|
|
- (bkz: tuz ruhu)
- (bkz: ruh ikizi)
- tin
- insanın yaşamını devam ettirebilmesi için asıl beslemesi gereken dünyasıdır. toplumda beden yaşamayı bıraktığında ölümün gerçekleştiği düşünülmektedir. oysa asıl ölüm 'ruh'umuzun ölmesidir çünkü bedenimizin nefes almasını sağlar. insanların gelişim periyotlarını düşündüğümüzde de büyümeden daha önemlidir ruhsal gelişimi.
insanın iki çeşit ölümü vardır: bedensel ve ruhsal ölüm...
bedensel ölüm daha basit bir boyuttur. bizi bırakıp gider arkasına bakmadan. oysa ruhsal ölümün tekrar canlanma olasılığı vardır umutla, inançla ve amaçlarımızla beslediğimiz takdirde.
bu da insanın maddi ve manevi dünyasının göstergesidir. insanın özündeki ruhtur insan...
- insanoğlu büyüdükçe, küçülen şey... o kadar küçülür ki bazen, kaybolur gider...
(siyah, 25.06.2007 17:12)
- 21 gram olduğu rivayet edilen beden içliği.
- ''ruh, hayatın bağrına saplanan hayattır''
friedrich wilhelm nietzsche
- (bkz: anima)
- müzikle beslendiği söylenir.bence sevgi daha doyurucudur ruh için.
- müzik içinde çok saçma bir kullanımı mevcuttur.
"ruh yok"
ne demek anasını satayım ruh yok. ruh vardır. her müzikte vardır. hiçbir icra duygu beslemeden yapılmaz, yapılamaz. teknik ve müzikalite yönünden hep birşeylerin eksik olduğu zırtoların ortaya çıkardığı ruh yok hikayesi tamamen bunu örtbas etmek içindir.
"iyi çalıyor da işte ruh yok"
ruhsuz! olan için bu cümle ve türevleri gelmektedir.
"olsun adamlarda ruh var bi kere"
arkasından da ruhla müzik yapanlar! için bu cümle gelmektedir. sadece yazık.
not : bunun bir de ben nota bilmem duyguyla çalarım deme boyutundakileri vardır ki başlarına sert bir cisimle vurmak farzdır.
- sadece duygular mı, yoksa için de akıl ve düşünceler de var mı emin olamadığım şey.
- gaybın ilmini kalbe belli bir yönde akıtan öz varlık.
- daha fazla kirletip yıpratmadan tanrı'ya iade edilmesi gereken 21 gramlık nesne.
- beden denen kafeste hapis olan soyut hede. insanda olması gereken şey.
(bkz: ruhun nefes alması)
- ya bin yıl, ya bin asır sonra o gün gelecek.
koklarken küllerimi mezarımda bir böcek,
o kadar yanacak ki, bir yüksüklük toprağım,
yerden bir damar gibi kopup fışkıracağım!
ve birden bakacağım, her tarafım bitişmiş,
başım toprak altında bir mâden gibi pişmiş.
nefesten daha ince bir ipek kumaş derim;
fosfordan daha parlak, ince uzun ellerim.
dalacağım kendimin hayran hayran seyrine,
diyeceğim; bu dönen şeyler eski yerine,
benim diye baktığım şeyler miydi bir zaman?
külümün rüyası mı yoksa gördüğm?.. aman!
başımda açılacak fânîlerin seması,
ve onların toprağa gerçek diye teması,
bir tatlı veim gibi içimi bayıltacak;
toprağın, koşacağım, üzerinde yalnayak;
şehrin, dolaşacağım kuş gibi etrafında;
bir beyaz hayaletin upuzun çarşafında,
gezeceğim, doğduğum evin odalarını,
geceleyin, koskoca şehrin lâmbalarını,
bir keskin üfleyişim söndürmeye yetecek;
korku, şehrin çelikten sesini tüketecek.
herşey susacak o ân, çalınacak kapılar;
kiremitleri yaprak yaprak alan bir rüzgâr,
ağzımdan haykıracak, uzun, gizli, çarpışık...
erişilmez fikir ki, düğüm düğüm dolaşık...
sarıldıkça boşanan yumak, çözülen demet;
başı görünmez hayâl, sonu gelmez nedâmet...
necip fazıl kısakürek
- kullanışsız bir şey. azıcık nefret ile doldunuz mu, hemen kararıyor.
- senelerdir seanslarla, ayinlerle çağırılan şey. "geldiysen masaya üç kere tıkla" diye de bir talebin muhatabı. bir gün psikopat bir ruh gelip hepinize üçer kere tıklayacak ya, neyse.
(sikko, 18.05.2009 10:10)
- ruh öyle birşeydir ki, insanın ruhundan başka sığınabileceği hiçbir yer yoktur, nereye kaçsa ruhuyla birliktedir.
- ruh bedeni ayakata tutan bir enerji biçimidir. ruh enerjisi organik bir yapıyı kendi tekamül aracı için yani fizik bedeni kullanmak zorundadır. deneyimlediği her olay tekamülün bir aşaması, ruh enerjsinin ilerlemesi ve şuurlanmasıdır.
- genişçe uzanarak ses tellerimden dünyaya bebek ağlayışları sanılan şarkıyı söyleten. kendisinin nasıl bir şey olduğunu ilk önce annemde tasvirleyen. ılık bir deniz esintisi eşliğinde gökyüzünde gezinen gözlerimi indirip bakışıma yerleştiren. kolumu kullanarak sevdiğimin saçlarının arkasından dolandırıp, burnuma yaklaşıp boynunun kokusunu algıma nakşeden. eğilip retinamın ardından bir sümbül gibi titreyen gözleri izleten. aklımın öğrendiği kelimeleri kullandırtıp, aklın bir yerlerde asla öğrenemeyeceği hisleri doğuran; şiir yazdıran, yazamayan biriysem yaşatan, müzik armonisi yaydıran, bir enstrüman çalmayan veya müzisyen olmayana da içinden dışına besteler fışkırtan. kayalara çarpan dalgaların milyarlarca köpüğe ayrılışındaki hissiyatı fizik kanunlarının ötesine çıkaran. algı kapılarını ardına kadar açan, açılan kapılardan yeni kapılara açılan, aklıma eğilerek kendisini istekle anlamaya çalışan ilgimi cezbeden. akıl ve bedenime temas ederek sevdiklerimle uyumumu sağlayan, küçük bir çocuğa, açan bir çiçeğe, sıcak bir selama ellerim vasıtasıyla dokunan, seven, hissettiren. evrenin belirsiz bir yerindeki bu dünyada ve evrenin kendisinde, yaşamın aslında nasıl hüzün verici olduğunu ince ince anlatarak kirpiklerimden sular tırmandıran. ilk önce dingin hüznü öğreten, evreni insan gözlerinin ardından izleyen, o gözleri de uzaktan uzaktan süzen, o gözler ölse de yaşayacağı düşünülen ve düşündüğüm çok yakın ve öte varlık.
ruh, müziğin gıdasıdır.(dadaruh, 16.09.2009 14:23 ~ 17:56)
- bedenin hapisanesidir.
- felsefi kavram olarak eşiti:
(bkz: töz)
|