görseller
sınıf 
  
belki ilginizi çeker
  1. · rıza kocaoğlu
  2. · başörtülü insanın ikinci sınıf olarak görülmesi
  3. · yaran lise anıları
  4. · toplumsal statü
  5. · yengeç burcu kadını ile balık erkeği ilişkisi
  6. · cins
  7. · abstract
  8. · alem
  9. · filozofların hanımlarıyla diyalogları
  10. · mine tugay
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · author
  2. · kemal kılıçdaroğlu
  3. · 22 kasım 2009 galatasaray manisaspor maçı
  4. · annelerin yakışıklı anlayışı
  5. · sözlük yazarlarının hayalleri
  6. · tunceli alevileri dinsizdir
  7. · yaran diyaloglar
  8. · imf
  9. · gizli numaradan mesaj atmak

sınıf  

  1. öğrencilerin yıllık öğrenime göre ayrıldıkları bölümlerden her biri.cümle içinde kullanırsak:
    ben 7.sınıfta okuyorum..
    (ben ihsan değil hilmiyim, 01.02.2006 12:25)
  2. burun çekme efektinin okunuşu.cümle içinde kullanırsak:
    sınıff,sınıff nezle olmuşum galiba..
    (ben ihsan değil hilmiyim, 01.02.2006 12:26)
  3. canlıları sınıflandırmada kullanılan terimlerden en geniş üçüncü olanı. üst birimi şubedir. takımlardan oluşur.
    (tuygun, 15.06.2006 18:39)
  4. bir toplumda aynı işi yapan, aynı görevi üstlenen ve genelde aynı şartlarda yaşayan insanlar topluluğudur. insanları sınıflara ayırmak genellikle hümanizm karşıtlığı olarak görülmektedir, lakin bu sadece bir isim koyma durumudur. bu sınıflandırmayı yapmak, komünizm yandaşığı değildir. öyle görülür ama, tamamen saçmadır böyle bir düşünce. (bkz: class)
    (asosyal demokrat, 27.05.2007 23:26 ~ 17.06.2007 19:05)
  5. genellikle okul ve dershane gibi eğitim kurumlarında bulunan, içerisinde tahta, masa, sıra, dolap gibi eşyaların yer aldığı, öğrencilerin beraberce öğretim faaliyetlerine katıldıkları mekan.insanın hayat boyu unutamayacağı en azından birkaç anısını bu mekanda yaşaması muhtemeldir.
    (agathachristie, 11.06.2007 12:53)
  6. “...toplumsal üretimin tarihi olarak belirlenmiş bir sistemi içindeki konumuna göre, üretim araçlarıyla ilişkilerine göre, emeğin toplumsal örgütlenmesindeki rollerine göre ve dolayısıyla toplumsal servetten tasarruflarında bulunan payın kapsamına ve payı elde ediş tarzına göre birbirenden ayrılan büyük insan gruplarına sınıf denir. sınıflar, toplumsal ekonominin belirli bir durumunda konumlarının farklılığı sayesinde bazılarının emeği diğerleri tarafından gaspedilen insan gruplarıdır.” lenin (s.eserler-9)
    (01101001, 17.06.2007 19:01 ~ 19:01)
  7. bugüne kadarki tüm toplum tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir.
    (ccb, 10.11.2007 19:45)
  8. show tv'nin çekimleri geçen hafta başlayan ocak ayında yayınlanacak olan yeni dizisi..
    (amphitrite, 27.12.2007 18:04)
  9. ilk bölümü itibariyle umut vadeden dizi.umarım hep böyle devam eder.
    (headfucker, 26.01.2008 00:13 ~ 00:14)
  10. ilk bölümünün ardından bu sefer belki becerebilirler diye düşünememe sebep olmuş dizi.her gençlik dizisinde olan, "arkadaşları tarafından hor görülen gencin kanlı intikamı" ile açılmış olsa da izlenir bir dizi olacağını ümit ediyorum.hem serkan altunorak gibi bir adamı da bünyesinde barındırması ile daha bir sempatik gelmektedir şahsıma.diğer gençler de gözlerimizin aşina olduğu, görmezden gelemeyeceğimiz oyuncular.ilk bölümde saadet ışıl aksoy'u da öldürdüler,biraz sinirlendim ama olsun;benim hala ümidim var.
    (setheleh, 26.01.2008 17:17)
  11. flashback esnasında "5 yıl önce" ibaresini kareye ekleyerek gece gece tey tey dedirten.
    (togisama, 27.01.2008 12:28)
  12. "ama kimse de tabancayı almayı düşünmedi..."

    sınıf'ın ilk bölümünü merakla izledim...beklediğim kadar iyi olmasını umarak...bi hayat bilgisi, bi lise defteri'yle falan alakası olmadığını sezmiştim doğal olarak...ama bu kadar farklı olacağını tahmin etmemiştim...bu kez çok önemli bi konuyu ele almış bkm...izleyenler biliyor zaten...umarım devamını da getirebilirler...

    dizide sahneler gerçekten iyiydi. ama tüm dizi bi yana, tek bir sahne beni tepedan tırnağa çok etkiledi...hayır, ne sınıftaki vurulma sahnesi, ne umut'un sokakta uyuşturucu satan herifi konuşturması, ne de okulun çatısındaki sahneler...beni en çok etkileyen sahne, öğrencilerin demiryolu kenarındaki kafede okuldaki cinayetler hakkında konuştukları sahneydi...o kadar çok şey var ki bu sahnede, adam gibi izleyen için...hatırlamayanlar için yazıyorum:

    sahnenin sonuna doğru, çok yakın oldukları anlaşılan iki kız öğrenci konuşuyorlar...
    - ben tarık'ın elinde silahı görünce anladım. sonra herkes bi tarafa koşuşturmaya başladı. ölücem dedim...tarık silahı bizim olduğumuz tarafa doğrulttu. nolur dedim beni vurmasın. eğer beni vurmazsa bundan sonra bizimkilere asla yalan söylemicem dedim, derslerime daha fazla çalışıcam, çok daha iyi bi insan olucam ama lütfen beni vurmasın...sonra birden duygu'nun üzerine gitmeye başladı.
    - evet gördüm...
    - ya duygu'ydu zeynep, ben değildim. o kadar sevindim ki anlatamam. dışarı doğru koşarken "sağol allahım, sağol allahım" diyordum içimden...
    - sevineceksin tabi kızım, kimse ölmeyi istemez ki. zaten hepimiz aynı şeyi yaptık, kaçtık...
    - ama kimse de tabancayı almayı düşünmedi...

    burası bi lise...bu insanların hepsi aynı sınıfta ve üç sene boyunca günlerinin en büyük bi kısmını hep beraber geçirdiler...ve aralarından birisi öldüğü, daha doğrusu öldürüldüğü zaman, aralarında bu konuşma gerçekleşiyor..."ulan bu sadece bi dizi, niye bu kadar büyüttün" dediğini duyar gibiyim...peki...

    bundan üç sene önce ben lisedeyken böyle bi olay olsa ne olurdu diye düşündüm bir an, birisi bana silah doğrultsa sınıfın ortasında ne olurdu...üç sene önceki ben şöyle derdi heralde: "hiç korkmam olum. hemen arkadaşlarım atlar herifin üzerine kurtarır beni. o kadar adamız be. üç senedir biz neler yaşadık onlarla, neler paylaştık. tabi ki kurtarırlar..." şimdi acı acı gülümsüyorum üç sene önceki bana...ne kadar saf olduğuna kızıyorum...çünkü o zaman böyle bi olay olsaydı, aynen bu dizideki sahneler yaşanacaktı...işte o kadar gerçek bu diyaloglar...o olay olup, arkadaşlarım kaçışıp ben öldürüldükten sonra da aynen bu konuşmalar yaşanacaktı...
    - ben barney'i o kadar sevmezdim aslında...
    - hani şöyle şöyle yapardı ya çok sinir olurdum...
    - ne tarafta olduğu bile belli değildi, karakteri eksikti be...
    ve iki gün sonra olay unutulunca, herşey eski haline geri dönecekti...

    sen de bi düşün bu olayı...böyle bi olayda sen öldürüldükten sonra, sırana portren koyulup, arkadaşların gözyaşları içinde birer karanfil bırakacak mı masana...günlerce, haftalarca ağlayacaklar mı ardından...bırak palavrayı, ilkokulda değiliz artık...aynen yukarıdaki konuşmalar yaşanacak...

    kafe sahnesinin son diyaloğu...
    - sen çıkarken bana baktın mı?
    - hep aklımdaydın. "allahım" dedim "lütfen o da çıkmış olsun"...ama hayır, bakmadım.
    - çıkmadığımı görsen, beni almaya gelir miydin?
    - ...

    günümüzün arkadaşlık kavramı ancak bu kadar güzel özetlenebilirdi...gülüp oynarken, espri yaparken, birbirine aşklarını, meşklerini anlatırken ya da playstation cafede birbirini yenerken "arkadaşlık" çok kolay...peki ya böyle bi durumda?

    ben en azından bu soruyu sorduğumda "bir" kişinin "evet olum, tabi ki..." diye cevap vereceğini biliyorum...bu belki de dünyada sahip olduğum en önemli şey...en değerli şey...peki ya sen?...sana doğrultulan silahın önüne atlayacak bi arkadaşın olduğuna emin misin? (dizide "benim kan kardeşim ölüyor içerde" diyen çocuğun en başta kaçtığını unutma sakın...) geyiği bırakıp, senin artık olmadığın gerçeğini farkedebilecek ve daha da önemlisi bunu önemseyecek bi arkadaşın olduğuna? cevabın evetse, hemen otur ve allah'a şükret...bu şansa sahip olamayanları düşün...ve gerçekten o adamın/kadının kıymetini bil...çünkü başka kimse, bütün gün seninle gezip gevezelik eden, gülüşen "en sıkı" arkadaşların da dahil, " o tabancayı almayı düşünmeyecek" senin için...dünyada bundan daha acı bi gerçek yok bence...
    (barneystinson, 28.01.2008 15:12)
  13. (bkz: kategori)
    (medium, 30.01.2008 19:53)
  14. oyuncuların sokaktan toplanmamış olması ya da en azından 35 yaşında kartlamış karıların lise öğrencisi rolü yapmadığı bir dizi olması bakımından bile diğerlerinden ayrılır derim. fakat yine de eksik birşeyler var işte.
    ayrıca yine anlatılamıyor lise ortamı. hiçbir okulda bütün bir okul bu kadar asi, bütün öğretmenler bu kadar pısırık değildir diye düşünüyorum. her dizide öğrencilerin herbiri piskopat, katil, uyuşturucu bağımlısı mı olurmuş yahu? yok mu kardeşim düzgün bi lise ya da öğrenci bu memlekette? türk filmlerindeki dindar ,yaşlı, sapık, paragöz -mutlaka yeşil takkeli- ev sahibi tiplemelerine dündü bu iş.
    ayrıca serkan altunorak'ın sesi aklıma sürekli bugs bunny'i getiriyor, karaktere çocuksu kalıyor. a evet, ben gidip selena izleyeyim. niye bu kadar konuştum biliyorum ki. neyse efendim izleyip göreceğiz.
    (hristov ciklipaf, 05.02.2008 00:32 ~ 00:37)
  15. zaman uyuşmazlığı nedeni ile izleyemediğim dizi.ancak dün yayınlanan tüm bölümlerini izlemiş bulumaktayım. güzel olmuş ama biraz umut'un çatıya çıktığı sahne saçma geldi yani ne alaka manyakmkısın kardeşim ne işin var çatıda tamam biraz delilik var karakterde ama ne biliyim o sahneyi sevemedim. yinede güzel olmuş ne diyelim bir dizimiz daha oldu hayırlı ola...
    (boncuk, 07.02.2008 01:35)
  16. 01 mart 2008 cumartesi saat 17:00 de final bölümü yayınlanacak olan dizi.

    yayından kaldırılma gerekçesi; reyting.

    (bkz: ahh aziz nesin ahh)

    show tv nin diziyi istemediği, cumartesi saat 22:30 a diziyi koymasından belliydi. ondan sonra da reyting alamıyor diye yayından kaldırdı, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu ? ulan porno kuşağına koymuşsun diziyi kim seyredecek ? ama hafta içi ve hafta sonu dizi kuşağında daha önemli yapımlar var. acun ılıcalı nın sunduğu, var mısın sabaha mı bırakırsın ?

    şimdi diziyi eleştirelim.

    şiddet içeriyor ! kurtlar vadisi ne içeriyor ?

    uyuşturucu konu edilmiş ! pars narkoterör ün konusu ne ?

    konusu saçma ! selena nın bez bebek in konusu ne ?

    oyuncu seçimi kötü ! bıçak sırtı nın oyuncu seçimi de iyi ama o niye reyting de birinci olamıyor ?

    demek ki neymiş efendim, memed ali bey yardımcı olun, acun bey sinerji yaratın, sayın ahmet çakar cimri değil. bunlar reyting alıyormuş. bu mu bizim reyting anlayışımız ? bu mu bizim zekamız ? herkes hayrına televizyon da para dağıtıyor di mi ?
    (der gokhan, 29.02.2008 10:52 ~ 14:26)
  17. hayatımda ilk defa hiç üşenmedim, çekinmedim. şu başında durduğumuz meretten* numarasını bulup show tv'yi aradım. operatör hanım yorgun bir sesle açtı telefonu. kendisine "sınıf dizisiyle ilgili bir şey soracaktım" dedim. "bir dakika bekleyin lütfen" dedi gayet kibar bir şekilde ve anlaşılan bilgili olduğunu sandığı kişiye bağladı. telefon açıldı. yine kibar bir bayan, ismini söyledikten sonra "buyrun" dedi. konuşmamız şöyle gelişti..:

    - sınıf dizisiyle ilgili bir şey sormak için aramıştım.
    - buyrun.
    - dizinin yayından kaldırılacağı doğru mu?
    - şu an için dizi bitmiş bulunuyor; ama dizinin bitmemesi için yoğun talep aldık. bu konuyla ilgili yapımcı firma* ile görüşülüyor.
    - çabalarınızdan dolayı teşekkürler; zira şu an türk televizyonlarında elle tutulur tek dizi yazık ki bu kaldı. onu da bitirmeyin. peki özetlersek yeniden başlayacak mı?
    - bize herhangi bir bilgi ulaşmadı.
    - yani pek bir ihtimal yok mu..?
    - dediğim gibi, bize herhangi bir bilgi ulaşmadı.
    - anlıyorum, teşekkürler.
    - ben teşekkür ederim, iyi günler.

    anlayacağınız arkadaşlar dizinin köküne kibrit suyu dökülmüş durumda. fazla doğrudan, fazla iyi anlattı benim kanımca. bir dizi ya da yapım; yani kamuoyuna propaganda yapma gücüne sahip bir yayın doğru anlatıyorsa pek uzun ömürlü olmuyor. eğer bu diziyi, "kötü örnek oluyor!" diye eleştirip bitmesine neden olmuş öğretmenler varsa, son sözüm onlara:

    size acıyorum! dizide sizler de işlendiniz aslında; o, umut'un bir şeyler yapmaya çalışmasından rahatsız olan, yankesici ingilizce hocası var ya, siz işlendiniz hocalarım, 'öğretmen'lerim! ahkam kesip hiç bir şey 'öğretmeyenler'im! kaçınız acaba öğrencilerinize -bakın öğrencinize değil, öğrenci'leri'nize- ulaşmayı denediniz? zaten kendini kurtaran çocuklara, destek olmak dediğiniz şey cesaret istemez, yanında durmaktır ancak o çocuğun, ucuz kahramanlıktır ucuz kahramanlarımlarım! cesaret, kayıp gitmekte olanları kazanmaktır öğretmenlerim! arkalarından gitmekten korkmamaktadır; duyun!
    o sizin, umudu kesip arkasından gitmeye cesaret edemediğiniz öğrenciler suçlulara dönüşüyor; bir yardım eden, güvenen olmadığı için sokağın insafına kalıyorlar ve sokak asla affetmiyor! susan da yapan kadar suçlu, kendinizi sütten çıkmış ak kaşık sayıp, konuşuyorsunuz! bir şeyler yapmaya sıra gelince biz polis miyiz, öte miyiz beri miyiz? biz öğretmeniz işimiz burada, bu duvarların içinde... değil işte! ancak yaptığınız işin öneminden kaçıyorsunuz! o işe kutsiyetini veren çabadan; "insan yaratmaktan" korkuyorsunuz hocam! hatalarınızı kabullenmekten kaçıyorsunuz! bir çocuk yanlış bir yere sapıyorsa onu o yoldan alıkoyamayanlar anne babanın yanında sizsiniz de hocam, unutmayın bunu! bu işi başardığınızda en ulu insanlar sizsiniz! çabaladığınız ölçüde ellerinden öpülecek en yüce insanlar sizsiniz! zaten en değer verdiğim mesleğin bu kadar ucuz kullanılmasından, bu göreve getirdiklerimizin vasıfsızlığını ayıklayamamamızdan; o kutsallığın -taşıması gerekenlerce- böylesine umursanmamasından bu öfkem, hırçınlığım. başaramayacaksanız o noktaya çıkmayın işte; bu denli bir sorumluluğu taşıyamayacaksanız almayın! en azından korkaklığınızı kendi köşenizde yaşayın; sizin yapamadıklarınızı başarma şansı olanları, çabalayanları komplekslerinizle boğmayın! en aşağılık yaratık kendi umudunu kaybeden ya da çabalayıp beceremeyen değil; başkalarının umudunu baltayanlardır! yapmayın ne olur, bir kere de yardım edin!
    o dizi, sizin ulaşamadığınız gibi ulaşabilir öğrencilere; yani bize, geçmişimize! kendinizi kandırmayın, biz zaten kanmıyoruz. "kötü örnek oluyor"muş, ancak kendinize güldürüyorsunuz insanları! okullarda bu dizidekilerden çok daha korkunç olaylar dönüyor! öğrenciler okula en azından sustalıyla kelebekle gidiyorlar, köşe başlarında bekleyen ölümden korkuyorlar! kızlar kontör karşılığı servis şoförlerinin, dayak yememek için erkek arkadaşlarının altına yatıyorlar! çocuklar sokaktaki 3 simitçiden 2'sinde ne isterlerse* bulabiliyorlar. anlayın artık, akıllı bir hamle işte: artık dizilerle aptallaştırılıyoruz, gelin oyunu kuralına göre oynayalım; yeni geliştirilmiş silahları kullanalım, dizilerle akıllanalım! ne olur, baltalamayın! biz de elimizden geleni yapıyoruz, yapacağız da; ama siz de elinizden geleni yapın, çabalayanları/yapanları da alıkoymayın! kulaklarınızı-gözlerinizi-ağzınızı kapatmayın; görün-duyun-konuşun artık, anlayın!
    (kökez, 02.03.2008 21:45 ~ 21:54)
  18. son bölümünde ilk 50'yi zor görmüş, ancak içinde süper diyalogları barındıran, eşi benzeri olmamış, olmayan dizi...

    serkan altunorak ve mine tugay'ın diyaloglarına dikkat. (evet, romantiğim...)
    (everdead, 05.03.2008 02:50)
  19. sabah gazetesinin günaydın ekinde yazan yüksel altuğ'un yeniden başlayacağını iddia ettiği dizi olmuştur artık. gerçi yüksel bey sevdiğimiz bir yazardır, iddiası yüksek ihtimalle doğrudur.

    http://www.sabah.com.tr/...
    (everdead, 23.03.2008 02:01)
  20. neredeyse türkiye'nin genç oyunculardan en iyilerinin rol aldığı bir diziydi. serkan altunorak, mine tugay, sezgi mengi, rıza kocaoğlu , sarp aydınoğlu, ezgi mola, oya okar.sadece genç değil usta oyuncular da vardı: şerif sezer, ülkü duru, civan canova. çok güzel oyunculuklar sergileniyor, şimdiye kadar değinilmemiş şeylere değiniliyor, dizilerde pek de yer almayan sahneler yayınlanıyordu. yayın saati önce 23.00dı. sonra 23.30 oldu sonra 00.00.. fakat yayın saatine bile sadık kalamadılar, verdikleri saatten en az 15 dakika geç başlatıyorlardı. dizi ise ancak 01.30'da bitiyordu. dolayısıyla kimse izleyemedi, ve yayından kaldırıldı. bilmiyorum şu an tekrar başlatmak mümkün müdür fakat eminim bütün oyuncular bir yere dağılmış, başka işler yapıyorlardır. her dizi reyting kurbanı olabilir ve hatta olmalıdır, çünkü çok saçma işler de yapılıyor. fakat bu kadar güzel bir iş bir saate sıkıştırılamama gibi bir sorundan ötürü heba edildi. üstelik bakıyorum da şu an televizyonda küçük çocukların bile dönüp bakmadığı saçma projeler varken...
    (una furtiva lacrima, 04.07.2008 22:37 ~ 22:39)
  21. her zaman şu as kadro ile karşımıza çıkan güruh;

    1 adet şişko komik oğlan
    1 adet uyuz kız
    2 adet kolu kıllı kız
    2 adet sivilceli gözlüklü çalışkan oğlan
    1 adet metalci, trip, arka sırada kulaklıkla müzik dinleyen sinirli oğlan
    1 adet hoca yalakası
    1 adet miroğlan

    işte geriside sen ben.

    no:oran 37 kişilik standart sınıf baz alınarak yakalanmıştır.
    (yaqui, 10.09.2008 13:23 ~ 13:25)
  22. türkiyede yapılmış en iyi gençlik dizisi
    (leave me alone, 19.01.2009 21:46)
  23. güzel diziydi vesselam fakat çabuk harcandı. üstelik kolej dizisi gibi de değildi. bildiğin, mahalle arasındaki devlet okulunda süregelen olayları anlatıyordu. ciddiydi de hani, hayat bilgisi gibi lakayt değildi. güzel şeylerin ömrü hakkat kısa oluyormuş.
    (ciğercinin önünde takılan kedi, 01.02.2009 22:07)
  24. rıfat ılgazın aynı isimdeki kitabındaki mükemmel bir şiiridir:
    bu şiir yüzünden davalık olması da ilginçtir: "orta asya’dan konuştuk laf kıtlığında" sözü ile milliyetçiliğe alanen saldırı ve tahrik.


    “yoklama defterinden öğrenmedim sizi,
    benim haylaz çocuklarım!
    sınıfın en devamsızını
    bir sinema dönüşü tanıdım,
    koltuğunda satılmamış gazeteler...
    dumanlı bir salonda
    kendime göre karşılarken akşamı,
    nane şekeri uzattı en tembeliniz...
    götürmek istedi küfesinde
    elimdeki ıspanak demetini
    en dalgını sınıfın!
    isterken adam olmanızı
    çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun
    palto, ayakkabı yüzünden.
    kiminiz limon satar balıkpazarı’nda
    kiminiz tahtakale’de çaycılık eder;
    biz inceleyeduralım aç tavuk hesabı,
    tereyağındaki vitamini
    ve kalorisini taze yumurtanın!
    karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta,
    çevresini ölçtük dünyanın,
    hesapladık yıldızların uzaklığını,
    orta asya’dan konuştuk
    laf kıtlığında.
    neler düşünmedik beraberce
    burnumuzun dibindekini görmeden
    bulutlara mı karışmadık!
    “hazan rüzgarı”nda dökülmüş
    “hasta yaprakla”a mı üzülmedik!
    serçelere mi acımadık, kış günlerinde
    kendimizi unutarak.”
    (yannis, 11.08.2009 13:05 ~ 13:06)
  25. "tarih, sınıf savaşları tarihidir."

    demiş karl marx. sınıf savaşlarının tarihi, yazdığımız tarihi oluşturacak. ama nasıl? galiba, bu savaş bu topraklarda hiç seyretmeyecek. yoksa bizim tarihimiz kayıp mı olacak?

    pazar günü, evden çıkmadan önce bir şeyler atıştırıyorum. hiç izlemem televizyon, ama böyle kısa zaman dilimlerinde zamping yaparım. denk geldiğim kanalı hatırlamıyorum, sadece bir magazin programı olduğu var aklımda. pazar sürprizi, pazar keyfi, pazar boncuğu her ne haltsa ekranda dönüp duruyor. az sonralar ardı ardına kesilmiyor, tatilciler bodrum'da, çeşme'de eğleniyor; iki günlük kaçamak yapan bilmemkimsanatçı/bilmemkimşarkıcı kameralara sevgilisi ile yakalanıyor. bildiğimiz, yazın değişmez haberleri ardı ardına az sonralarda görünüyor.

    izlemeye devam ediyorum.

    az sonralardan kurtulup bir haber giriyorlar ekrana. "armağan çağlayan'ın evine konuk oluyoruz." ev değil, saray yavrusu. bir apartmanın son üç katını alıp kendi tercihine göre yaptırmış. geziyoruz evi. salonu, mutfağı, yatak odasını, giysi odasını. 200 çiftin üzerinde ayakkabısı geliyor ekrana. bir duvar boydan boya ayakkabı dolabı. giysilerinin fazlalılığını siz tahmin edin. çalışma odasına geliyoruz, çalışma odasında bir mini buzdolabı. buzdolabının içi silme parfüm dolu. şaşkınlıkla bakakalıyoruz ancak.

    ev tertemiz, bal dök yala durumu. her gün bir kadın gelip temizliyormuş. o sırada şöyle bir evime bakıyorum. her yer her yerde. akşam yedide yorgun argın geldiğim evi kendi haline koyvermişim gitmiş. hafta sonları da ya üşengeçlikten ya da yapabileceğim her şeyi o zaman dilimine sığdırmaya çalıştığımdan koşturmaca içinde geçiyor. haftaya daha yorgun başlıyorum. böyle bir kısır döngüde, evin kendi kendini temizlemesini bekliyorum belki de. her gün bir kadın gelse de temizlese.

    sonra evin terasına çıkıyoruz. muazzam bir istanbul manzarası. terasın yarısı botanik bahçe gibi, seraya çevrilmiş. ve diğer yarısında görünce küçük dilimi yutmamak için epey zorlandığım bir açık havuz var. evet evet, evin terasında etraftan hiç bir şekilde görülmeyen bir açık havuz var. şaka gibi lan. güneş de alıyormuş. o sırada evin sahibi anlatıyor. günün şu saati şurada güneşlenirim, günün şu saatlerinde şu kadar zaman yüzerim falan. hassiktir canım kardeşim!

    ben o sırada oturduğum koltuğa şöyle bir göz gezdiriyorum. kahrolasıca koltuklar, eskimesin diye hani koltuk örtüleri vardır ya onlar tarafından koruma altına alınmış annem tarafından. hiç anlamam zaten bu eşyaların hem en güzelinden seçilmesini, hem de eskimesinler diye aslında hiç görücüye çıkmamalarını. anneme de bir türlü anlatamam, el mahkum anne kurallarına göre yaşanılır gidilir o evde.

    her neyse; sınıf savaşı bunun neresinde?

    bize servis edilen yaşamlarla kendi yaşamlarımız arasındaki bu muazzam fark nasıl bir şeydir? kimse sesini soluğunu çıkarmadan, ona da şükür buna da şükür diye yaşayıp durur. yoksa herkes böyle evlerde oturup, çalışma zorunluluğu olmadan günün dilediği saatinde dilediğini yapma şansına sahip de benim mi haberim yok. bodrum'da çeşme'de bilmem ne beach club'da mı eğleniyor herkes? bu yaşamın berisinde/arkasında kalanlar kimler gerçekten de? neredeler onlar?

    sınıflar arası uçurumun bu kadar hissedildiği, bu kadar gözümüze sokulduğu bir toplumda, bu topraklardaki bu dinginlik de neyin nesi? hep provakatör, vatan haini olarak damgalanmak mı zorundayız, yoksa hakkımızı mı aramalıyız?

    tarihi yazmak için; karl marx'ın sözünü tekrar hatırlatmakta yarar var:

    "tarih, sınıf savaşlarının tarihidir."
    (aglaures, 09.11.2009 22:46)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil