1. otoritenin gönüllü ispiyoncularıdır. demokratik bir seçimle bu koltuğa oturanlar oy veren arkadaşlarını ispiyon ederler. bir kere sınıf başkanı sınıfın zeki, karizmatik hem de fırlama olanıdır. kankaları ise sadece fırlamadır. seçilirler. başkan olurlar ama bu fırlama arkadaşlarının ismini tahtaya yazarlar. kankalarının ismini yazmayan onlara torpil geçenler ileride politikacı olurlar.
    (bkz: konuşanların adını tahtaya yazmak)
  2. ders zilinin çalması ile öğretmenin sınıfa gelişi arasında geçen zamanda tahtaya "dinlemeyenler" adı altında sınıfın yarısını yazıp öğretmene şikayet etme görevi.
    birde isimlerin yanına x işareti koyarlar ki, bu işaret de yaramazlığın şiddetini ifade eder.
  3. yöneticilik vasfının sonradan kazanılmayan kişiye doğuştan gelen bir karekter olduğunun en güzel ispatlarındandır...yani bu kişilerin çoğu ilerde bir şekilde başarıyı bulmuşlardır çünkü küçücükken bile farkında olmadan yapılan bu basit işler bile kişinin içinde olanların küçük yaşta ispatıdır...
  4. bu durumun üniversitedeki karşılığı (tam karşılamasa bile) sınıf temsilciliğidir. lakin bir işe yaradığını görmedim.
  5. üstlenmek için heveslenmediğim görevdi; bütün sınıf gözü dönmüşçesine aday olurken, ufak bir analizle sorumluluk alma duygusunun o dönemlerde yerlerde sürünmesine müteakip, olacak çocuk bokundan belli olur tarzında bir çıkarım yapmak da mümkün olabilir. olmadı mı olmuyor...
  6. bir uzaylı ufodan inmiş karşısındaki ilkokul öğrencisi ile konuşmaktadır:

    -bizi liderinize götür.
    +sınıf başkanına mı?

    (bkz: selçuk erdem)
  7. sınıfta bir üstünlük sağlayacağı düşünülen ama olunca amele gibi bir oraya bir buraya koşturulan ilköğretim/lise dönemi kollar üstü kol.
    yoklamaydı, sınıfın düzeniydi, hocaya hesap vermeydi, tebeşir bulmaydı derken bütün gün ayaklar şişer, 'lan nerden girdim bu işin içine, 3 kuruş maaş bağlasalar bari' dedirtir ve bezdirir.