zorunlu ayrılıkların yaşandığı anlardır. ayrılmayı iki tarafta istemez ama kaçınılmaz sondur ve işte o anda boğazınıza bir yumru gelir, oturur ve yutkunamazsınız da. öylece kalırsınız.
hükümetin korkak, icazet almadan çişe gidemez tutumu sonucu böyle bir anın sadece "es" niteliğinde olduğunu gözlemlemiş bulunuyoruz..
"sözün bittiği an"'dan sonra gelmesi gereken icraattır artık; yeniden "söz" geliyorsa bilinsin ki zamanı niteledim sananlar kendilerini "aciz" yaftasıyla şereflendirmişlerdir esas..
"görüyorsun sözlerin bittiği yerdeyiz
olsun, oynadılar gittiler onlar
şimdi sen de gidiyorsun
olsun
ellerinde, üstünde kokum kaldıysa,
saçlarında ellerim
başka vücutlarla yıkanırsın, olsun
ağlamıyorum şimdi güzel
sana en büyük yalanım bu olsun"
sevdiğiniz birinin aniden ölüm haberini aldığınız andır. ne olduğunu anlayamadan, belki şakadır diye düşünürken cenaze hazırlıklarının başladığını, tabuttan kefen içinde çıkan insanın toprakla buluştuğunu, üstünün toprakla kapatılıp baş ucuna bir mermer parçasının dikildiğini ve ölüm tarihi olarak bir iki gün öncesinin yazıldığını gördüğünüzde de yine sözler bitmiştir artık. gözyaşları herşeyi anlatmaktadır.