berdel gibi artık günümüz türkiye'sinde esamesi bile okunmaması gereken ama maalesef ki hala doğuda geçerli olan bir gelenek/töreyi anlatan dizi. berdel konusu haricinde törelerin birçok yüzünü gösteren ama asıl amacı berdeli kötülemek olması gerekirken sanki sempatikleştiren bir dizi olmuş.
abisinin bir aşiretten kız kaçırması sonucu aşiret ağasına berdel olarak verilen sıla kızımız, ilk başlarda durumuna isyan edip karşı çıkıp diretse, kaçmaya kalkışsa bile zamanla kaderine razı olup yakışıklı ağasına boyun eğmiş hatta abartıp aşık olmuştur. çünkü sıla'yı berdel verdikleri boran ağa o kadar yakışıklı, anlayışlı, kültürlü, iyi niyetli, törelere karşı kadınların haklarını savunan bir adamdır ki bu kadar olur. adam odtü'de matematik okumuş, ezberinden karısına şiirler okuyan, romantik sürprizler yapmayı ve durduk yere hediyeler almayı seven, yani tam bir
yakışıklı zengin kaliteli nazik iyi sevişen erkek şimdi sıla kızımızı bu adamla zorla evlendirmişler, siz onun yerinde olsanız ne dersiniz? şahsen ben "allah" derim ve onun yerinde olmak isterim. kaderime razı gelmek ne kelime, birde üstüne kırk gün kırk gece düğün yaparım.
bu dizinin amacı berdeli lanetlemekten çok tam tersi özendirmek olmuş. şimdi doğuda berdel olarak verilen ve hiç de sıla kızımız gibi halinden memnun olmayan kızımıza ne diyor bu dizi; "kaderine razı ol ve otur oturduğun yerde! zaten bir süre sonra kocana aşık olacan, hiç zorlama kasma boşu boşuna."
dizilerin izlenme oranı uğruna böyle can acıtıcı bir konuyu bile şamar oğlanına çevirip sonra da "biz toplumsal yaralara da parmak basıyoruz" deme ikiyüzlülüğü fena halde sırıtıyor. neden ille de boran ağa yakışıklı zengin ve kültürlü, neden ille de berdel kız çok güzel olur, çünkü öyle olmasa dizi izlenmez.
bütün dizilerde aynı, boran ağa yakışıklı ve zengin, ıhlamurlar altında nın yılmaz'ı fakirken hapishanede bir iş adamının hayatını kurtarıyor ve adam yılmazı alıp koskoca holdingin genel müdürü yapıyor. sanki bize sizin de karşınıza bir gün bir fırsat çıkacak ve paranın gözüne koyacaksınız der gibiler. sanki bütün erkekler yakışıklı, bütün kızlar güzel, herkes çok zengin, malikanelerde yaşar, altlarında son model arabalarla gezerler. hayat çok güzel lay la lay la lay sen güneş ben ay. çünkü bizler şöminenin başında oturuyor gerçek bir prens dizlerimizde uyuyorken, yarınki davette giyeceğimiz elbisenin henüz paris'ten gelmemiş olmasına üzülür, elbisenin üzerine acaba hangi pırlantam yakışır diye endişeleniriz.