söz şimdiki zamanın hafifliğiyle eriyip giderken, yazı anların ortasına çakılan bir kazık gibi sabit kalır
* bu zıtlık ilişkisi bir
aracının
* enerji olması ve öbürünün ise bir
obje olmasından kaynaklanmaktadır. ses
* ağırlığı ve kütlesi olmayan bir dalga iken, yazının ihmal edilebilecek kadar da olsa kütlesi ve hacmi vardır.
iki aracı arasındaki fiziksel farklara değindikten sonra bu aracıların insan algısını farklı etkilemelerine bakacak olursak şunu görebiliriz: "söz" kelimenin tam anlamıyla canlıdır, fakat yazı hiç canlı olmamıştır. söz yaşanan duyguları aktarabilirken, yazı sadece dağarcıktaki duyguları kopyalar. söz en ufak bir aracı veya formaliteye gerek duymazken, yazı öncelikle kağıda
* imla kurallarına uygun olarak yazılıp noktalama işaretlerine bulanır ve en nihayetinde da aracı bir kurum veya kişi tarafından son kullanıcıya sunulur.
hal böyleyken söz rahatlıkla uçarı, kabullenilemez, heyecanlı veya içten olabilir; fakat yazı ancak o veya bu pazar potansiyeli göz önüne alındıktan sonra karakterini belirleyebilir.
fakat herşeye rağmen söz uçar: yani söz sadece canlıdır; öncesi ve sonrası değil, sadece
şimdisi vardır. fakat yazı yazılışından sonraki yüzyıllarda okunup, yazılışından önceki yüzyıllar içinde kurgulanabilir.
hal böyleyken:
söz uçar yazı kalır