klasizme karşı doğmuş olan edebiyat akımı.klasizmin geri plana ittği din duygusu romantizmin ana temasını oluşturmaktadır.hikayelerde akıl ve mantıktan çok duygular önemlidir.iyiler her zaman kazanır.çirkin ve kanlı olaylar sahnede gösterilir.klasizmdeki gibi seçkin tipler değil, toplumda yaşayan sıradan insanlar kahraman seçilir.bu akımın sanatçıları toplumcudur.fransız ihtilali sonrası ortaya çıkan kardeşlik, eşitlik, hürriyet düşüncelerini savunurlar.
18. yy sonuyla 19.yy başı arasında avrupada doğan bir akımdır.romantikler,edebiyat,felsefe,sanat ve siyaset adına pekçok eser vermişlerdir.klasizme bir tepki olarak doğmuş bir akımdır.klasizmin dengesinden,kuralcılığından uzak bir ifadeleri vardır.bu sanat akımında duygulara ,hislere ve içtenliğe önem verilir.romantik eserlerde aşkı duyumsayabilirsiniz.bu aşk bir cinsin karşı cinse duyduğu aşktan ziyade ifade etmeye çalıştıkları tarihe,nefrete,politikaya,felsefeye,mantığa duyulan aşktır.ve bu nedenle romantizmde renklerin önem kazandığını görürüz.karamsar,karmaşık duyguların yansıtıldığı eserlerde koyu renklerin hakim olduğunu,mutluluk ve heyecanın yansıtıldığı eserlerde daha açık renklerin kullanıldığını farkedebiliriz.ama ortak olan,her daim kırmızı rengin varlığıdır yalnızca yansıttığı duyguya göre tonlarda oynama olur bu renkte.
''martılar neden birlikte uçar bilir misin'' der sevdiceğin. ''acaba neden neden'' dersin.. başlar hikayesini anlatmaya.. forward maillerden kopup gelen bir dandik hikaye sevgilinin ağzında iyice romantik bir hal alır..
'' bir gün elemanın biri kralın kızını seviyormuş..''
işte bu kadardır sevdiceğin romantizmi. yerim ben o martıyı der noktalarsınız başlayamayan romantizmi.
"romantisizm" alengirli bir kelime olduğu için doğal yollarla yaşama geçmiş, basitleşmiş bir türevdir "romantizm".
aslında gönül ilişkilerindeki gizli dokunuşların, mum ışığının adı "romans" (romance), 19. yüzyıl sanat akımının adı ise "romantisizm" (romanticism)'dir. bu ikisinin de sıfat hali "romantik" (romantic)'tir. zaten "romantisizm" de, "romantik"ten yapay olarak türetilmiş bir kelimedir.
"romantik"in kökeni de latince "romalıca, romalı gibi" anlamındaki "romanice" (romanike)'dir.
bu akım diğer akımlardan farklı olarak fransa da doğmaz..18. y.y da almanya da doğar..ancak tahmini 15 yıl sonra buraya gelir ve fransa toplumunun milli karakteri paralelinde gelişir..romantizmin en büyük özelliği ferde verdiği önemdir..klasik anlayışın ön plana aldığı genel insan anlayışını reddeder.artık ruh da işin içine girer..aklın açık seçik gösterdikleri,bulanık duygu dünyasında farklı şekillenir..her zaman ahlaki bir son beklenemez..ferdi belirli kuarallarla değil,olması gerektiği gibi diğerlerinden ayrıldığı özellikleriyle ele alır..
19. y.y da arayışlar başlar..farkı kültürleri tanıma,yola çıkma merakı..hal böyle olunca önce 1.tekil şahıs etrafında dönen içsel yolculuklar devreye girer..ben merkezli türler..anılar,seyahatmanaler,mektuplar..yeni türler ortaya çıkar insanın yalnızca kendini açıkladığı..doğa önemli rol oynar,kahramanın duygu dünyasına etki ettiği için..son olarak dine duygularla yaklaşırlar ama çok net değildir..
temsilcileri; victor hugo balzac alfred de vigny byron walter scott sayılabilir..
işin edebi-felsefi yönünü bir yana bırakırsak, romantizm karı-kız ayartma yöntemlerinin en etkilisi ve en çok kullanılanıdır. ha eğer içerisinde cinselliğe yer olmayan bir aşk(!)ın (bana "tanrı aşkı", "doğa aşkı" gibi safsatalarla gelmeyin) var olabileceğine gerçek anlamda inanıyorsanız ve bunu uygulamaya geçirebiliyorsanız, siz gerçekten romantiksiniz..
susmaktır doğru anda. kısık sesle konuşmak kimi zaman. kimi zamansa bağırmak pencereyi açıp avazınız çıktığı kadar. ama asla arzulamamak anlamına gelmez. tam tersine arzulamaktır.
coşku ve sembollere ziyadesiyle yer veren akımdır. hayatı pratik olmayan romantik emeller ve tavırlar bakımından ele almaktır. hayatı birazcık uçarıca yaşamaktır aslında romantizm. var olan katı gerçek yerine, kendi içimizde yarattığımız duygusal bir dünya içerisinde ele almaktır hayatı. katı ve duygusuz şeylerden uzak durmak, var olan gerçekleri de bir duygu katarak yansıtmaktır. bu yüzden birçok kez realistler ile çekiştikleri görülür sanat ve felsefe tarihinde.
romantizm, aslında bir terimden öte bir uyanış, bir birliktir
orta çağ avrupasında din baskısı yüzünden herşeye realist yani gerçekçi ve biraz da materyalist yaklaşan, yaklaştırılan, buna zorlanan halk, en sonunda dayanamayıp kendi kurallarını koymuştur: tamamen önsezi, duygu ve kalbin öncülüğünde davranış...
yani bir nevi kuralsızlıktır romantizm
akıl arka plandadır
romantizm hoş bişey gibi görünebilir ama, sakın ha hayat felsefesi yapmaya gelmez!
zira, hayat en alasından realisttir ve yaşamak zorunda kalacağınız zaman boyunca, illa ki burnunuzu realizmin bileyi taşına sık sık sürtecektir
bir akım olanına değinmeme gerek yok, zaten epey anlatılmış bilgi verilmiş. aynı lafı uzatmayayım anlayışıyla bakarsak aslında bildiğimiz romantizmden de bahsetmek de anlamsızdır. gereksizdir. binbir laf kalabalığı, enerji kaybı, oyun silsilesi beyin ve düşünce israfıdır.
gördüğünüz gibi, kadınlarda da sönebilen bir duygusallıktır. hatta kişi nefret bile eder. karşısına adamlar gelir, binbir naz cilve oyun flörtatif hareketlerle masalsı bir ortam yaratmaya çalışırlar. malesef çalışmaz. toprak kurumuştur. ne eksen bitmez. ortalıkta katı katı gezinirsiniz, aşıklara "hee heee.." der gülümser bir an evvel ortamdan ayrılmaya çalışırsınız çünkü gerçekten o romantizm size salakça gelir fazla hormon kokmaktadır. kendi aşık olduğunuz zamanlara bile boş gözlerle bakarsınız öyle.
romantizm ölebilen birşeydir. tekrar dirilmesi ise gözlemlediğim kadarıyla çok zor birşeydir. başımız sağolsun.