1955’te istanbul’da dogdu.
1972’de robert kolej’i bitirdikten sonra yüksek öğrenimini londra’da tamamladı.
yaşamını ingiltere’de sürdürüyor.
eserleri
siir:
her rind bilir (1991)
gün ortasında (1992)
mağrur olma padişahım (1994)
bilirim niye yanık öter ney (1996)
elsa (2000)
uzaklıklar (ilk dört kitap bir arada - 2000)
anı:
gülümser çocukluğum ardımdan (2000)
çeviri:
ted hughes - seçilmiş şiirler (1987)
philip larkin - seçilmis şiirler (1990)
yehuda amihay - seçilmis şiirler (1996)
doğumgünü mektupları, ted hughes (1998)
yaşamını ingiltere-türkiye ikileminde sürdürür. r harflerini yutarken inanılmaz karizmatiktir. miyoptur. şairlerin sahip olması gereken çocuksu şaşkınlığa sahiptir. bıyıklıdır. dsip'lidir. sosyalist işçi'nin orta sayfasında yazar. rakı masasında on kaplan gücündedir.
bu gün (22 şubat 2008) saat 5te galatasaray üniversitesinde "ırkçılık,milliyetçilik ve azınlıklar" konusu bir söyleşiye katılan sosyalist düşünce adamı.
''basit şeyler oldu istediklerim hep:
çok çeşitli içkiler içmek;
serserilik etmek uzak limanlarda;
bumbayla seren arasındaki farkı bilmek;
çok yelkenli bir kalyonu tek başıma götürmek;
muazzam paralar kazanıp bir anda,
bir gecede tümünü yitirmek;
herkesin bir görüşte sevdiği kadınları
en çok ve başkaca sevmek.''
o bir sosyalist o bir yahudi o bir azınlık o bir.... tanımlanabilir nice kavramdan herhangi bir tanesi
sözcüğün tam anlamıyla insandır. yazıları saygı uyandırır. nesir kitabı
şiir, yahudilik vesaire– edebiyat, kimlik ve sosyalizm üzerine yazılar değerlidir.
bazen bir şiir der ki bana: bittin sen.
bir el
gün boyu koltuğunda
sere serpe yattıktan sonra
akşamları gelir köpeğim bazen
bilgisayarın başındayken ben,
başını dizime kor, bana bakar.
okşarım biraz, gider yine yatar.
sevilmek istemiştir besbelli
bilmek istemiştir sevildiğini:
gelir, aradığı güvenceyi alır.
mutludur artık, uyuyakalır.
nasıl da vazgeçilmez bir duygu:
kendimizi yalnız hissettiğimizde
bir an her şey biraz ağır geldiğinde
bilmek yanağımıza dokunacak bir el olduğunu.
ve ne kadar kolay sanıyor köpeğim bunu!
roni margulies
dün, taraftaki köşesi
solduyu da "ateist işçiler cenneti" adlı makalesinde vermiş veriştirmiş, en çokta ders vermiştir. tebrik ve taktir edilesi şair, yazar, sosyalist.
http://www.taraf.com.tr/...
kırmızı tente
bir gün, bir yerde, bir an
bir şey var mıydı söyleyebileceğim,
her şeyi değiştirebilecek olan?
diyelim ki bir akşam,
yemekte örneğin, göz göze geldiğimizde,
duygulanmışken, var mıydı söylemediğim
ve söylesem beni daha çok
ve daha uzun sevmeni sağlayacak sözler,
o an aklıma gelmeyen, düşünemediğim?
veya yapabileceğim ama
gereksiz bulup yapmadığım bir şey:
bir sevgi gösterisi, bir pişmanlık belirtisi,
bir iki gözyaşı, abartılı bir tepki?
o gün ansızın yağmur başlayıp da
kırmızı bir tentenin altına sığındığımızda,
içimden gelmişti, tam öpecektim ki,
dinmişti yağmur. bir dakika daha yağsa,
her şey başka türlü gelişebilir miydi?
(grasp, 01.08.2009 00:03)
onu ilk tanıdığımda bana umut veren yazardır. dünyada gerçekten mantıklı, düşünürken taraf tutmayan, eleştiri yapmayı bilen, eleştirinin ne olduğunu bilen, pabucumun solcusu ya da pabucumun sosyalisti diyemeyeceğim, diyenin de alnını karışlayacağım şair - yazardır. "aydın" kelimesinin içinden taşan çok değerli kişiliktir. bu günlerde taraf gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır.
işçi partili bir grup tarafından protesto edilmişti geçen günlerde. dün de istanbul'da yemek yerken ödp'li gençler tarafından üzerine yeşil boya dökülerek protesto edilmiş. tutturduğu "tarafçı" solculuk nedeniyle sokakta yürüyemez hale gelmiş anlaşılan...
yeşil sermayeye gönderme yapan yeşil boya dökme vakkasından sonra, genç sivillerin sahiplendiği ve ödp'li gençlerin yapmış olduğu "renkli" protesto sonrasında,hem genç hem de sivil arkadaşların beyazlar giydirecekleri , "taraf" gazetesinin yazarceğizidir.
genç sivilli arkadaşları bu "parlak" eylem fikriyatlarından dolayı tebrik ediyor ancak yaş itibariyle düşünememiş olduklarını farkettiğim bazı önermeler yapmayı uygun buluyorum.
ibrahim kaypakkaya gibi basit bir köylü çocuğunun fikriyat fakirliğini bize gösterme görevini edinmiş olan tanrının sevgili kulu roniciğinizin kafasına melek halkası takınız efenim.. ama yetmez keza, bir de şüphe duymadığımız maddi gücünüz ile efenim kafamızın bilmem kaç milim yukarısından melek misali uçurunuz kendisini. bu sırada üzerinde eteklik olmaması önemle rica olunur.
ayrıca genç sivil arkadaşlara özdemir asaf'tan küçük bir anımsatma:
"bütün renkler aynı hızla kirleniyordu birinciliği beyaza verdiler"
(gajo, 02.09.2009 14:50 ~ 04.09.2009 09:53)
ona yapılan saldırının tarzını sevmem aslına bakılırsa. içerdiği şiddet bir yana siyasal bir çıkışı olmadığı için beğenmem. ya da en azından gereksiz bulurum. aslında artık bulurdum demeliyim. çünkü ona yapılan eylem/saldırı haberini okuduğumda garip bir mutluluk hissettim içimde. yazdığı o çirkin yazılardan sonra hakettiğini düşündüm herhalde.
ancak buradan başka bir sonuç çıkıyor: bu adam insanların vicdanlarını emiyor. hem de bunu sadece yazılara yazara yapıyor. sanırım artık korkuyorum ben bu adamdan. artık hiçbir yazısını okumamalıyım.
dsip üyesi liberal yazar. kendisini sosyalist ve devrimci olarak tanımlıyor tabi partisi gibi.
"barışa hiç bu kadar yakın olmadık" diye diye bıktırdı artık. hay amerikan barışı kadar kafana taş düşsün. gerçi yeşil boya da iyiydi...
kendisini bir gün yolda görürseniz yanına gidip kulağına eğilin ve "anti-emperyalizm" deyip kaçın yanından. fitil oluyor.
kürtlerin istekleri ne olursa olsun, isteklerinin tamamının yerine getirilmesini isteyen, bu istekler yerine getirilmedikçe barışın gelmeyeceğini iddia eden hümanist(!) yazar/şair.
oldu canım, bi de uzanayım şuraya çıplak?
''bıyıkları çok güzel.''
fatih terim
geçtiğimiz haftalarda ödp'li birkaç genç tarafından bir kova yeşil boyanın başında aşağı döküldüğü ve yeni renginin ona çok yakıştığını düşündüğüm yazar.
'' oysa dünyanın herhangi bir yerinde devletin resmî ideolojisini savunanlara solcu değil, sağcı denir elbet. '' demiş. o halde devletin resmi ideolojisi sosyalizm olsun, bunu savunanlar da sağcı olur mu? yani her devlet kapitalisttir diyemezsiniz ki. en basiti sol dediğin komünizmdir, sağ dediğin kapitalizmdir. az da olsa iki ayrı kutubu gösteren devletler vardır. yine en basit örneklerini vermeyim.
bilemiyorum bana tuhaf geldi bu ifade, yadırgadım.
dün gece yani bu gün 32 gün programına neden katıldığını anlamadığım kişi. osman pamukoğlu tarafından eşya benzetmesi yapılan şair vs.kişisi. polonya ingiltere arası gidip gelip şiir yazdığı söylenir.
muhasara isimli şiiri ile beni
gökçeada'ya aşık etmiş şairdir.
dört tane beşlikten oluşan şiiri ile bana verdiği mesaj yüzlerce sayfalık bir romandan alabileceğimden aşağı değildir.
hayatında iniş çıkışları olabilir ama benim gözümde muhasara şiiri ile ayrı bir boyuta geçmiştir.
kendisiyle ilgili cehalet ve iftira içeren saldırılar dört bir yandan devam etmektedir. bir yoldaşı olarak bazı şeyleri açıklığa kavuşturmayı borç bilirim:
1- roni, pipo yakıp londra'nın puslu havasında şiir karalayarak dünya meseleleriyle ilgilenmiyor (bu, iftira kısmı)
kendisi 30 yıldan fazla bir süredir örgütlü sosyalisttir, devrimci bir partide politika yapmaktadır. kendisinin de ifade ettiği gibi, "önce devrimci, sonra şair"dir. yani sandığınız gibi
şampanya sosyalisti değildir. örgütlü bir şekilde mücadele eder, sokakta kampanya yürütür, eylem örgütler ve bizzat katılır, dört bir yanda toplantılarda konuşmacı olarak yer alır.
2- roni liberal değil, sosyalisttir. liberal olmak, ekonomik alanda liberal politikaları savunmayı gerektirir. kendisi ssgs'ye karşı, doğalgaz zammına karşı, küresel kapitalizmin ekonomik krizine karşı emekçilerden yana politikaları savunur; üstelik bunları sadece taraf'taki köşesinde değil, ankara'da, istanbul'da, işçilerin kitlesel eylemlerinin tümünde bizzat yer alarak savunur. kendisini liberal olarak yaftalayanlar, kusura bakmasınlar ama, bunları hiç bilmediklerini gösteriyorlar. bu iftira, roni'nin ergenekon konusundaki net tutumundan, darbe planı yapanların ve yapanlara yardım edenlerin yargılanmasını talep etmesinden, vatanseverliğe, yurtseverliğe (yani genel anlamıyla milliyetçiliğe) zerre prim vermemesinden kaynaklanıyor. aslında her sosyalistin tutumu olması gerekir bunun; ama türkiye'deki sol kemalizm'den paçayı kurtaramadığı için, kendisi gibi milliyetçi olmayanları liberal zannediyor.
3- roni, ulusların kendi kaderini tayin hakkı'na inandığı için, kürtlerin yaşadıkları bölgede, canları nasıl istiyorsa öyle yaşamalarını savunur. tam da dediği gibi, sorunun olabilecek tek çözümü de budur. insanlara etnik kimlikleri üzerinden baskı yaparsanız ve buna karşı mücadele edebilecekleri tüm kanalları tıkarsanız, mecburen şiddet uygularlar. bu, dünyanın her yerinde böyle olmuştur. dolayısıyla, savaş sorununu çözmenin tek yolu, savaşı başlatan tarafın (yani devletin), ezilen ulusun bütün insani haklarını tanımasıdır.
(latent, 25.09.2009 18:27 ~ 18:29)
sosyalist değil liberaldir. en azından bu kadarını kabul edin. anti-emperyalist olmadan sosyalist olunmaz. türk milliyetçisi olsun demiyoruz ama anti-emperyalist olabilse kürt açılımına farklı bakardı.
"liberal işte!! kabul edin!!" diye çırpınmadan önce, roni anti-emperyalizm ile ilgili ne demiş, komik duruma düşmemek için ona bakmak lâzım. kendisi şöyle yazmış bir aralar:
"mugabe’nin ne olduğu “belli” - roni margulies
bunlar ne komünisttir, ne de solcu. sadece ve basitçe anti-emperyalisttirler. sadece anti-emperyalist olanlar ve üstelik sadece kendi ülkeleri için anti-emperyalist olanlar, bunu milliyetçiliğin kamuflajı olarak kullanıyordur sadece. milli çözüm arayanlar, komünist, anti-emperyalist falan değil, adı üstünde, milliyetçidir. generaller tutuklandığında, bu nedenle üzülürler, amerikan parmağı ararlar.
robert mugabe, ingiliz sömürgeciliğine karşı zafer kazanan zanu'nun başkanı olarak 1980'de bağımsız zimbabwe'nin ilk başbakanı seçildi. hem ülkesinin hem afrika'nın ulusal kahramanları arasına girdi. dünyanın dört bir yanında anti-emperyalistlerin kutlamaları daha sona bile ermemişken, shona kabilesinden gelen mugabe'nin hükümeti ilk yıllarında ülkenin ikinci büyük kabilesi ndebele'lere karşı etnik temizlik uygulamaya başladı; tahminlere göre 20 bin sivil ndebele öldürüldü. ama değil mi ki mugabe kurtuluş savaşının lideri ve kahramanıydı? kimse pek ses çıkarmadı.
zimbabwe 1987'de başkanlık sistemine geçti. mugabe, ülkenin ilk cumhurbaşkanı oldu; 1990, 1996, 2002 ve 2008 seçimlerinde yeniden seçildi. seçimlere hile ve şiddet karıştığı itirazları her seçimde daha çok ve daha yüksek sesle söylenir oldu. bu yılki seçimlerin hileli olduğunu ise sağır sultan bile duydu.
mugabe bugün 84 yaşında; 28 yıldır iktidarda; ülkeyi şiddet ve terörle yönetmeye devam ediyor. her seçim döneminde eski zanu savaşçıları, kurtuluş savaşının gazileri ve mâlul gazileri silahlarını kuşanıp seçim sandığından seçim sandığına gidiyor, terör estiriyor, muhalefet toplantılarını basıyor.
"abd merkezli operasyon" öyle mi?
iktidarını meşrulaştırmak için mugabe'nin kullandığı temel söylem, anti-emperyalizm. ndebeleler'i katlettiğinde, seçimlerde hile yaptığında, muhalefet taraftarlarını katlettiğinde, amaç hep aynı: "batı emperyalizmine karşı zimbabwe'nin tam bağımsızlığı için mücadele!"
seçimlerin hileli ve geçersiz olduğunu belgeleyenler afrika birliği örgütü'nün gözlemcileri, emperyalistler değil. ama ne önemi var? mugabe emperyalizme karşı tam bağımsızlığın yorulmaz savaşçısı ya! zimbabwe halkı yarı aç ve terör altında yaşıyor. dert değil, önemli olan bağımsızlık! afrika'da hiç bulunmadım; ne zimbabwe'de, ne de başka bir tarafında. ama bu tür "anti-emperyalizm" bana çok tanıdık geliyor.
geçenlerde tedavi altına alınan mihri belli'yi tkp üyeleri ziyaret ederek geçmiş olsun dileğinde bulunmuş. benden de geçmiş olsun. ergenekon hakkında gazetecilerin sorularına belli şöyle cevap vermiş: "operasyon tamamen abd merkezli bir operasyondur. amaç kesinlikle derin devleti çözmek değildir." gerçekten de geçmiş olsun! gençliğinden beri kemalist ve asker düşkünü olduğunu bilmesem, çok fena hastalanmış olduğunu zannederdim.
bunlar komünist olamazlar
bu nasıl bir komünisttir ki, darbeci oldukları tescilli olan iki orgeneral gözaltına alındığında, yıllardır ülkedeki her pisliğin altından ismi çıkan veli küçük tutuklandığında sevinç duymaz? işin içinde amerikan parmağı arar. ve her yerde amerikan parmağı gördüğü için burada da aynı parmağı bulur. sevinç duymak bir yana, için için üzülür. bunlar nasıl solcudur ki, darbe olasılığına karşı yürüyenlere ver yansın eder, darbeciler tutuklandığında kaygı duyar, "hukuk elden gidiyor" diye feryat eder?
bunlar ne komünisttir, ne de solcu. sadece ve basitçe anti-emperyalisttirler. bunlar sadece yabancı kapitalizme karşıdır, kapitalizme değil. yerli kapitalizmin devletine ve ordusuna bir itirazları yoktur, yeter ki yerli ve bağımsız olsun. dahası, emperyalizme karşı doğru dürüst mücadele edebilmek için güçlü bir orduya gerek olacağına göre, bunlar "yerli ve bağımsız" türkiye silahlı kuvvetleri'nin daha da güçlü, daha da gelişkin silahlarla mücehhez olmasını ister. tsk'nın emperyalizme karşı bugüne kadar ne yaptığını görmüşler, tsk subaylarının nerede eğitim aldığını zannederler, tsk'nın amerika'ya karşı kahramanca savaş açacağını mı beklerler, bilemem; ama ordunun halk nezdinde yıpranmasından üzüntü duydukları açıktır.
üzüntü duyduklarını ben uydurmuyorum.
27 nisan 2007 e-muhtırasını yorumlayan tkp merkez komitesi'nin 28 nisan tarihli açıklamasında şöyle denir: "türkiye komünist partisi'nin 'asker düşmanı' olmadığı, orduda küçümsenmeyecek bir yurtsever ve aydınlanmacı birikimin bulunduğunu düşündüğü açıktır." genelkurmay'ın yurtsever, aydınlanmacı ve gizli birimleri bu açıklamayı kendileri yazsa, daha iyi yazamazlardı herhalde!
işin ilginç tarafı, bunlar anti-emperyalist bile değil. anti-emperyalizm, bir ülkenin bağımsızlığını özlemek, bağımsızlığı engelleyen dış düşmana karşı savaşmak anlamına gelmez. bağımsızlık özlemine, ülkede yabancıların değil yerlilerin egemen olması için verilen savaşa, anti-sömürgecilik denir. türkiye'de bunun anlamı yoktur; türkiye ne işgal altındadır, ne de sömürgedir. ingiltere ne kadar sömürgeyse, biz de o kadar sömürgeyiz. ha evet, türkiye egemen sınıfı, ordusu ve bütün kurumlarıyla amerika'ya göbekten bağlıdır, aynen ingiltere egemen sınıfı gibi.
hangi anti-emperyalizm
yani dünya egemen sınıfının küçük ve az etkili bir unsuru, egemenler hiyerarşisinde en tepede yer almayan bir ortaktır. komünist veya anti-emperyalist olduğunu iddia edenler için günümüzün sorunu, ülkenin bağımsızlığını sağlamak değil, "kendi" egemenlerimizin de dahil olduğu dünya egemen sınıfını alaşağı etmektir.
anti-emperyalizm, tek bir ülkenin bağımsızlığıyla ilgili değildir ve olamaz. olamaz, çünkü emperyalizm küresel bir olgudur, tek bir ülkenin sınırları içinde yenilebileceğini düşünmek gülünç bir milliyetçi hayaldir. olamaz, çünkü üretimin küresel olduğu, hiçbir ülkenin kendine yeterli olmadığı bir dünyada, ulusal bağımsızlık uygulanabilirliği olmayan, âfâkî bir amaçtır. tek bir ülkede emperyalizmin silahlı güçlerinden kurtulunabilir, ama ekonomik ve siyasi ilişkiler ağından kurtulunamaz. bu ağ ya dünya çapında çözülür ya da çözülmez; ulusal çözümü yoktur.
sadece anti-emperyalist olanlar ve üstelik sadece kendi ülkeleri için anti-emperyalist olanlar, anti-emperyalizmi milliyetçiliğin kamuflajı olarak kullanıyordur sadece. millî çözüm arayanlar, komünist, anti-emperyalist falan değil, adı üstünde, milliyetçidir. generaller tutuklandığında, bu nedenle üzülürler, amerikan parmağı ararlar. kendilerini bu nedenle genelkurmayla, darbecilerle, işkencecilerle omuz omuza buluverirler. bazen de aynı hücrede yatıyor oluverirler; talih hep onlara gülecek değil ya!
roni margulies"
(latent, 25.09.2009 19:19 ~ 19:20)