|
|
- 1712-1778 yılları arasında yaşamış büyük fransız yazar.siyasette,pedagojide,fransız devrimi çığırını açmıştır.
- fransız ihtilalinin altyapısını hazırlayan ünlü düşünür. voltaire'den etkilenmiştir. sosyal sözleşme en bilinen ve çok önemli bir eseridir. tarihin en önemli şahsiyetlerindendir.
- cenevre'de doğdu
fransalı oldu
helal olsun sana
rousseau baba!
cenevre’li bir saatçinin oğlu olan rousseau 1712 yılında doğdu. on altı yaşında savoy, italya ve fransa'yı kapsayan seyahatlerine başladı. rousseau paris'e ilk kez 1741 yılında gitmesine rağmen burada ikamet etme hakkını ancak 1743 yılından sonra elde edebildi. rousseau'nun edebî yeteneği tanınmış ansiklopedist diderot ile olan arkadaşlığını sağladı.
1750 yılında dijon akademisi için yazdığı "discourse on the sciences and the arts" adlı eserinin ödül kazanması ile rousseau ilk başarısını elde etti ve tanındı. rousseau'nun bir sonraki çalışması "discourse on ınequality" 1755 yılında yayınlandı. bu çalışmasını 1760 yılında yazdığı romanı "julie", en önemli politik çalışmalarından biri olan ve hollanda'da basılan "the social contract" ve 1772'de yazdığı "emilie" adlı romanı izledi. ancak "emilie" adlı romanına el konuldu ve bu romanı yakıldı. rousseau isviçreye kaçmak zorunda kaldı. 1763 yılında hem "emilie" hem de "the social contract" adlı eserleri yakılınca cenevre vatandaşlığından çıktı. rousseau daha sonra edebî tartışmalarına voltaire ile devam etti. rousseau'nun politik görüşleri korsika için 1765 yılında hazırladığı anayasada ve 1772 yılında yazmasına rağmen 1782 yılında yayınlanan "considerations sur le gouvernement de pologne et sur sa reformation projetee" adlı eserinde açıklanmaktadır.
1770 yılında fransa'da ikamet etme hakkını yeniden elde eden rousseau 1776 yılında ıngiltere'yi ziyaret etti. bu tarihten sonra fransa, çalışmalarına höşgörü gösterdi. ancak gittikçe artan sağlık problemleri ile sıkıntılı günler geçiren rousseau 1778 yılında öldü. rousseau'nun özel yaşamı ile ilgili tüm detayları içeren otobiyografi türündeki "confession" (itiraf) adlı eser 1783 yılında yayınlandı.
- (bkz: rousseau nun fransız ihtilalindeki rolü)
- 'kadınların aklı ameli bir akıl... bir amaca ulaşmak için gerekli tüm yolları bulurlar da amacı bulamazlar bir türlü'
j. j. rousseau(melkor, 27.09.2005 23:55 ~ 03.01.2007 22:38)
- babası osmanlı sarayında saatçilik yapmıştır. galata kulesinin dibinde anısına paslı bir levha vardır...
- 1750 yılında yazdığı "discourse on the sciences and the arts" hocası olduğu okulda ve çevresinde çok geniş bir yankı uyandırmıştır ve çok büyük tepki görmüştür.bu eserinde bilimin ve sanatın aslında toplumu yozlaştırdığından bahsatmiştir.böyle bir düşünceyi ciddi bir şekilde ortaya koyan ilk düşünürdür.insanların genel kabul gören düşüncelere körü körüne bağlanmaması ve sorgulaması üzerine güzel bir eserdir.bu adam daha sonra fransız devriminin öncülerinden olmuştur.
- karlı ormanların rüyasını nasıl içten seven hayaletin* deyişiyle "şak şak russo" olarak andığı şahsiyet. osmanlı'yı parçalayanlardan biridir aslında.
- "beraber ağlamaktaki tatlılık kadar hiçbir şey kalpleri birbirine bağlayamaz" sözünü söylemiş fransız yazar.
- akademik ve düzenli eğitim sistemine karşı çıkan ve doğal yollardan insanın eğitilmesini savunan isviçreli filozof.
- ''kadınlar dehadan tümüyle yoksundurlar,aşkı ne hissetmeyi ,ne de anlatmayı becerirler..'' sözünün sahibi olan,felsefe ve siyasete çokca zaman harcadığı için zannımca aşkta kaybetmiş kişi..
(grace, 22.03.2007 21:41)
- köleler arasındaki eşitliği savunan toplum sözleşmesi düşünürü.
- itiraflar* yapıtında insanın saf doğduğunu onu bozanın toplum olduğunu söyleyen filozoftur. aslında almanya ve ingilterede doğmuş olan preromantizm akımının öncüsü, en ünlü düşünürü/sanatçısı olarak anılır.
- insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı ve temeli üzerine söylevler adlı eseriyle sosyalizme temel olacak yapıtlardan birisini kazandırmış, ismini söylemesi zevkli, yazması bir o kadar zor olan bilim adamı.
- özgürleşmenin peşinde koşarken kendi yarattığı paradoksa gömülmekten kurtulamamış fransız düşünürü. şöyle ki:
rousseau'ya göre doğa durumundaki insanlar arasında da bir eşitsizlik söz konusu ve fakat bu eşit olmama durumu insanların tamamen farklı özelliklere sahip olmalarından ileri geliyor, negatif bir içeriği yok bu eşitsizliğin. yine de insanların gerçekten eşit olduğu bir durum da mevcut burada: özgür olmak. gelgelelim insanlık doğa durumundan çıkışıyla ve medeniyet durumuna geçişiyle 'yoldan çıkıyor' - medeniyetin tesis edilmesiyle birlikte doğa durumundaki ihtiyaçlar da değiştiğinden ihtiyaç tanımı da değişiyor; insan artık gereksinim duyduğundan fazlasını istiyor ve bu istediklerini elde edebilmek için diğerlerine zarar vermeye başlıyor. diğerine duyduğu sempati de kendine yeterli olma durumu da (ki bu iki unsur doğa durumundaki insanın en temel özellikleri) diğerleriyle olan ilişki, diğerinin sahip olduklarına karşı duyulan kıskançlığın belirlediği (ki rousseau'ya göre medeniyetin ortaya çıkmasının nedeni de bu) süreçlere evriliyor. bu süreç içinde, bu sürecin gerektirdiği bir ihtiyaç olarak ortaya çıkan ve gelişen adalet mekanizmaları da doğa durumundaki pozitif içerikli eşitsizliği medeniyet durumuna adapte ederken tamamen sıçmaktan ve eşitsizliğe negatif bir anlam yüklemekten başka bir halta yaramıyor. bu arada doğa durumundaki özgürlük eşitliği de ortadan kalkıyor çünkü her şey artık tahakküm ilişkileri üzerine kurulu.
işte 'sözleşme' bu noktada devreye giriyor: rousseau, belki de biraz saf bir biçimde, tamamen siyasi süreçlerle ortaya çıkan bu eşitsizlikleri yine siyasi bir müdahale olan sözleşmeyle giderebileceğini düşünüyor. ve işte bu noktada film kopuyor: sözleşmenin temel amacı insanların medeniyetin getirdiği eşitsizliklere karşı korunması dedik. peki bu nasıl olacak? rousseau'ya göre ortak iradeyle. her kararın ortak iradeyle alınması insanları özgürleştirecek çünkü toplumdaki her bir birey her bir karara etkin bir biçimde müdahale edecek. kararlar ancak her bir bireyin onay vermesi koşuluyla alınacağından tekil iradeyle ortak irade arasında birebir özdeşlik olacak ve bu suretle insanlar hem politik bir özgürleşmeye kavuşacak hem de kendi aldığı kararla çelişemeyeceğinden sözgelimi yapılmaması gereken bir şeyi yapmaya kalkışmayacak.
ilk bakışta muazzam görünüyor, insan doğrudan demokrasinin ne kadar da müthiş bir şey olduğunu düşünüp seviniyor. ama ikinci kez düşündüğünde, çok kaba, üstten bir sorgulamayla dahi derin mi derin, karanlık mı karanlık kuyularda buluyor kendini:
kararlar ortak iradeyle alınacak ve tekil iradeyle ortak irade birbiriyle örtüşecek demiştik. peki o toplumun içinde herkesin onay verdiği bir meseleye densizin biri çıkıp da 'almayayım ben' derse ne yapmak gerekiyor? rousseau'ya göre yapılması gereken şey o kişiyi ikna etmek. o kararın uygun olduğuna ikna etmek. özgürleşmeye ikna etmek. bu meseleyi bir yerden gözümüz ısırıyor değil mi? modern aklın ürettiği bu en büyük çıkmazlardan biri, 'zorla özgürleştirmek', 'özgürlük diktatoryası' gibi paradoksal kavramlara aşina olan bizlere iki yüz yıllık hayalet suretiyle görünüyor, görünecek de.
peki ya ortak bir karar alınıp özgürce 'özgürlükten vazgeçmeye' karar verilirse? özgür köleliğe meyledilirse? yine demokrasinin nimetlerinden biri mi sayacağız bunu, saygı mı duyacağız yani medeni, modern bir insan gibi?
söylediklerim yanlış anlaşılmasın; ben tüm bunlara rağmen doğrudan demokrasi taraftarı ('demokrasi, denenmiş diğer rejimler hariç en kötü yönetim biçimidir' diyen churchill'i hatırlayalım) bir insanım, demokratik rejimlerde çoğunluğun azınlık üzerindeki korkunç baskısından nefret etmekle beraber, modernitenin içine doğmuş paramparça benliğim ve çaresizliğimle demokrasiye teslim olmuş, altı on kere üstü bir kere çizilmiş 'birey' sözcüğünü üzerimde taşıyan bir varlığım. ama ne parçalanmışlığım, ne de çaresizliğim kişinin kendini toplumsal iradeye böylesine teslim etmesini öngören toplumsal sözleşme teorisyenlerini ve hatta bu teorilerin içinde bulunduğumuz duruma tezahürünü, bu tezahürün beraberinde getirdiği açmazları sor(gula)mama engel olabiliyor. ne de olsa özgür olmaya mahkumum ben de hepimiz gibi.
not: ilgilenenler 'rousseau paradoksu' ya da 'rousseau'nun paradoksu' adıyla internet üzerinden ya da basılı kaynaklardan bu konuda yürütülmüş çok daha yetkin tartışmalara ulaşabilirler.
aylar sonra gelen edit: anlatım bozuklukları ve imla hataları.
- eğitimde özgürlük fikrinin ilk savunucularından. rousseunun eğitimi insana saygı duyan, bir meslek için yahut herhangi başka bir şey için değil kendisi için yetişen bireyleri yetiştirmeyi ideal edinir. temel düstur insanın iyi olduğu dahil olduğu toplumun ve diğer kurumların etkisiyle kötüleştiği savıdır.
- "yapmak istediklerimizi yaptığımızda değil, yapmak istemediklerimizi yapmadığımız zaman özgürüzdür."
- jean jacques rousseau(strateji, 25.07.2007 11:55 ~ 16.07.2008 17:30)
- filozofların çoğu gibi ateist olmayan bir filozoftur kendisi. ancak ve ancak bu durum dogmalara karşı olmasını engellememiştir ve şöyle bir tespit yapmıştır.'' tanrı aklın dışındadır, akılla tanrıyı çözemeyiz'' ve din hakkında söylediği bir başka söz de ayrım yapmayı iyi bilen bir insan olduğunu gösteriyor ki şöyle demiştir; ''din bilim değildir, bilimin işi değildir. din tamamen gönül işidir''.
- çelişkilerle fazlasıyla dolu bir insan olmasına rağmen yaşadığı devire damgasını vurmuş, hem aydınları hem de geniş halk kitlelerini etkilemiştir. çocuk haklarını ilk gündeme getiren kişidir ancak kendi çocuklarını yetimhaneye bırakmıştır, evliliğe övgüler yağdıran yazıları olmasına karşın metresleri olmuştur.
- hiç okul eğitimi almamış olan büyük düşünür ve yazardır, - kendi kendinie de uygulamış olduğu - doğal yollarla eğitimi savunur.
- kendi 5 çocuğunu yetim haneye bırakıp çocuk eğitimi hakkında kitap yazması ilginçtir.
|