sabahın köründeki derse normal olarak geç kalmışımdır. tam kapıyı çalıp içeri gircekken o lanet mühendislik kitapları elimden düşer ve toplamak için hemen davranırım,bu esnada bomboş koridorda ilerlemekte olan tiki kızımız bana bakarak aaaaayyyyyyyy diye bi tepki verir, ben elimde henüz toparlayabildiğim kitaplarımla "ne var be noldu" der gibi bakarım.hanım kızımız " ayyy inanmıyoruuuğğhhhmmmmmm... ben seni tanıyorum ya.sen itüde yazarsıııııınnnn,süper yazıyosun valla" der ve basar gider bendeniz öylece bakakalırım. ulan kimse bilmiyo ki benim yazar olduğumu ne alaka diye düşünürken derse girer en arka sıraya yerleşirim yanımda bulunan üst sınıftan bi hatun "ya üç kilo reçellik vişne, sen yazar mısın?" der içimden "yuuuuhhhhh, bu ne ya" derken dışımdan sadece "evette sen nerden biliyosun" diyebilirim. "dün zirve fotolarına bakarken..." diye başlayan cümleyi duyduğumda taşlar yerine oturur.
böyle güzel olayların yaşanmasına sebeptir.(gün boyu kasım kasım kasılarak dolandım etrafta,zannedersin sözlüğü ben yazdım)
ayrıca sözlükte her tür adamın olduğuna kanıttır.
ayrıca yazar olduğumu öğrenen arkadaşlarımdan istek giriler almama sebeptir.
genellikle okuyup, düşünen, okuduğunu uygulamaya koyan, zeki, esprili, entellektüel olma yolunda emin adımlarla ilerleyen, yaratıcı, nezaket ve empati sahibi, farkındalık oranı yüksek insanların oluşturduğu topluluk.
eskilerde türk ocakları varmış, gerçi halen'de var, gidip çay- kahve içilir muhabbetin dibine vurulurmuş, oradan nice yazarlar, nice siyasetçiler yetişmiş benim tabirimle sözlük yazarlığı da artık o gibi birşey. arada bazı farklılıklar saymazsak tabii.
gerçek yazarlığın gerektirdiğinden çok farklı özellikler gerektirir. belli bir kesim yoktur karşınızda. klâsik yazarlıktaki gibi fizikçiyseniz fizikçilerle, romantikseniz romantiklerle kapışmazsınız örneğin. herkes sıradandır sözlükte. fener-cimbom maçını da yazsanız, doktora tezinizi de yazsanız, altına "akşama gel de madalyanı vereyim" yazacak birileri hep vardır.
hayal etmeden edemiyorum; zamanın büyük yazarları şu sözlükle büyümüş olsalardı ne olurdu acaba? işte spinoza gelip evrene bakışını yazsa, galileo gelip "dünya dönüyor!" dese, nietzsche gelip "tanrı öldü!" dese, sartre fikirlerini açıklamaya burada başlasa başlarına neler gelirdi çok merak ediyorum. nasıl ayarlar yerlerdi kim bilir kimlerden. ne seri eksiciler dadanırdı. kimisi üç nokta yazarı olmakla, kimisi inançlara hakaret etmekle, kimisi tamamen saçmalamakla suçlanırdı herhalde. zavallılar belki fikirlerinin değersizliğine kanaat getirip bu işlerden el etek bile çekerlerdi.
düşünsenize; einstein "zamanın göreliliği" başlığına kuramını yazsa altında ne giriler olurdu? du deneyeyim:
evet bu kadar. ama bu yazıdan illa bir sonuç çıkaralım derseniz şunu derim: burada alay ediliyorum, eksileniyorum, anlaşılmıyorum diye üzülmeyin. hâlâ büyük bir adam olabilirsiniz. aslında emin de olamadım şimdi, çünkü o adamlar sözlükte yazsaydı ne olurdu bilmiyorum... hmm... neyse, çıkarmayalım sonuç, vazgeçtim.
yazarlar arası farklılık bir yana kişinin kendi içinde bile tutarlı kalmasını zorlamadığı için seviyorum bu sözlük yazarlığı işini.
"orta çağdaki cadı avlarının toplumsal bilinçaltına etkileri ve günümüze yansımaları" konulu kallavî bir giri yazdıktan sonra aynı adam gidip boylumlama başlığı altında "osururken kıç yanaklarının rezonans frekansını yakalamasıdır." diyebiliyor. başka bir ortamda yakalayamayacağınız süper bir olay. kimse sizi yargılamıyor bunun için. yargılayan çıkarsa da sikimden aşağı zaten.
bir nevi kaçıştır
yalancı yüzlere ''evet ben salağım senin yalan söylediğini anlamıyorum'' bakışları atmaktan kaçış olabilir.en azından burda herşeyin yalan olduğu konusunda baştan uyarılıyorsun
insanlarla da olmuyor insanlarsız da olmuyor çelişkisinin orta yoludur, hem içine atıp hem içini dökebilmektir
yaşamdan kaçarken konuşmak, gülmek, nefret etmek(eksilemek), beğenmek(artı oy vermek) gibi yaşam belirtilerini gösterebilmektir.
yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktır.
en azından benim için öyledir.evet.
"yazar" olarak adlandırmak yanlış olur.
gerçek yazarlıkla uzaktan yakından ilişkisi yoktur.
ama çoğunluğun bi' edebiyatçı olma çabası vardır ki bu inkar edilemez.
mümkün olduğunca az işlemci zamanı harcayarak mümkün olduğunca fazla yazar çekme sanatıymış kimine göre. mühendislik sorunuymuş anlayacağınız. aramızda kalsın, yakında statüler de buna göre hesaplanacakmış: (sizin girileriniz vasıtasıyla yazar olanların sayısı) / (harcadığınız işlemci zamanı). böylece herkes gerçek değerini bilecekmiş. ilerleyen zamanlarda haftanın yazarını seçip duvara da asacakmışız (bkz: sözlük işçisi).
işlemciyi fazla yordum, şimdi izninizle google'a oynamam gerek:
bazen eserleri oylanınca dahi mutlu olmaktır, hele bir de en sevilen eserleri çoğunluktaysa daha da mutlu olmaktır. bir de nedenini anlamadan bir anda çaylak yazar olmak ve tekrar eski statüye geçmeyi beklerken daha bir azimle ve dikkatle yazmaktır. öğünmektir, ayrıcalıktır.
yetenekli olursunuz, yeteneksiz olursunuz, o ayrı bir şey. ama ilk iki evreyi tamamlayıp üçüncüye ulaştığınızda sözlük yazarlığının gerektirdiği asgari kriterleri her halukarda sağlıyorsunuz. onun için sabırlı olmakta fayda var.
belki herhangi bir yere başvurduğunda cv' ye yazılmayacak bu kavram ama onca geçen zamana rağmen ''senin bi giri' n vardı hala hatırladığımda gülerim'' diye bi mesaj gelirse insan mutlu oluyor . hemi de çok mutlu oluyor.
şanslı olmaktır. başınız sıkıştığında ona koşmaktır. sizi bir tek o dinler bir tek o anlar. elinizden alındığı an neler olacak tahmin edemezsiniz. tutkudur sözlük... hele hele aradığınız bir şeyleri size sunuyorsa... tşk. öpt. kib.
ya böyle garip bi şey, kımıl kımıl. lakin şu aralar başka bi proceyle uğraşıyorum onçün siz sevgili gay arkadaşlarımın kalbini yanlışlıkla kırarsam affola. bizde yannış olmaz.