türkiye'de hükümete en muhalif ekonomistlerin bile tv'lerde çıkıp evet yanıldık adamlar yaptı demesine karşın hala bazılarının yok efendim öle şey dediği hede. halbuki muhalefet bu değildir. muhalefet, eyw bunları yaptınız ama ama bakın bunlar da eksik, onları da yapmanız gerekir demektir. ancak ülkemizin atatürk'ün ölümünden sonra atladığı, görmezden geldiği insanına yatırım yapmak politikasının sonucu olarak bu tip düşünülmeden, yaralanmış bir kurdun son çırpınışları tarzı sadece konuşmak için söylenen sözler yüzünden adam gibi bir demokrasi geliştiremedik, adam gibi bir seçim sistemimiz yok ve de meclise sadece yüzde bilmem kaçın oyu girebilmektedir.
yok efenim yok enflasyon %125lerden %7,92'ye inmemiştir. ülke batmış, sersefil olmuştur. herşey bitmiş tükenmiştir. türkiye cumhuriyeti devleti sekiz kere iflas etmiştir. enflasyon canavarı herkesi yemiştir. akp hükümeti hiçbir şey başaramamıştır. üstüne herşeyi büsbütün batırmıştır. yalan üstüne yalan sallamaktadır ekonomi hakkında. ben hesapladım baktım enflasyon %7,92 değil %792 dir virgül atmışlar biz onların ne kadar beceriksiz olduğunu anlamayalım diye.
-oha! amma sıktın sen de...
ben sıkmıyorum efendim. ben akılcı ve mantıklı bir muhalifim. gerçekleri konuşuyorum burada. tayyip'in adamı seni...
(bir not: ak parti, kemal derviş'in ekonomik programını uygulamaktadır.)
türkiye'nin ekonomik değişmez loopunun bir parçasıdır bu. birileri bir şeyler satar ya da borç alır. bu süre içerisinde ülke ekonomisi rahat görünür. ancak borç giderek büyür. daha sonra bu borç bir hükümet döneminde patlar... "o hükümetin allah cezasını versin" olur, diğerlerine laf söylenmez. demirel döneminde de türkiye büyümüştür, özal döneminde de büyümüştür. o zamanlarda da enflasyon düşmüştür, "ekonomi iyiye gidiyor" denmiştir. hatta bu adamların türkiye'yi kurtardığı söylenmiştir. ancak borç hep artmıştır. sonra da birilerine patlamıştır.
(bkz: çiller)
(bkz: ecevit)
önemli olan ülkenin ekonomik kaynaklarını güçlendirecek kalıcı yatırımları yapabilmektir. onu da ne yazık ki bu dönemde de göremedik.
rte döneminde inanılmaz bir iç borçlanmaya gidildi. 25milyar $ kadar özelleştirme yapıldı. bu süre içinde bütün cumhuriyet tarihinde çok büyük emeklerle yapılan kurumlar yok pahasına satıldı. ekonomi tabi ki rahat görünür ve enflasyon düşük olur. ama türkiye tarihinin en hızlı borçlanma döneminde olunduğu, cari açığın giderek büyüdüğü ve bugünlerde rahat olan ekonominin böyle giderse çaresiz yeni krizler yaşayacağı gözardı edilmemeli.
evet enflasyon düşmüştür. bunun altında arayacak birşey yoktur. bunun sosyal hayata etkileri, diğer göstergelere etkileri tartışılabilir. devalüasyon da teknik olarak imkansızdır. serbest kur rejiminde devlet kura müdahale etmez. merkez bankasının yaptığı alımlar veya satımlar kuru fazla etkilemiyor, sadece ufak dalgalanmaları toparlıyor. şuan cari açıktaki gerçek bir endişe yabancı yatırımcıların portföy yatırımlarını geri çekecek, yenilerinin gelmesini engelleyecektir. bu döviz çıkışı dövizin değerini oldukça arttıracaktır. bu şekilde ihracat daha karlı, ithalat da çoğu sektörde zarar eder bir konuma gelecektir. zaten dalgalı kur rejiminin amacı da budur. bir nevi oto kontrol.
enflasyonun bu denli düşmesinin sebebi, piyasadaki en büyük tüketici olan devletin harcamalarını kısmasıdır. seçimlerin bu kadar yaklaştığı bir dönemde iktidarın piyasaya para sürmüyor oluşu çok garip geliyor. çoğu iktidar seçim yaklaştığında memura, emekliye paralar dağıtılır, yatırımlar arttırılır ve böylece piyasadaki likitide artardı. bunun sonucunda da sunni bir "aa her şey ne güzel" gibi bir ortam oluşurdu ama bilmezlerdi bu dağıtılan paralar aslında yok.
bu politika yanlış, piyasaya para sürülüp ekonomi canlandırılabilirdi diyenler olabilir. o da denenmiş çeşitli ülkelerde başarılı olanları da olmuş, olmayanları da. bu bir tercih meselesi.
rte: güzelim gel, bak senle bi anlaşma yapalım..
ec: hocam, olmuyo güzelim filan, seviyeyi koruyalım diyorum.
rte: tamam tamam sinirlenme, asıl meseleye geliyim hemen o zaman
ec: ha şöyle, akıllı efendi ol
rte: sana çok açık ve net bişi söylicem, kasımpaşalıyım biliyosun, dolandırmam lafı
ec: dinliyorum..
rte: ananı da al git burdan
ec: şşşş var ya, rte mte dinlemem tavan yaparım enflasyonu, görürsün ebeninkini..
rte: sakin ol, özür dilerim tamam, benim halkım bu dilden anlıyo, onlara konuşuyorum, itiraz etmiyolar.
ec: ben onlara benzemem, alırım tüm yetkini..
rte: enflasyonum canavarım, önümüzde seçimler var, sonnacııma cumhurbaşkanı olucam filan, enflasyonu biraz düşürsen de halkın gözünü boyasam biraz..
ec: zaten siz enflasyonu doğru düzgün ölçmüyosunuz ki, benim ayarladığımın yarısı açıklanıyo nasıl oluyosa, çiziyosunuz karizmamı.. hem dur bakiyim, cumhurbaşkanı diyosun sen, cumhur halk demek di mi ya, ben öyle biliyodum..
rte: halk demek evet, halkın başı olucam ben, başım ben.
ec: bak kardeşim, beni böyle ucuz numaralarına alet edemezsin tamam mı, indirmiyorum enflasyonu da, enflasyonun artan grafiğini de al, lazım olur ileride, kullanırsın
rte: bak van gölü canavarını tanıyorum, yaparım aranızı, çok güzel canavardır, alevli filan..
ec: ya seni sayıyla mı gönderdiler bana..
rte: bi ülker versem?!?!?!
ec: de gett....
2001 krizinden beri uygulanmakta olan kemer sıkma politikalarının sonucudur. talep kısma temel amaçtır. genel olarak alım gücünü düşürür. bu da fiyatların artış oranlarını etkiler. burada dikkat çeken şeylerden biri enflasyon oranının nasıl hesaplandığıdır. öbürü ise enflasyonu denge altına aldıktan sonra yapılacak değişikliklerdir.
enflasyon oranının hesaplanmasında belirli malların fiyatlarındaki değişmeler göz önünde bulundurulur. talebinin sınırlı olduğu malların (örneğin helikopterlerin yedek parçaları, yüksük gibi) bu bu değişimde göz önünde bulundurulamayacağı gibi üretim seviyesi her sene büyük değişiklikler gösteren mallar (ülkemizde bolluğu veya kıtlığı ileri derecede değişen mallar: domates, karpuz gibi) da bu hesaplamaya dahil edilmez. eğer edilirse ele geçen veriler gerçeklikten uzak bir görüntü çizer. gizli gizli, alttan alttan fiyatların enflasyon oranlarının daha da üstünde arttığını çok rahat biçimde gözlemleyebiliriz.
daha da kötüsü içeride talebi kısıp enflasyonu indirmeye çalıştığımız zaman içerideki işsizliği körüklemiş oluruz. içeriden yatırım yapılmaz. isdihdam büyük ölçüde kısılmış durumda olur. ( çünkü kemer sıkıyoruz. vergilerimiz arttırıp milletin elindeki parayı alıyoruz. sonra birikmişlerimiz oluşuyor bir yerde. onla da yatırım yapmıyoruz. çünkü yatırım demek isdihdam demek, isdihdam demek parayı arz etmek demek. ondan sonra ver elini yüksek enflasyon.) üretimin kısılması da içeride mal olmadığına işarettir ki bunun peşine koşa koşa ithalat yapılır. devletiyle ve özel sektörüyle herkes ithalat çılgınlığının içine atlar. eskiden ihracatçı üretim gerçekleştirdiği için övünen iş adamları artık yaptıkları ithalatla adını duyurmaya çalışır.
dış dengenin sürekli ithalat lehine ve devlet aleyhine işlemesinin temel sebebi de budur. şu an önü alınamaz bir cari açık vardır. işsizlik ve yatırımların kıt oluşu da bunu körüklemektedir. neticede bir yerde enflasyon düşürülmüştür. fakat bu olay istenilen düzeyde değildir. halka yansıtılan rakamlar pek de gerçekçi değildir. tek yönlü politikadır.
paranın sürekli cebimizden neden uçup gittiği anlaşılmıştır sanırım.
sonuç olarak akp hükümeti ister inanın ister inanmayın kendisinden önceki hükümetin başlattığı politikayı küçük değişiklikler yaparak izlemeye devam etmektedir. üstüne yatırım da yapamamakta , ithalatı körüklemekte,işsizliği yüksek oranlarda tutarak iyi birşeyler yaptığı izlenimini yaratmakta, heralde "bunlara kapak olsun" düşüncesiyle de kendilerini ülkeyi pazarlamakla mükellef saymaktadır. bir de üzerine " bizim petrolümüz vergilerdir." diyen bir maliye bakanı koymuştur ortaya. o da babalar gibi satmaktadır elinde ne varsa.
ama enflasyon düştü değil mi? hadi oradan! böyle düşüreceksen düşürme daha iyi. kronik yüksek enflasyonla bile ülkenin hali pek de değişik sayılmazdı.
bizim ekonomi hocasının teyit ettiği durum. ekonomi hocası için: (bkz: alpay filiztekin)
hatta derste anlattığı bir anekdotta, yapılan en ufak bir yanlışlıkta dahi ekonomistlerden özür üstüne özür dilemişler. ben hocanın yalancısıyım...
bir grup "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" şeklinde hayat felsefesi ile yaşayan kişilerin inandığı gerçek dışı durum, bir mit.
güzel milletimin aziz vatandaşları 4,5 senedir aynı ürüne aynı parayı öderken acaba ikiye katlanan dış borcun farkında mıdırlar? acaba yüce devletimizin her gün ödediği faiz borcunun miktarını biliyorlar mı? kendinden sonra gelecek nesillerin nasıl bir borç içinde dünyaya geleceklerini görebiliyorlar mı? abd'nın sırasıyla yugoslavya, ırak gibi ülkelere yaptığı perde arkası oyunlarla ülkeyi bölerlerken uyuyorlar mı?
bütün bu soruların cevabının ülkemizdeki oranı %47 hayır - %53 evet
hokus pokustur. olmayan bir şeyi olmuş gibi göstererek kandırılmak için can atan insanları kandırmaktır. ayrıca abdullah gül'ü de bir kutuya koyup ikiye bölebilecek durumdadır. gerekirse şapkasından da neler çıkarmaz ki..