karşılamaya çalışsa da hademe sinirlerine hakim olamayıp çocuğu herkesin önünde pataklamıştı.
bizim lisede de olmuştu. hocaya "kedi pisliği" diye yutturmuşlardı. ama gelen hademe "böyle kedi pisliği olur mu hocanım, insan pisliği bu" demişti. hoca da kırk dakika konuşmuştu tuvalet terbiyesi üzerine. lise derken, biz hazırlıktaydık o zaman, 11 yaşında filan.
liseye başlayalı iki üç gün olmuş. bir öğrenci sıkıntılı bir şekilde sordu
-hocam çıkabilir miyim?
-neden evladım?
-tuvalete gitmem lazım
-aa , ilkokul mu burası canım. otur oturduğun yere
-peki hocam.
bir süre sonra çocuk ağlamaya başladı. tabi aynı zamanda sınıfı leş gibi bir koku sarmıştı bile. kusan oldu , kaçan oldu. çocuk ise etrafına bakmadan iki gözü iki çeşme ağlıyordu. evet altına sıçmıştı.
tuvaleti okulun dışında olan okullarda öğrencinin yolu göze alamayarak hareketli halde olmasındansa oturarak olmasını tercih ettiği durumda olan hadise. bu hadisenin bir benzeri de müdür odasının önüne hazır yeni sıçılmış pisliği poşetle dökmektir ki bu daha sanatsal nitelik taşır..
kanımca soğuk esprilerine yalnız kendisi gülen ukalalığı ile ün salmış,herşeye atlayan ve öğretmenleri yağlayan öğrenci ile aynı kişidir kendisi
(bkz: ortamın içine etmek)
lemanyaktaki sıçan adamın öğrenci versiyonudur. gözlerimle sınıfta işeyene tanık olmuştum yani heyecanlanınca altına kaçırana ama bu başlık hayal dünyamın içine etti. hatta aletiyle bişeyler yapana da tanık olmuştum ama ya bu harbi harbi pok ya. demek milli eğitim bundan batmış
zaman: sene 90'ların ilk yarısından bir yıl, ilkokuldayım.
sahne: sınıfta pis bir koku var ama osuruk desen değil, daha kesif. paltoların oradan geliyor, sınıfın pencereden uzak köşesindeki kalabalık ve karanlık bölge. düşen silgileri yutan karadelikleri barındıran, tozların ve botlardaki çamurların kum tepeleri haline geldiği, sınıftaki arrakis. yerler de hiç silinmezdi zaten.
tenefüsle birlikte, kokunun kaynağına gittik, koklaya koklaya bulduk kokunun sahibini, ama kızın götünü koklamıyorduk tuhaf bir şekilde, çünkü koku başka yerden geliyordu. nasıl becerdi ise derste eteğini sıyırmış, karanlık yerlere salıvermiş fazlalığını güzel kızımız. silgilerin ve uç kutularının, savaşlar yaptığımız tebeşirlerin gittiği cehenneme gideceğini düşündüğü şeyler ise orada öylece hatıyordu, tüm küstahlığıyla. ağlamaktan mı utangaçlıktan mı kızardığını anlayamadığımız gözleri "sıçtım" dercesine bizlere bakıyordu. öğretmenimiz ise ortamdaki en yaygaracı tip olan denyo beni seçmiş ve "ehuehehu ayşen sınıfa kaakaa yapmış" seslerimi kesmek için "azur, git hademeyi çağır temizlesin." demişti. evet kutsal görev için beni seçmişti. "kızım sen de ağlama, siz de yardımcı olun git bi elini yüzünü yıka" diye sözlerini sürdürdü öğretmenimiz. arkadan sanki "poponu yıka" demiş gibi de geldi ama bilmiyorum. götlerin popo olduğu yıllar o zamanlar. hocaların öğretmen olduğu yıllarımızdı.
ahmaklığı paçalarından akan azur ise, hademeye bakınmış, yerinde göremeyince tuvalete dalıp paspas, kova gibi ekipmanları kendisi sırtlanıp sınıfa gelmiştir. üstlendiği görevin kutsallığını o denli benimseyen süper kahramanımız*, şartların zorluğu-hademenin yokluğuna rağmen öğretmenine verdiği temizleme sözüne sadık kalacaktır. "hademe yok, ben temizleyeceğim, açılın sıraları" demiş ve sınıftaki tüm kokulu silgileri atkısının içine koyup paspası kovaya daldırmıştır. ayrıca silgilerin yanına, ismini asla unutmayacağım ilkokul aşkım sarışın kızın verdiği, misafir odalarında cam kavanozlarda bulunan parfümlü kurutulmuş süsleri de ekleyip, kirlerin pislerin üzerine gitmiştir. (sana hastaydım be güzelim.)
tam donanımlı (gaz maskeli) bebe sayesinde tenefüs sonunda kirden pisten eser kalmadı, sınıf mis gibi oldu. muzaffer kumandan edasıyla çıktığım sınıftan ardımda alkışları duyuyordum sanki. ya ya, işte sınıfa sıçan öğrencinin yaptıklarını temizleyen bir başkası da elbet vardır anlıyoruz ki. yalnız kayıp silgi, tebeşir, kalemler ve uç kutuları ise bulunamadı, ondan eminim. peki öğretmen sınıfa geldiğinde ne oldu? orasını hatırlamıyorum işte. hafızam o kadar iyi değil...
sonuç: anlattığım olay ve benzerleri yüzünden ilkokul arkadaşlarımı bulmaya heveslenmiyorum, çünkü gerizekalının biriyim ve o zamanlar bunu saklamada şimdikinden daha beceriksizdim. kahrolsun feysbuk.
bir arkadaşımın ankara atatürk anadolu lisesinde yaptığını duyduğum ve onunla aynı ortaokulda okumuş olmaktan bile utandığım eylemi yapan öğrenci cinsidir.
ilkokul 1 yada 2. sınıftayken aykut isimli bir arkadaşın becerdiği şeydir. malum bölgesinden difüze olan ve kısa sürede tüm sınıfı etkisi altına alan korkunç kokuyu öğretmenin farkedip kaynağını tespit etmesiyle sınıfı tahliye etmiştik. zavallı öğretmenimiz bir elinde kolonya şişesiyle sınıfı derse hazır hale getirmeye çalışmıştı. olayı takip eden günlerde "ya öyle bi sıçmış ki bokunun izi sıraya çıkmış" şeklinde bir dedikodu alıp başını yürümüştü.