• görseller

    • sünger
    • sünger
  1. ukteci arkadaşı aydınlatalım o halde. sünger yapılan bir şey değildir aslında, bildiğin hayvandır. evet evet hayvan. denizden çıkarılıyor. bazıları da laboratuvar ortamında hazırlanan esnek proteinden imal ediliyor.

    süngerler

    deniz diplerinin inanılmaz renk ve biçimlerdeki nazlı güzelleridir süngerler. yüzyıllar boyunca hep bitki sanılan bu ilginç hayvanların, sakin görünen yaşantıları gerçekte oldukça renklidir. bu nedenledir ki çok uzun yıllardır insanların ilgisini çekmişlerdir. sünger avcılığı günümüzde hala bir meslek olma niteliğini koruyor. süngerlerle avcılar arasındaki amansız mücadeleye yüzyıllardır tanıklık ediyor denizler. sünger avcılarının topladığı süngerler önceleri yalnızca banyo ve mutfaklarda temizlik gereci, boya fırçası, zırh ve miğfer astarı, kap, bebek emziği, tıbbi cihaz malzemesi ve tampon olarak kullanılırken, bugün artık biyokimya laboratuvarlarında ve ilaç endüstrisinde önemli araştırmalara da konu oluyor.

    süngerler, en ilkel çok hücreli canlı gruplarındandır. tanımlanmış yaklaşık 5000 türü vardır süngerlerin. renkleri, vücut yüzeyindeki su alıp veren gözeneklerin büyüklükleri ve dizilişleriyle sivri, mikroskobik çıkıntıları sünger türlerinin tanımlanmasında yardımcı olur. rengarenk, canlı süngerler laboratuvarlara taşındığında, örnek kavanozlarının dibinde önce renkleri solar sonra da sulu çamur haline dönüşürler. bazen, süngerlerin kimliğini belirlemek için mikroskobik düzeyde analiz yapmak gerekir.

    süngerlerin çok büyük bir bölümü denizlerde, geri kalanlar da tatlı sularda yaşar. tüm okyanus ve denizlerde, hemen hemen her derinlikte süngerlere rastlamak olasıdır. kimi yalnızca birkaç cm büyüklükte olan süngerlerin, 2 m olanları da vardır. yüz milyonlarca yıldır değişmeden kalmış olan bu canlılarda kalp, beyin, ciğer gibi organlar, gerçek dokular ve sinir sistemleri bulunmaz. karmaşık hareket yetenekleride yoktur. bütün bu özellikleri ve hiç yer değiştirmiyormuş gibi gözükmeleri nedeniyle çok uzun yıllar hep bitki sanılmıştır süngerler. 1600’lü yıllarda ingiliz bitkibilimciler, “sünger diye adlandırdığımız ve deniz köpüğünün oyduğu bazı maddelerden bilimsel yayınlarda söz etmek çok fazla yer kaplayacağı gibi, okuyuculara da pek katkısı olmaz” diyorlardı. ilk kez 1765’te hayvanlara özgü yapısal ve fizyolojik özellikleri ortaya çıkarılmış olan süngerler, 1600’lü yıllarda bilim adamlarının düşündüklerinin aksine, bugün birçok bilimsel araştırmaya konu oluyor.

    ilginç özellikleri

    süngerler yaşamlarını daha çok özelleşmiş hücreler yardımıyla sürdürürler, değişik hücreler değişik işlevler üstlenmiştir. iskeletleri kalkerli ya da silisli kristal iğneciklerden (spikül), sponjin denen bir proteinden ya da bunların karışımından oluşur. por adı verilen gözenekler sayesinde suyu süzerek çekerler ve sonra minik boşaltım deliklerinden geri püskürtürler.

    serin ve tuzlu sularda yaşayan süngerler, hareketsiz olduklarından kendi yakınlarına gelen yiyecekleri hidrolik sistemlerinin yardımıyla suhidrolik sistemlerinin yardımıyla sudan süzerler. süngerler genellikle gözle görülemeyecek kadar küçük organik maddeleri, diatomları ve bazı tekhücreli mikroskobik bitkileri, ölü ya da canlı planktonları ve bakterileri besin olarak alırlar. kısa bir süre önce akdeniz’deki sualtı mağaralarında yaşayan bir sünger türünün etobur olduğu ve kabuklu minik hayvanları (crustacea) yediği saptanmış. bu etobur sünger, hayvanın dış kabuğuna iğnecikleriyle yaptıktan sonra, korumasız avının etrafında toplanan özel hücreleri sayesinde sindirim yaparlar.

    süngerler hem eşeyli hem de eşeysiz üreme yapabilirler. eşeyli üreyenlerinin çoğunluğu ayrı eşeyli, bir kısmı da hermafrodittir (hem dişi hem de erkek üreme organına sahiptir). bunlar, yumurta ve spermleri farklı zamanlarda üretirler. dışarı salınan bu spermler komşu süngerlerce alınır. eşeysiz üreme yapan süngerlerse tomurcuklanmayla ürerler. tatlı sularda yaşayan süngerler eşeysiz olarak çoğalırlar. süngerler, güneş ışığı ve havayla karşılaştıklarında ölseler bile tekrar suya sokulduklarında tomurcukları yaşar ve bunlardan yeni süngerler oluşabilir.
    sualtında gezinti

    sualtındayken bir akıntıyla kendinizi tehlikelerle dolu gibi duran bir mağaranın yanı başında buluverirsiniz. mağaranın girişinde nazlı nazlı sallanan kırmızı süngerin gereksinme duyduğu yemek, oksijen ve üreme için gerekli ortam gibi temel şeyler de sizi oraya sürükleyen akıntıyla birlikte gelmiştir. acıkmış olan sünger bir çırpıda suyu gözeneklerinden içeri çeker. süngerin ektodermindeki geçitler, dallanmış budaklanmış kanalların oluşturduğu hidrodinamik labirentlere açılır. kanallarsa yakalı-kamçılı hücrelere (koanositler) astarlanmış küresel odacıklara ulaşır. bu hücreler sahip oldukları kamçıların hareketiyle, su akıntısın sağladıkları gibi, yakayı oluşturan sitoplazmik uzantılarla da suyun içindeki gerekli parçacıkları emerler. sünger 24 saat boyunca bakteri, plankton ve doymuş oksijen içeren kendi hacminin 20000 katı kadar deniz suyunu pompalayabilir. pompalama işinde çok başarılı olan sünger, aldığı suda bulunan bakterilerin %90’ını tutmayı da başarır.

    bir süngerin içini incelemek “harikalar diyarı”na gitmek kadar heyecan verici olabilir. süngerlerin arkeosit adı verilen özel hücreleri, gerektiğinde, herhangi bir başka hücreye dönüşebilirler. bunlar, süngerin içinde ilerleyerek iskelet oluşumuna yardım ederler. yalnızca bu kadarla kalmayıp, yumurtaların üretimi ve süngerin çevresel uyarılara çok düşük düzeyde de olsa kimyasal ve fizyolojik tepkiler vermesini sağlarlar. örneğin, kimi hücreler şişerek ya da karşı harekette bulunarak süngere gelen su akımın düzenler. sinir sistemleri olmayan süngerler, dış etkilere karşı yalnızca bölgesel tepkiler verebilirler.

    mağara keşfine devam ettiğinizde, süngerleri koruyan ve onların bütün bir yapı oluşturmalarına yardım eden sivri ve keskin silis ya da kristal yapıdaki kireç taşlarından sakınarak, sünger lifleriyle örülmüş çerçevelere rastlayabilirsiniz.

    incelediğiniz süngerler spermlerini bıraktıklarında, birden suda kımıldayan spermleri fark edebilirsiniz. spermler yakın çevredeki süngerlere doğru ilreler ve onların içine girerler. içeri girdikten sonra yakalı hücrelerce yakalanırlar; arkeosit hücreler spermleri toplayıp koruma altında bekleyen hücreler mikroskobik larvalarınkine benzer biçimde suda asılı kalıp, gelişebilecekleri sert bir yüzey bulana kadar hareket ederler.

    denizin metrelerce altında, çamurlu zeminde çok güzel camsı bir kafese de rastlayabilirsiniz. kaynaşmış silisli iğneciklerden oluşan bu iskelet, deniz dibinin en güzel canlılarında biri olan venüs sepeti süngerinden başkası değildir. süngerle karidesler arasında ilginç bir ilişki vardır. karidesler kafesin içine girerler. burada güvendedirler ve düşmanları onları yakalayamaz. süngerin içinde planktonlarla beslenen karidesler iyice büyüdüklerinde süngerin içinde yaşabilmek için “s” biçimde kıvrılırlar.
    kimyasal etkileri

    süngerlerin bir bölümü zehirli kimyasal bileşikler üretebilirler. zehirleri onların bir savunma aracıdır. sünger avcılarının yağmasını bu kadar iyi önleyen bir başka görünmez zehirli kalkan herhalde yoktur. süngerlerin en zehirli kimyasal salgıları onları yalnızca avcılardan korunmakla kalmaz; saldırgan kabuklu hayvanlara karşı bir engel oluşturmalarına da yarar.

    kalabalık sualtı dünyasında bulunan kayalıklar, süngerler ve hareketsiz olan daha birçok başka omurgasız tarafından çok rağbet görür. hepsi bu oyuklara yerleşebilmek için büyük bir mücadele verir. bu mücadele çoğu zaman kimyasal bir savaşa dönüşür. savaşı kazanan o kayalıkta oturma hakkını da kazanmış olur.

    zehirli süngerler gibi deniz hayvanlarının ilginç yaşamlarının merak konusu olmasının yanında, bunlarla ilgilenilmesine yol açan çok önemli başka bir özellikleri daha vardır. süngerlerin ürettiği zehirler, insan vücudundaki değişik sistemleri değişik yollarından etkiliyorlar ve doğru miktarda kullanıldığında bu zehirler ilaç etkisi göstererek tedavi edici olarak kullanılabiliyorlar. mercan kayalıkları gibi biyolojik metropeller, kimyasal bilekler bulma yarışına yeni bir soluk kazandırmışa benziyor.

    süngerlerin zehirli kimyasal bileşikler bakımından zengin olduğunu keşfeden bilim adamlarından birine, prof. faulkner’a, bunu nasıl fark ettikleri sorulduğunda verdiği yanıt oldukça ilginç: “sualtındaki kayalıklara indiğimizde, iyi korunmayan, yumuşak bir şey tarafından yenmeyen canlıların, ana kimyasal bir korunma mekanizmasıyla yaşamlarını sürdürebileceklerini fark ettik. bu organizmalar, bir kabuk ya da iğne yardımıyla ya da kaçarak korunmaya çalışmaktan çok, kendilerini kimyasal yollarla savunuyorlardı” diyor.

    süngerler ve kimyasal bileşikler bakımından zengin olan birkaç deniz hayvanıyla ilgili araştırmalar tüm hızıyla sürüyor. bu araştırmaların birinde bir sünger türünde bulunan ve as-2 adı verilen molekülün, kanserin ilerlemesine yol açan hücre bölünmesini engellidiğine ilişkin sonuçlar elde edilmiş. daha sonra yapılan araştırmalardan da benzer sonuçlar alınmış dysidea frondosa adlı pasifik süngerinden elde edilen bir bileşiğin ateş düşürücü ve phahertis simplex’in ürettiği kimyasal bileşiklerinse organ naklinden sonra vücutta ortaya çıkabilecek olumsuz tepkileri azaltıcı etkilerinin olduğu saptanmış. ayrıca süngerlerin, kalp-damar, mide-bağırsak hastalıkları ve tümör oluşumunu engelleyen kimyasal bileşikleri de ilaç yapımında kullanılıyor. bakterilerle beslenen süngerlerin, süzdükleri suda bulunan bakterilere karşı çok güçlü bir bağışıklık sistemleri olduğunu fark eden bilim adamları bu antibiyotik etkiyi insan sağlığı yararına kullanmanın yollarını da bulmuşlar.
    ucuza barınak

    deniz dibinin bu kocaman ve sabit kütleleri, evsizlere de yardım ellerini uzatırlar. kırmızı benekli duyargaları olan zoanthidae grubundan bitkiler için balıklardan saklanmanın en etkili yolu kırmızı bir süngere sığınmaktır. beyaz karidesler için de süngerler en iyi sığınaktırlar. sabırlı bir biyoloğun, bir defada, iç hacmi 220 ı olan bir süngerin deliklerinden, kanallarından ve çatlaklarından en az 16000 karides çıkarabileceği söyleniyor. bazı halkalı solucanlar, her buldukları açık delikten süngere girip çıkarlar. kırılgan kollu denizyıldızı da belli etmeden bulduğu açık deliklerden, komşusu mum süngerine girenlerden. kayabalığının bir türü ise, süngerin içine girerek rakiplerinden önce parazitleri kapmaya çalışır.

    süngerlerin en eğleneli arkadaşlarından biri de sünger yengecidir. becerikli yengeç, kabuğuyla aynı boyda ve biçimdeki bir parça süngeri çabucak koparıverir. kopardığı süngeri, düşmanlarından gizlenmek için bir şapka gibi sırtında taşır. avare yengecin sırtında oradan oraya gezen sünger gelişmesini sürdürür. yengeç düşmanlarından saklanırken, sünger de bedavadan yolculuk etmiş olur.
    sünger araştırmaları

    deniz biyologları daha önceden yapılmış olan bazı basit deneyleri süngerlerin olağandışı çoğalma özelliklerini anlayabilmek için yineliyorlar. kırmızı saçaklı atlantik süngeri, yapılan bir deneyde, içinde sterilize edilmiş deniz suyu bulunan bir kaba bir parça tülbente sarılmış olarak sokulup çıkarılmış. birkaç gün içinde kapta bir sürü miki kırmızı saçaklı atlantik süngeri gelişmiş. süngerden ayrılan hücrelerin birleşme ve yetişkin süngerin tüm işlevlerine sahip yeni süngerler oluşturma yeteneği vardır. daha sonra deney, kırmızı ve kahverengi-mor süngerler birlikte aynı kaba sokulup çıkarılarak yinelenmiş. bu kez kapta kırmızı ve kahverengi-mor süngerler gelişmiş, ancak hiç melez yokmuş.

    bir çok bilim adamı süngerlerin sesil (bir yere bağlı olarak yaşayan) canlılar olduğunu söylüyor. ancak, north carolina greensboro college’da yapılan bir araştırmada on ayrı sünger türüyle çalışmış. akvaryumda yerleri işaretlenen süngerlerin haftalar sonra bakıldığında çok az bir mesafe yer değiştirdikleri saptanmış. araştırmanın en hızlı süngeriyse haliclona loosanoffi adlı bir türmüş. bu tür, her gün 4 mm hareket edebiliyormuş. doğal koşullarda gerçekleşen bu yer değiştirmenin ekolojik önemi henüz saptanmış değil. arkeosit hücrelerin inanılmaz düzenleme ve uyum yetenekleri sayesinde, istenmeyen çevresel değişiklikler karşısında süngerin çok az ve yavaşça yer değiştirerek, kanal sistemini yeniden oluşturabildiği biliniyor. eğer bir sünger, sünger yiyen balıklarca zarar görürse, bunu onarmak için yeni dokular yapmak yerine, hücrelerini hareket ettirir. süngerler bu yeteneklerini biçim değiştirmek, kayalıklarda yer kapmak ve yayılmak için kullanırlar. kazandıkları ödülse çoğu zaman deniz dibinde çok değerli bir yer edinmek, yerleşmek ve yaşamlarını sürdürmektir. aslına bakılırsa bu, “ilkel” bir hayvan için hiç de fena sayılmaz.

    kimyasal bileşiklerinin ilaç yapımında kullanılmasından başka son yıllarda fiberoptik çalışmalarında da süngerlerden yararlanılması gündemde. bu araştırmanın aktörlerinden biri olan bir tür denizyosunu, süngerlerin içinde yaşar. yosun, karbondioksit alır ve ev sahibi için besin üretir. ilginç olansa, bu yeşil bitkilerin fotosentez yapabilmek için gerek duydukları ışığı bu kadar derinde bulabiliyor olmaları. bilim adamlarının bu konuda yaptıkları çalışmalar, bu ortak yaşamı sürdüren antartika süngerinin yaklaşık 120 m derinliğe ulaşan çok cılız ışığı, fibiroptik sistemiyle toplayarak yosuna ilettiğini ortaya çıkarmış. silisli yapıya sahip olan süngerin iskeleti minik iğneciklerden oluşmuştur. iğnecikleri oluşturan minik antenler ışığı toplar ve dibinde yosunların yaşadığı silis tüplerine iletir. bu sistemi çözen araştırmacılar deneyde kırmızı lazer ışını kullanmışlar. 10 cm’lik iğneciklerin ışığı başarıyla ilettiği gözlenmiş. kim bilir, belki de yakında teknolojik fiberoptik gereçlerinde süngerler de kullanılır.

    bir zamanlar öykülere konu olan sünger avcılığının da amaçları günümüzde biraz değişmiş gibi. eskiden amaç yalnızca banyo süngeri elde etmekken, yapay süngerlerin hızla yaygınlaşmasıyla avcılıkta da bambaşka bir alana yönelindi: sünger acıları bir hala sünger topluyorlar; ancak bunların bir bölümü biyokimya laboratuarlarında ilaç yapımında kullanılıyor.



    süngerler

    çokgözeli hayvanlardan parazoa bölümünün bir filumu (porifera). en eski taşılları günümüzden 600 milyon yıl öncesine ait ilkel hayvanlardır. denizlerde, göllerde ve akarsularda yaşamakta olan 2500 sünger türünün çoğu ancak sünger uzmanlarınca tanınabilir. 12mm, boyundaki küçük süngerlerden genişlik ve yükseklikleri 2 m.’yi bulanlarına dek çeşitli büyüklükte olanları vardır. çok çeşitli renklerde olabilirler. biçimleri, bir kayanın üzerine boya sürülmüş gibi duran ince ve kaplayıcı bir kat oluşturanlardan, iri, yelpaze ya da ağacı andıranlara kadar çeşit çeşittir. yapıca bir birine benzer olup, çokgözeli hayvanların en basitlerindendir. gövde çeperleri basit yapılıdır; özelleşmiş organları ve iyi gelişmiş doku sistemleri yoktur. süngerin gövdesi birgözeliler kolonisine benzetilebilirse de gözeleri arasında birlik, işbölümü ve bir dereceye kadar da gözesel işlevlerde ortaklık vardır. süngerler, çürümekte olan bitkisel ve hayvansal maddeleri sudan süzerek alırlar; yüzeydeki deliklerden giren su, kuşaklı göze (koanosit) adı verilen gözelerin üzerinde geçerken içindeki besinler süzülüp alınır ve kalan kısmı bir yada birçok boşaltıcı delikten dışarya atılır. kuşaklı gözelerin her birinde kırbaç biçimi bir yada birçok boşaltıcı deilkten dışarıya atılır. kuşaklı gözelerin her birinde kırbaç biçimi bir flagellum bulunur. bunların vuruş hareketleriyle besin akımı oluşur. gövdenin çeperi spiküllerle sağlamlaştırılmıştır. spiküller kalsit ya da silisden oluşmuş, yıldız çomak vb. biçiminde oluşumlardır. banyosüngeri gibi kimi türlerin ağsı iskeletleri spongin adı verilen bir proteinden oluşmuştur.

    süngerler 1830 yılına kadar bitki olarak kabul edilirlerdi. ancak bu yıllarda yapılan dikkatli gözlemler sonunda hayvan oldukları anlaşılmış, bunun üzerine denizgülleri, gerçekmedüzler ve mercanlarla birlikte knidlilerden sayılmışlardır. günümüzde ise, parazoa adında ayrı bir bölümden oldukları kabul edilmektedir.

    süngerler dört sınıfa ayrılırlar. bu sınıflardan birini oluşturan kalkerlisüngerler (calcares) sadece denizlerde yaşarlar. iskeletleri kalsiyum karbonatın kristalleşmiş biçiminden oluşan spiküllerden yapılmıştır. tümü de basit yapılı ve kese, vazo, armut ya da silindir biçimindedirler. bazen süngerin bal peteği ya da ağ biçimi aldığı görülür. çoğunlukla tek tek, bazen de sadece diplerinden bağlı kolaniler halinde bulunurlar. yüzeylerinden çıkmış spiküller bunlara kaba bir görünüm verir. renkleri beyaz ya da kremden soluk ve pastel gölgeli tonlara kadar değişir. en bilinen örnekleri sycon ile leucosolenia’dır.

    hexactinellida adı verilen ve yine sadece denizlerde yaşayan süngerler sınıfı, derin sularda daha yaygındır. iskeletleri silisden oluşmuştur. üzerlerindeki her bir spikülün 6 kolu ya da ışınsal gidişli parmağı vardır. kimi süngerler, bu tipin daha gelişmiş örnekleridirler. sünger dokularında serbestçe duran spiküllerden başka, tepe kısımlarında birbirleriyle kaynaşmış olan ve sağlam bir kafes oluşturan spiküller çıkıntısı da birçok türde görülen bir oluşumdur.

    hexactinellida sınıfına giren süngerler genellikle tek tek yaşarlar ve silindir, vazo ya da ayaklı kavnoz biçimlerindedirler. genellikle beyaz ya da soluk sarı renklidirler ve yaşadıkları yumuşak deniz diplerine büyük ve köklü spikül demetleriyle kenetlenmişlerdir.

    denizlerde ve tatlı sularda bulunan demospongiae sınıfındaki süngerler, en iri ve en yaygın süngerlerdir. spikülleri, silisden yapılı ve 1-4 parmaklıdırlar. ancak bunların yerine bütünüyle spongin lifleri geçebildiği gibi spikül sopngin karışımı biçiminde de olabilirler. demospongiae sınıfındaki süngerler, dik ve bol dallı olanlardan, ince ve kayaların üzerine sürülmüş boya görünümünde olanlara kadar çeşitli biçimde olabilirler. öte yandan tek tek duran ve iyice tanımlanabilen şekillerinin yanı sıra çok oskulumlu ve içi yapısında işbölümlerinin gerçekleştiği kümeler de vardır. renk çeşitleri çok fazla olup, kalkerlisüngerlerinkine göre genellikle daha parlaktırlar. banyosüngeri bu sınıftandır.

    sclerospongiae ya da mercansı süngerler sadece denizlerde yaşarlar. iskeletlerinde hem kalsiyum ve silis hem de sponginin bulunuşu nedeniyle öteki süngerlerden farklıdırlar. bu süngerin çok ince olan üst katı, aragonit (kalsiyum karbonat) ten yapılı iri bir iskeleti örter. canlı doku o kadar incedir ki, süngerin suyunu dışarıya atmaya yarayan boşaltıcı kanallar, genel olarak gövde yüzeyinde belirgindirler. bu ince kat, silisli spiküller ve spongin tarafından desteklenir. uzun bir süre taşıllarına bakılarak incelenmiş olan sclerospongiae sınıfındaki süngerlerin canlı örnekleri ancak çok yakın zamanlarda bulunmuş ve gerçekten sünger oldukları kesinlikle anlaşılmıştır. batı hint adalarıyla büyük okyanusta mercan kayalıklarında bulunan bu süngerler mercan kayalıklarının yapısına katılmaktadırlar.

    en basit yapıdaki kalkerlisüngerlerle daha gelişiş kalkerli ve silislisüngerler arasındaki en önemli arklar gelişmiş olanlarda kamçılı gözeler sisteminin odalaşması, dış deri ile içteki kuşaklı gözelerden oluşmuş göze katı arasında daha geniş ve iyi gelişmiş bir katın bulunuşu, süngerin içindeki boşlukların çoğunlukla küçülmüş olması ve gvdenin iyice belirgin bir dış kabuk katıyla daha yumuşak iç kata bölünmüş durumudur.

    süngerlerin en basit olarak kabul edilen ve torbayı andıran biçimine, bazı kalkerlisüngerlerin erişkinleriyle, diğer çeşitlerin gelişimleri arasında geçici olan ara evrelerde rastlanır. bunun bir ileri biçimi sikonoyit kanal sistemidir. bu sistemde kuşaklı gözeler, kalın gövde çeperinin içinde kümelen oluşturmuş yüzük biçimli odacıklar halindedirler. kalkerlisüngerlerin çoğu ile silisli erişkin süngerlerin hepsinde lökonoyit kanal sistemi adı verilen daha karmaşık bir düzen vardır. bunların gövdelerinin ortasında boşluk bulunmaz; etki kısım, suyu içeri çeken deliklerden dışarı atıcı oluşumlara doğru taşıyan küçük kanalların oluşturduğu labirentlerle boydan boya doludur; kuşaklı gözeler, kanalların genişlemiş kısımlarının oluşturduğu, kamçılı odaları adı verilen yerlerde gruplaşmışlardır.

    bir süngerin biçimi, içinde bulunduğu çevre koşullarına göre değişir. karalarla çevrili kuytu bir körfezde bulunan bir tür son derce iri, dallanmış, gevşek yapılı olabilir ve birçok çıkıntıları ya da papillaları bulunabilir. sünger dalgaların etkisine açık olan kayalık bir kıyıda bulunuyorsa dokusu tıkızlaşır, yassı ve sert bir kat halini alır. değişik ortamların birinden alınıp ötekine yerleştirilen süngerler ortama uyacak yönde biçim değiştirirler. içinde sürekli bir akıntının bulunduğu derin sularda yaşayan süngerler, bu su akımından en iyi şekilde yararlanmak için saplı olup, suyu içeri çekmeye yarayan açıklıkları akıntıya bakan yüzlerinde, suyu atıcı delikleri ise akıntı yönünde olacak biçimde dururlar. biçimleri yelpazeye ya da tepsiye benzer kimi süngerler kayalardaki yarıklarda, kaya parçalarının arasında ya da altında büyürler.

    birbirlerine bitişik olan süngerler genellikle birlikte büyür ve birbirleriyle tam olarak birleşirler. larvalar için de aynı şeyler söylenebilir; bazen bir kayanın yüzeyinde birbirleriyle birleşmiş larvalarının bir tek sünger gövdesi oluşturdukları görülür. böylesine bir kaynaşma, yeni oluşmuş bir larvadan başlamak üzere yaşam çemberinin herhangi bir evresinde gerçekleşebilir. kimi türlerde ise aksine bir tek larva, çeşitli biçimlerde tomurcuklanarak birbirinden ayrı biçimdeki süngerleri oluşturur.

    spiküller süngerlerin en önemli özelliklerinden biridir. özel gözeler tarafından salgılanan bu oluşumlar çeşitli yapıdadırlar ve kollarının durumuna göre tiplere ayrılırlar. örneğin, iğne biçimli basit bir sipküle monakson denir; dik açı yapacak şekilde ışınsal gidişli 3 kolu aynı düzlemde, dördüncüsü dik açı yapan tetrakson; ışınsal gidişli birçok kolu olan spikül ise poliakson adlarını alırlar. bir spikül tipi belli bir sünger grubunun özelliğin verir. örneğin hexactinellida sınıfındaki süngerlerde bütün spiküller ışınsal gidişli 6 kolu olan bir temel üzerinde düzenlenmişlerdir. bazı durumlarda ise yanı spikül tipine birbirinden farklı gruplarda rastlanabilir. süngerleri birbirinden ayırmaya yarıyan bir başka özellik de megaskelerler (büyük spiküller) ile mikroskelerler (küçük spiküller) şeklindedir. megaskelerler iskeletin ana öğesini oluştururlar. mikroskelerler ies genellikle gelişi güzel olarak iç dokulara dağılmışlardır.

    süngerler, gerek eşeysel gerekse eşeysel olmayan yollardan ürerler; ancak özel üreme organları yoktur. eşeysel üreme sırasında, eşey gözelerini ya farklılaşmamış amipsi gözeler, ya da kuşaklı gözler oluştururlar. eşey gözeleri dışderi ile içteki kuşaklı göze katı arasındaki bölümde olgunlaşırlar. süngerlerin üremesini sağlayan eşey gözelerinin dişi olanları yılın belirli zamanlarında görülürler. buna karşılık erkek eşey gözeleri belirsiz zamanlarda ve çok seyrek olarak görülebilirler. dişi eşeylik gözesi komşu gözeleri yutup, bunların maddesini kendi gelişmesi için kullanarak büyür. olgun dişi eşeylik gözeleri kuşaklı göze tabakasının altında ya da suyu içe çekici sistemin kanallarının yakınında bulunur ve döllenmeyi beklerler. spermalar denize salınıverirler ve bir başka sünger tarafından, suyu içe çekici sistemin çalışmasıyla alınırlar. spermalar dişi eşiylik gözesine komşu olan kuşaklı gözelere çekilirler. kuşaklı gözelere giren sperma hemen kuyruğunu kaybeder. daha sonra kuşaklı gözelerin oluşturduğu çember geri çekilir ve göze dişi eşeş gözesine yönelir. erkek ve dişi eşey gözelerinin çekirdeklerinin birbirleriyle kaynaşması sonucu döllenme gerçekleşmiş olur. döllenmiş yumurta embriyona dönüşür. embriyon bir süre sonra bir boşaltıcı kanaldan geçerek dışarı çıkar ve serbest yüzen bir larva halini alır. birkaç saat kadar yüzdükten sonra iki katlı bir larva halini alır ve durur. bu larvanın tepesinde henüz bir delik yoktur; delik oluşunca işlevlerini yapabilen bir üsnger ortaya çıkmış olur.

    kimi kalkerlisünger türleri, yazın gelişmekte olan larvalarla dolarlar; kimi silisyumlusüngerlerin gelişmekte olan embriyonları ise yılın her mevsiminde görülebilirler. eşeysel üreme birçok türde rastlantılar sonucu oluşur; seyrek ve çok sınırlı bir şekilde gerçekleşir. birçok türde ise hiç gözlenemezler.

    eşeysiz üreme, tomurcukların ya da göze yumaklarının oluşması biçimlerinde gerçekleşir. gemula adı verilen göze yumaklarının dirençli bir dış kabuğu vardır; bu yumaklar sünger ölüp çürüyünceye kadar onun gövdesi içinde kalırlar. oldukça soğuk iklim kuşaklarında kış mevsiminde ölen tatlı su süngerlerindeki gemulalar, aşırı soğuğa dayanıklıdırlar. tatlı su süngerleri, bütün enerjilerini yaz sonu ile son bahar başlangıcı arasında gemulalları oluşturmak için tüketirler. gemulaların içindeki bütün yavru süngerler aynı zamanda çıktıklarından, açılmakta olan gözenekler birbirleriyle kaynaşıp daha iri süngerleri oluştururlar. denizsüngerleri de süngerin ana gövdesinden spiküllü ya da spirüklsüz olabilen bir çeşit dış deri ile ayrılan, gemulaya benzer yapıları oluştururlar.

    süngerlerin bir başka özelliği de, çok küçük bir bölümden, yeniden bütün bir sünger haline gelebilmeleridir. dalgaların etkisiyle yerinden kopan bir süngerin kalan parçasından, zamanla yeni bir sünger oluşabilir. yanı şekilde kopup ayrılmış olan parça da başka bir yere yapışıp kendini toplayabilir.

    dünyanın bütün denizlerinde bol miktarda sünger bulunur. sert ve sıkı yapışma yerlerinde daha boldurlar. kum ve çamur gibi sağlam olmayan temeller üzerinde barınabilen türlerin yasıyıs çok azdır. gel git hareketlerinin dikine etkisi altındaki kıyıların en sığ yerlerinden yaşabildikleri gibi 8600 m.’ye varan derinliklerde de yaşabilirler. silislisüngerlerin bir familyası olan spongilidae, tatlı su gölleriyle akarsularda yaygındır.

    gel git hareketlerinin sınırları içinde yaşamakta olan süngerler kayalık kıyılarda bulunurlar. bunlara kumluluk ya da çamurlu yerlerde az rastlanır. kıyıların havaya kısa bir süreden daha fazla açık bulunan yerlerinde genellikle pek az bulunurlar. kuyudan biraz yüksekte yaşabilen bazıları ise ancak gölgelik ortamlarda bulunabilirler. birçok durumda, su yüzeyinin üstünde yaşayan süngerler, aslında su altında toplanmış olan sünger gruplarının en üst katlarıdır. denizin gel git hareketleri arasında yaşamakta olan ve sular çekilmiş durumda iken çok derinlerde bulunmayan kimi sünger türleri de vardır.

    süngerlerin büyük çoğunluğu, suyun dışında kısa bir süre bile kalsalar, havanın etkisiyle ölürler. sığ kıyı suları, süngerlerin gerek tür, gerekse sayıca en bol olarak bulundukları kesimdir. uygun koşullarda, deniz gibi canlıların büyük bir bölümünü süngerler oluşturur.

    üreyip çoğalma için gerek yer açısından süngerler, öteki organizmalarla sürekli yarışma halindedirler. hızla üreyip öbür canlı türlerini, bu arada öteki süngerleri örterler, bazen de kendilerinden daha hızlı çoğalan başka türler tarafından kaplanırlar. süngerleri yiyen hayvanlar pek fazla değildir. bunlar arasında kimi yumuşakçalar, balıklar ve denizkestaneleri sayılabilir. öte yandan, gerek oldukları yerde kaldıkları, gerekse içlerinde son derce büyük boşluklar bulunduğu için, küçük canlıların barınmasına uygun ortamları oluştururlar. nitekim bir tek süngerin içinde 10000 kadar küçük anlı yaşabilir. sünger içinde yaşayan kimi canlılar burayı sadece düşmanlarına karşı bir sığınak olarak kullanırlar; suda asılı duran maddelerle beslenen kimi hayvanlar ise, süngerin oluşturduğu su akımlarından yararlanarak beslenirler. böyle bir hayvan, süngerin içine girdiğinde çoğu kez küçüktür ve zamanla süngerden çıkamayacak kadar büyüdüğünden, yaşamını burada sürdürür. sünger içinde yaşayan ve konak dokusunda asalak olarak yararlana hayvanlar da vardır. banyosüngerleri akdeniz’de çok eski zamanlardan beri avlanırlar. bu konudaki eski yazılar çeşitli bilgilerle doludur. daha sonra diğer sıcak denizlerde (meksika körfezi, karayipler, bahamalar ve büyük okyanusun batı kesimi) de sünger avcılığına girişilmiştir. ucuza çıkan yapay banyo süngerlerinin piyasaya sürülmesinden sonra, doğal süngerlere rağbet azalmışsa da bunlar gene çok aranmaktadır. banyosüngerleri, suyu emmeleri ve karmaşı spongin liflerinin su tutucu yetenekleri nedeniyle çok kullanışlıdırlar. ayrıca sünger lifleri sıkılıp, emilmiş suyu dışarı çıkarmaya olanak verecek kadar da esnektirler.


    kaynak : (bkz: http://sci.ege.edu.tr/...)
  2. içki masasında kolay kolay dağıtmayan, alkolün etkisini minimal düzeyde yaşayan bünyelere söylenen bir yakıştırma.