geçenlerde "
sözlüklere takılan hatunların çirkin olması", "
mizahçı kadın sayısının azlığı", "
italyan erkekleri" gibi başlıklarda hatun tespit etmeye çalışırkene bir nick dikkatimi çekti;
yazaryazamazyazaryazamazyazaryazamaz deyu. tüm bu başlıklarda en çok giri ona aitti. deliler gibi yazmış. kiminde sözlükçü hatunlara çirkin diyenlere hunharca saldırırken, bir başka başlıkta italyan erkeklerinin meme uçlarına övgüler dizmiş. hemen öbürüne koşup, kadınların aslında ne kadar komik, ne kadar yaratıcı olduğunu söylemiş. tamam dedim kennedy, bu iş oldu. not aldım nickini bir kenara. gerek kaldırmaya gerek indirmeye gerekse de yerinde saydırmaya müsait bir hatun varıdı karşımda. hissettiğim buydu.
orta halli bir girisini refere ederek mesaj attım "asdasfdsfsd gül gül öldüm, sandalyeden düştüm, yarıldım ya valla" deyu. cevap gecikmedi, ":))". ne bu dedim, gülücük dedi. bir şeyin bokunu çıkartmakta bugüne dek bir sakınca görmediğim içün hemen ":)))))))" yazıp yolladım. cevap gelmedi. üstelemedim. daha ilk günden ürkütmemek lazımdı zira. 1-2 gün sonra feminizm ile ilgili yazdığı hiçbir sike derman olmayacak, sığ, elle tutulur argümanlar barındırmayan girisine "
simone de beauvoir yaşasaydı oturup ağlardı bu giri üzerine. süper olmuş !!11!1" deyu, ünlemden sonraki 1'ler bilerek konulmuş bir mesaj daha attım. ve diyalg bu şekilde başladı.. hassas noktasını bulmuştum, ordan devam ettim.
o güne dek feminizmle ilgili bildiğim tek şey genelde mastürbasyon yapan hatunların durumlarını meşrulaştırma çabası olduğu iken, hatun var deyu duygu asena'yı olsun, helene cixous'u olsun hatim ettim. duruma fazla kaptırıp ateşli bir feminist olmanın eşiğinden döndüm hatta. amcaoğlu şeyetti. uyardı beni, olmuyor bak böyle, bize yakışmaz bu durum çeki düzen ver kendine deyu.
neyse..
muhabbeti ancak 3-4 ay sonra msn'e taşıyabildim. gülüyorduk, eğleniyorduk. gecelerce konuştuk, sabahı bulduğumuz günler oldu. anlattıkları itibariyle kafamda canlandırdığım kişiyi düşünüyordum; kızıl saçlı, büyük ağızlı, gamzeli, hafif çilli, altında bozuk para sıkışmayacak diklikte memeleri olan (bu kısım kendi fikrim) biriydi.. afrodit'e benziyordu (banu alkan değil ulan). buluşmaktan bahsetmeye başladım. önceleri mesafeli yaklaşsa da bu konuya, bi süre sonra tamam dedi birer çay içebiliriz. manisa'da yaşıyormuş. ankara'dan 6 saat. sağlam bir sevişme içün makul bir rakam bu. libidosu 1500 olmuş adama 6 dakika gibi gelir zaten. yol uzun değil mi ya boşver istersen dedi. artık nasıl kaybettiytsem kendimi yok dedim değil, bildiğin ilkokul atlasında 3 cm'lik yerden bahsediyoruz neticede. espri miydi bu? deyu sormuş. yine o yavşak gülücükten yapıp yolladım 3-5 parantez fazla koyup.
1 hafta sonrasına sözleştik. o ara gidip baksır aldım üzerinde gargamel, bugs bunny, donald duck baskıları olan. sevimli görünüyorlardı. vahşi bir sevişmeden önce had safhaya çıkacak gerginliğe biraz olsun ket vurabilirlerdi. inanıyordum buna. spor çantama ihtiyaç duyacağım malzemeleri koyduktan sonra mesir macunu diyarı manisa'ya doğru yola çıkmamak içün sebebim kalmamıştı. lisedeykene abazanlıktan kendimi sikebileceğim günler geldi aklıma yolda. buruk bir sevinç kapladı içimi. muavine dil atmışım uzaktan uzaktan, adam geldi "bişi mi istiyosunuz abi?" dedi yarı ürkek bir tavırla. soğuk suyun varsa içerim dedim mesaj verircesine. kendisi o koltukların üzerinde ceket neyim koyduğumuz yere saklanmış; şoförle yollamış suyu korkusundan. sonra zararsız olduğumu anlayınca geri indi, kek filan ikram etti. kaynaştık.
manisa'ya inende, kızıl saçlı afroditle buluşacağımız yere gittim sora sora. normalde 10 dakikalık yermiş, 45 dakikada bulabildim. yabancı olduğumu anlayınca ibne taksici, gezdirdi zaar. normalde böyle bir durumda o taksiciyi tüm şehri gezerek bulup, fiyatına aldırmadan good year lastikleriyle döverdim. üzerinde durmadım konunun. heyecanlıydım. kararlaştırdığımız cafeye oturdum. sözlükten kaldıracağım ilk karıydı o. gelip isim vermeden giri yazacaktım hakkında; yaşadıklarımızı anlatacaktım. kahvemden 1 yudum aldıktan sonra sırtıma bir el dokundu. gelmiş olmalıydı. msn'de tarif etmiştim kendmi çünkü. yavaşça döndüm.
+ rahmetli baskan kennedy?
- ee. e. efendim?
+ rahmetli baskan kennedy misiniz?
- yoo.. yok değilim. o kim?
+ bir arkadaşla buluşcaktık da, o sandım sizi. özür dilerim.
- eheh ben buranın yerlisiyim. 25 senedir bu masada oturuyorum.
+ ne?
- rahmetli baskan kenendy demek. adı da ilginçmiş pezevengin.
+ adı değil o, nicki. neyse sağolun ben şurda oturup bekleyim bari.
- bence beklemeyin gelmez o.
+ niye?
- gelmez gelmez. bu saate çoktan burda olurdu gelse.
+ beklerim ben yine de. tekrar sağolun.
...
tarzı bir diyalog geçti aramızda. şoka girdim. kahveyi yüzüme çarpıp, masa üzerindeki dekoratif sirkeyi fondipledim. malum başlıklarda en ateşli hatunlara taş çıkartan giriler yazan kişi erkekmiş lan; bildiğin, 1 karış top sakalı olan bir erkek hemi de. ankara'dan kalkıp geldiğime mi yanayım, buluşacağım insanın erkek olduğuna mı, yol boyu hayalini kurduğum erik gibi hatunun berber çırağı tipli bir ibneye dönüşmesine mi bilemedim. olası sevişmeler içün 15-20 tane mesir macunu alıp memlekete dönmekten başka çare yoktu.
geldim, sözlükten sitem mesajları atmış beklettim deyu, msn'de iletiler yollamış. bu son giri, okuyosa durumu bilsin. ne işim olur lan senle? ha? ne işim olur? siktir git sakalını okşa sen. kaderime küfrettim senin yüzünden bre deyyus, güneşimi kaybettim.