insanlık daha kendi varlığının anlamını, nedenini çözemezken kendi dışında devam eden bir
döngüyü, bir oluşumu açıklamaya kalkmamalı.
şimdi size şu ana kadarki yaşamınızı anlatın desem hanginiz 20 seneye yetecek kadar konuşabilir ya da yazabilir. hanginiz istemsizce aldığı her nefesi, kalbinin her atışını, yaşadığı duygu değişimlerini hatırlayabilir?
annenize kızıp dolaba saklandığınızdaki kararlılığınız, sınavdan çıkınca hissettiğiniz rahatlık, ilk aşkınız, alt mahalle ile maçtaki kavganız, kardeşiniz koltuktan düştüğündeki korkunuz, dalgalı denizde neredeyse boğulmanız, hoşunuza giden müzikler, sevdiğiniz renk, işaretlediğiniz şıklar, sildiğiniz kelimeler, yaptığınız kağıt uçaklar, bunaltıcı yaz gecesi aradığınız yastığın soğuk tarafı, kardan adam sonrası uyuşukluğu geçen ellerinizdeki karıncalanma, sürekli ayağınızı vuran ayakkabınız, yıkanmaktan rengi açılan tişörtünüz, sıraya kazıdığınız isimler, suda sektirdiğiniz taşlar..... bunun sonu yok. sonu olduğunda da zaten siz yoksunuz.
o yüzden zamanınızı açıklamakla değil yaşamakla geçirin. insan garip bir canlı, kaybetmeden hiç bir şeyin değerini anlamıyor. bunu ölüme iki kere gerçekten dokunmuş biri olarak söylüyorum. kimbilir üçüncüsü sonuncu olur.