1. tutmayı gerektirendir. piliniz henüz bitmemişken, tamam söz yatıcam on dakika sonra demek gibi, misal.
  2. güven verir karşı tarafa, o güven sayesinde daha rahat hareket eder insan. söz ağızdan bir kere çıkar, yerine getirilmesi gerekir.
  3. gerçekleştirmenin her insan evladının harcı olmadığını er geç anladığımız eylem, siz siz olun tutamayacağınız sözler vermeyin, bünye o kadar hafifliyor ki başınız göğe eriyor adeta.
  4. argo yerinde ve dozunda kullanıldığında çok güzel bir ifade şekli zannımca. bu yerini şaşırmış dipnottan sonra hemen argoda söz vermek ne ile açıklanmış ona bakalım efendim;
    "insan iki şeyi unutmaz: bir, söz verdiğini; iki, göt verdiğini"

    şu saatte şurda olacağım diye söz vermek değil burda bahsi geçen söz vermek. zira oraya o saatte gidişiniz sadece size bağlı bir eylem değildir. olamayabilirsiniz de.

    nedir peki?
    mesela
    "söz ver bana bundan kimseye bahsetmeyeceksin"

    bu sözü tutabilmek sadece size bağlıdır. ve bu sözü tutmamak, göt vermekle aynı kapıya çıkar.

    bu da final cümlesi;
    dilinize ve götünüze sahip olunuz.
  5. bugünlerde nefes alır gibi, su içer gibi basite indirgediğimiz iş.öyle ki; anın büyüsüne kapılındığı vakit, ne yaptığını bilmez halde eyleme döküldüğünde,ertesi sabah uyanan bünyenin aslında ağzından çıkardığı sözlerde hiç de samimi olmadığını; lakin yapmak zorunda bırakıldığı bir yığın sevimsiz işle karşılaşmasını mümkün kılan.

    mevzu bahis sıkıcı bir iş listesinden ibaret olsa keşke.
    karşımızdakine bazen ne yaptığımızı bilmez halde sözler veriyoruz. o da haklı olarak hesap soruyor bizden.sonrası bildik hikaye..."benden ne istiyorsun?" sorusu pek hoş bir soru tarzı değil kabul ediyorum ama karşımızdakinin de insan olduğunun farkına varamadan, ergenlik dönemlerimizden kalma "carpe diem" felsefelerine kapılmamız da epey nahoş bir durum, siz de kabul edin.

    boşuna değil feridun abimizin "söz ver" demesi olanca duygusallığıyla.bu zamanda birlikte ölünecek birini bulmak; öyle yoldan geçen, zengin, duygusal, efendi erkeğin bile kolay kolay verebileceği bir söz değil.

    iyisi mi boş verin...
    çözüp verin, mesele bitsin...
  6. insan hayatı genel olarak başkalarını mutlu etme, bekleneni sergileme üzerine kurulu sözlerin verilmesiyle örülüdür. bu da insanın sırtına her fırsatta yeni yükler yükleyerek ilerlemesi anlamına gelir ki; kişi hem kendine olan saygısını kaybeder hem de kendi mutluluklarını, beklentilerini ertelemek zorunda kalır.

    doğumdan sonraki ilk söz anne babaya verilen- onların düşünceleri doğrultusunda- iyi bir evlat olma sözüdür. ebeveynlere saygılı, sözlerinden çıkmayan, kendilerini örnek alan birer simge olarak var olma amacını taşır bu vaatler. belirlenmiş mesleklerden birine sahip olmak- bir baltaya sap olmak- ikinci planda çıkar karşımıza. sonra evlenip çoluk çocuğa karışmak- onlar açısından torun- adına söz verilir. bunlar dilden dökülmese de bu sözlerin verildiği varsayımıyla aileler baskısını eksik etmez çocuğun üzerinden.

    işte dünyaya getirilirken kendisine danışılmayan çocuk kalıplar içinde, başkalarının mutluluğunun izinde çabalar durur ve bu arada sayısız pişmanlıklar içinde bulur kendini. önüne çıkan insanlara çekinmeden ''seni seviyorum'' der. oysa ki ondan sevmesi adına söz alınmamıştır, hatta öğretilmemiştir bile çoğu zaman. çünkü tüm bu beklentilerin duygularla bağlantısı yoktur. o yüzden seviyorum derken farkedilmeden verilen söz bu kez başkasının mutluluğuna gölge düşürebilir. yaşın gelmesine paralel yapılan zorunlu evlilikler yine yıkımla sonuçlanabilmekte. baltada sap olma maksadıyla edinilen favori mesleklerle zaten monoton olarak adlandırılan hayatı dar bir alana hapsetmek zorunda bırakılırız.

    özetle başkalarının soyunu devam ettirme, futbol takımı kurma, ille de erkek çocuk dünyaya getirme bahaneleri arkasında saklı üreme psikolojisi dünyaya verilen sözlerin ürünüdür. ortaya çıkan ürünse- insan- çizilen düz çizgili yolu takip etmekle yükümlenmiştir, patikalar dururken.