bir yanımın da dahil olduğu erkekler.
sözlük yazarı olmanın bir yanı da galiba kendinden bahsetmek belli belirsiz, satır arası... iş bu giride, direk olacak bu. sanal reklam falan beklemeyin, sert ve keskin olacak.
sokaklarda büyüyüp, arka sıralardan geçip, sonrasında acayip acayip adamlarla arkadaşlık etmek yanında sürekli kendini kitaplara ve filmlere verip üstelik yazı hayatıyla tanışıp deliler gibi romantik bir adamı da içeride büyütebilmek zor işti.
günlük yaşamda, her türlü -afedersiniz- ibneliği yapıp, tam bir sokak çocuğu modunda takılabilir ve her türlü geyikte en fazla bel altı fıkra bilen, çok sayıda çılgınlığı yaşamış birinin hikayelerini anlatabilen ve üstelik hatırı sayılır bir yeraltı kültürü olan birisi olurken, geceleri -ah o geceler- bir anda
romeo'ya dönüşen birisi için; evet şizofrenim!
bu romeo'ya dönüşmek tabirini, tersten bir kurtadam'laşma sendromu olarak alabilirdim fakat, ne zaman birisine aşık olsam, sonuçta olan şey o. bir hastalık falan değil yani, içimde büyüyen ve dış dünyanın dejenerasyonuna maruz kalan kabuğumu kırınca, içeride -öz olmasını umduğum bir yerde- onunla karşılaşıyorum.
evet, ben karşılaşıyorum genellikle. çoğu zaman bu çağdışı romantizmden sıkılıyor "karşı taraf". öyle ki, sağda solda eğlenen gülen birbirine salak salak davranan hatta kavga eden çiftlerle kıyaslıyorlar bizi! beni... kıyaslanmak en çok incindiğim şeydir de, evet freud haklı, annemden kalmadır. romantizmden kastım cıvık cıvık bir "şirinlik" kumkumasına dönüşmek değil üstelik.
eski sevgilimden ayrılırken, içimde kalan son hayata tutunma hevesiyle birlikte "seni seviyorum" dediğimde aldığım cevap da etkin midir? "belki de bunu hayatta bana en gerçek söyleyecek olan sensin, ama beni de anla.." bunun içinden çıkamadığımdan mıdır? kimim ben?
romantik olmak, sevgiyi olduğu gibi sunmaksa, yani çekinmeden önyargılar olmadan içten geldiği gibi, bu durumda, romantik erkekler sürekli kafasında soru işaretleri dolaşan "hatunlar" tarafından terk edilmek tehlikesiyle karşı karşıyalardır. denemekten korkan, sevmekten çekinen, bir kez olsun "ben önce davranayım" diyemeyen "hatunlar"...
ben ki, aşka tövbe etmiş ve "kısmetini" bekleyen bir zavallı romantik, (kızlar neler kaçırıyorsunuz demiyorum..) bu çağda bu mertebe bir aşkın ancak -varsa, bence var da okuyanlar için olmayabilir- allah'a yöneltilebileceğini düşünmeye başladım. çünkü o'nun ilahlığı, herkesin ilahı olmasındandır. ve herkes için ayrıca "bir" oluşundan.
aşk, 21. yüzyıl için çok fazla yani. romantik erkek de nesli tükenmekte olan bir tür galiba. romantik olduğum için hadi beni alkışlayın demeyeceğim zira bundan dolayı hep acı çektim. bir yanım sürekli o sokak serserisi olarak kalsa da, içimde sürekli büyüyen ve durmayan bu romantik oldukça da, sokak kavgalarından daha çok iz bırakan bir kavgam olacak gibi.
gençlikte alınan yaralar, savaşta alınan yaralar gibidir şimdilerde hissetmezsiniz ama savaş bitince tükenmiş olabilirsiniz, demişti bir tanıdık. gençken aldığım bu aşk yaraları, ileride her yanında kılıç yarası olan savaşçılara benzetecek beni ve ben onlarla gurur duyamayacağım. kılıç tutan el, kendinden habersiz hep. bir katliam var ortada ve fakat katil yok. bir cinayet bu ama katili yok.
her neyse, ben kelimelerime, siz de romantik olmamaya dikkat ediverin. çıkın dünyaya ve bazı şeyleri kafaya takmamayı öğrenin. bir insanın her şeye rağmen o kadar fazla sevilmemesi gerektiğini bilin. vazgeçtiğim için demiyorum bunu. gerçek bu. ve şunu bilin, hayat boyunca yalnızsınız. kimse sizi sizden ve allah'tan başka anlayamaz, tanıyamaz. rüyalarınız dahil bütün yaşadıklarınızı, hissettiklerinizi, çektiklerinizi bilecek birisi var mı?