aynadaki ben miyim, yoksa aynanın kırık yüzümü?
saçları beyazlamış ruhumun, kan görüntüsü
gözyaşları, çizgilerde ırmaklaşarak çağlayan, deli fırtına gibi.
tarak dişleri gibi, kırılmış ifadeler.
boşlukta uçuşan düşünceler balon misali.
oysa,
sen değil miydin sevgi ve hoşgörülü, seni üzenlere karşı kulağı tıkalı.
değil miydin hayata hep gülen gözlerle bakan,
arkasını dönüp gidenlere kırılmadan.
ey aynadaki yüz,
sen değil miydin yüreği parçalı.
ağır kalkan elim,
hadi, kır aynadaki görüntüyü, bırak yüzündeki hayal kırıklıklarını,
hadi değiştir artık çehreni, bakan gözlerinin rengini,
gör, siyahla beyaz arasındaki güzellikleri.
bak erguvanlar açtı, bahar mevsimi.
sevmenin zamanı artık hayatı ve kendini…
belki de hak ettim ince, kambur bir ağaçta
eski bir sehpa üzerinde asılmayı, deniz gibi, hüseyin gibi...
bilmiyorum nasıl oldu, neden oldu?
yanılıyor orhan veli
her şeyi anlatmak mümkün değildir
insanlar anlatabilseydi her şeyi
peygamber olurlardı belki de
ben gülün dikeni olmadım hiç, olamam.
can yakamam ben, kalp kıramam.
acem ülkesinin güzelliğini anlatmak isterim
sahra da güneşin altında çatlayarak ölenler anlaşılır
ben güle diken olmadım hiç, olamam
şems'ini kaybetmiş mevlana gibiyim.
başıboş, çaresiz, rüzgarın götürdüğü bir yaprak...
bilmiyorum nasıl oldu, neden oldu?
cevabım yok hiçbir soruya.
bilmiyorum,
bir şiir yeter mi, düzeltmeye hataları,
bir şiirle düzelebilir mi hatalar.
yanılıyor orhan veli,
her şeyi anlatmak mümkün değildir.
kelimeleri hafife alamazsınız,
artlarında ki anlamları çözemezsiniz,
oysa iki kelimeyle neler yapılabilir,
nelere mal olabilir.
ve akşam oldu hüzünlendim ben yine
güle diken olmuşum, suçum yok, günahım yok.
ben güle diken olamam,
kalp kıramam, can yakamam,
yaş akıtamam gözlerden.
şems'imi kaybettim, bulamıyorum.
gözlerim sadece bakıyor boşluğa
ayaklarım sadece eziyor toprağı
kelimelerin anlamlarını anlayamamışım
o saklı anlamları, aldanmışım.
bilemiyorum...
bir şiir yeter mi, düzeltmeye hataları
düzeltilebilirr mi, hatalar?
ve akşam oldu, hüzünlendim ben yine
güle diken olmak istemedim ben.
ben, ah ben....
tek derdim seninle ,görüşebilmekti bebeğim
istedim ki sor bana saat kaçta geleyim
ne umutlar besledim bugün için seninle
çikolata bile alcaktım, yeter ki kal benimle
anadoludayım dedin ,ben gelemem oraya
bittim işte o an, başladım ağlamaya
hanfendi geçemezmiş bugün bu yakaya
gittim yem aldım omuzumdaki sakaya
hay azına sıçaydım, ben kahpe dünyanın
33 lük sise bira, yanında da patates kızartması bile vardı be biriciğim
neden ama ya, var ya, üff be
biter benim şiğirim, ağlayarak uzaklaşır ve giderim...
içimi alıp götüren ezgilerdir
senin gibisine benim gibisi ne gerektir
yoksa yeryüzünde yaşamak bir heves midir?
gözlerin kaçıyorsa benden
sanma ki kaçarım senden
yakışmazsın sen bana
yakışmazsın yanıma
ben yalnız bir askerim
bir amazon da diyebilirsin bana
yok, yok be civanım
sen küçüksün
yetişemezsin boyuma
ulaşamazsın ki bana
senin cüssen büyük
benimse yüreğim
senin vicdanın küçük
benimse kötü niyetim
olmaz mı?
olmaz mı?
derler ya hep peşinden
olmaz ya can olmaz
yapamayız sen ve ben
…….
görür müsün hiç
görmezsin ki
bu ahenk, şu melodi
amalara görünmez ki
duyuyor musun sen de
sana olan sevdamın acısını
sen söndüremezsin ki
ziyanmışım sana ya
ziyanmış ya gülüşüm sana
gülmem be can
gülmem bir daha
yeter ki sen ziyan olma
işte güç budur yar
işte sevda budur
sen bunlara ulaşamazsın
sen bana yakışmazsın
zayıfsın, biçare, zavallısın
ben yüceyim
beni yüce eden benim aşkım
sen değil
offf mevla’m
yüce mevla’m bana gösterdi
yüce mevla’m
sevdamın en yücesi istanbul sevdasıdır
senin değil
istanbul kadar güzel, yüce
istanbul kadar esrarlı olsaydın
aşkım bitmezdi
küçümsemezdi!
kaç bahar, geçti sensiz
kaç kış seni aradım,yağan karda
kaç gün doğuşu gözlerim,düştü yollara
sen gelmedin...
hangi şarkıya feda etmedim ki göz yaşlarımı oysa?
hangi tabuta girmedi ki bedenim yokluğunda?
hangi hane barındırdı seni gizliden gizliye?
hangi rüzgar dağıttı tel tel saçlarını?
benden uzakta...
yâr neredesin, ne haldesin
ne bülbülde ne de güldesin
artık ne hayalin yetiyor ne de solgun resmin,
hece hece dilimdeyken ismin
dayanmıyor yüreğim bu ızdıraba
gel diyor ıslak kirpikleriyle gözlerim,
ve kifayetsiz kalıyor derdimi avutmaya
kalıntıları kalmış sözlerin.
akşam sahici bir yağmur iner gökyüzünde
damla damla yağar gönlüme.
dalgalar hoyratça sahile vururken,
ben seni düşünürüm;
ellerimde bir avuç hüzün ile.
her köşesi tutulmuş kafeslerden
kurtulacak dermanım kalmadı artık;
gel dedikçe kaçan yüreğin,
her gurbeti bir zindan eyliyor.
sen olmadıkça.....
ben değildim hayattı
pasaklı olan ben değildim anne, hayattı,
ne kadar süpürmeye çalışsam da bu süprüntülüğü olmadı!
yanlış olan ben değildim anne, hayattı,
yaptığım tüm yanlışlar doğru sandığımdandı!
değişen ben değildim anne, hayattı,
kime kapılsa yüreğim hataydı, hatalarım aşka sevdamdandı!
büyüdüm anne!
” acaba okula başladığı günü görecek miyim? ” diye sabırsızlanırken sen,
ben hayata başladım anne...
hayata başladığm günü görünce yıkıldın anne
çünkü sen yüreğimin de büyüyeceğini hiç hesaba katmamıştın.
büyüdüm anne ve farkedemeden yüreğimi de büyüttüm anne!
yenildim anne!
yıkıldım... dizlerimin üzerine düştüm,
avuçlarım kanadı anne ama düştüğüm yerden kalkmayı öğrendim.
hayat kendi doğrularıyla zımparalıyor insanın yanlışlarını anne!
doğruları öğrenirken çok şey alıyor insandan...
çok şey öğrendim anne ve ne çok şey kaybettim bu oyunda!
büyüdüm anne;senden gizli büyüttüm ruhumu
çünkü senin istediğin gibi değildi içimdekiler anne.
ne kadar ayıp, yasak, söylenmez, yaşanmaz varsa içim gidiyordu anne,
yaşamak istiyordum, söylemek ama hep içimde tuttum anne.
öldüm birgün anne... öldürüldüm... öldürüldü ruhum anne,
açtığımda gözlerimi içimde durmuyordu ruhuma sakladıklarım, taşıyordu.
söylemedim anne ama birgün sen duydun,
kaldıramadım fikirlerimi, intihar ettin anne derin susuşlarla...
o zaman anladın ki küçük kızın büyümüş,
seni ezdiğimi sandın anne,
seni ezen ben değildim anne, bizi ezen hayattı
ve ben ne yapsam olmadı anne.
doğru kararlar almak zorunda kaldım hep,
oysa hayatın kendisi koca bir yalan değil miydi anne?
unutmayı öğrettin bana, unutmam gerektiğini!
susmayı öğrettin anne, oysa söyleyecek ne çok şeyim vardı benim!
yok olmayı öğrettin bana anne hayatı öğretiyorum sanarken,
silik kalmayı, farkedilmemeyi oysa yapacak çok şeyim vardı anne...
sen omuzlarıma ağır bir yük bindirirken her umut dolu bekleyişini,
ben ezildim sana veremediklerimin ağırlığı altında.
gidemedim anne, kalamadığım gibi...
sıkışıp kaldım hayatta anne,
ne senin istediğin gibi olabildim anne ne de kendi istediğim gibi yaşayabildim!
iyi ki doğdun anne ama beni doğurmamalıydın,
içine düştüğü ilk günden acı veren ve
tükettiği günler boyunca acı verecek olan beni doğurmamalıydın anne.
yanlış olan ben değildim anne, hayattı...
sıkışıp kaldım anne, ne gidebiliyorum ne de kalabiliyor!
önce gözlerim ister gözlerini
sonra dudaklarım çağırır
cennet zehrinin tadını
her seferinde kandırdığını
kandırdığında güldürdüğünü
güldürürken öldürdüğünü..
yazar notu : bu şiir hayatımın iki senesini benden aldı.
duyguların birikmişliği içindeyken, ele alınan küçük kağıda aktarılan, içinden geldiği gibi yazılan bir şiirdir kendileri....
sevgimin hiçbir amacı yoksa
neye yarar ki bu gözyaşları,
akıtılması geç kalmışken,
her güzel şey gibi…
hüznün özlemi dudaklarımdan damlayan sözler…
çığ tanesi gibi büyüyor çığlıklarım içimde…
kaybedilmeyi bekleyen bir yenilgi benim ki…
ya da kabullenmek hatalarımı…
alkışlamışken gönlümü gururum,
şimdi,
boynu bükük cevap vermiyor olaylara,
etkim olduğu halde tepkisi yok sanki..
yaşlanmış gibi,
yorulmuş gibi ellerim…
bir sadelik içimden geçen…
ben olmak her şeyle birlikte,
düşünmeden hayallerimle yaşamak benliğinde…
önce kendimi anladığımı anlayıp
sonra sıradanca anlatabildiğimi..
korktuğum , kendim - içim - değil aslında,
seçtiğim sözcüklerin sırıtkanlığı.....
herkes önüne bakar bakar da ,
ben sadece içime.....
diyor montaigne.
al biraz herkesten,
biraz da montaigne'den ;
budur, önce içine,
sonra önüne bakan ben.
bitti bir aşk, başladı yenisi
söyleseler inanmazdım, zaman yüce makyöz
boyar boyar boyar
bir bakmışsın yalan olmuş
bir bakmışsın tek gerçek
ulan zaman sen ne çakalsın
şimdi burada olsan seni bir kavanoza hapseder
bir güzel sallardım
suçlusun suçlusun suçlusun işte
yeter artık sus
tek düşmanım
tek sevgilimsin
kırılsa kavanoz çıksan içinden
işte o zaman
nasıl hızlı geçersin
boşlukları doldurmak için
boşluklar öyle dolmaz
ben biliyorum, gördüm
ben doldurdum boşlukları
her şeyi sen eskitirsin
sen olmasan eskimez mp3 çalarım, cep telefonum
salaksın sen zaman
sen eskitiyorsun aşklarımı da
beni de
salaksın işte
sevişmelerimin sabahında,
yatağımda uyandığımda,
yanımda sen varsan mutlu oluyorum.
yatağımın boş yanında kadın olması değil
o kadının sen olması mutlu ediyor beni.
ben sen olan kadınları seviyorum.
ne şans ki teksin.
denizin tam ortasında bir ben
bütün gece ufku gözleyen...
öyle bir umut ki bu;
bekledikçe gelmeyen,
gelmedikçe bekleten...
gelmeyişlerin kadar gerçek,
bekleyişlerim kadar yalan,
sensizliğim ve ben...
bazen karışık,bazense rimeli akmış bir bebek
gözlerinden kan damlar,aklında yüzlerce biçimsiz suret
sevildiğinden habersizce ruhunu fırtınalara kapatmış
sevdiğini üçüncü sayfa haberlerinde arayan
sıradan bir cinayetin faili bir melek…
elindeki kitapta her şey yazılı,yolsa senin yolun
kaderinse giyotin…
eğer bu kadar yalnızsan ve güneşten hala kaçamıyorsan
saklanma artık,kaçacak bir yer yok!
sözlüğündeki sevgili kelimesini çıkartıp
o yedi harften yeni kelimeler türetmeye başladığından beri
kendi kendine,kendini anlatman komik değil mi?
yada seviştiğin tuzlu tenlere vuran güneş yüzünü aydınlatırken
aynadaki suretine bakıp utanman?
bu kadar yaşanmışlık ve ortada bu kadar kan varken
her şeyi bir kenara bırakıp ağlaman
bana her sarılışında gözlerini kapaman kadar doğal olsa gerek
bir gün bu şehirden uçup gidersen ki gideceksin biliyorum
ardında hiç seven bırakma!
ya beni de al yada beni öldür
çünkü seni seven bir adam için
ölüm en büyük ödüldür…..