bazen yorulur insan hayat denilen mübalağa yarışından koşulsuz bir bezginlik çöker bir sigara yakar ne de olsa bütün bir tarih mektuplarla döşenmiştir fakat yabancılaştığın hayatta mektup dahi yazacak kimse bulamassın ilk gençliğinden beri seni anlattığın kitaplar gelir aklına bir kadeh rakı koyup kalemi konuşturursun tecavüze uğramamış beyaz kağıdınla.. nasıl ki erselik geceler kendi içine döllenirse yazılan mektuplarda mutsuzluğunla çiftleşir..
hacı arif hangi dertten çıldırmıştı albayım...biz hep aynı dertten muzdarip... cebimde ıslak şiirler vardı ucuz meyhanelerde ucuz peçetelere yazılmış kaçak yapılaşan şiirler..bekliyordum belediyenin caterpıllar marka yıkım araçlarını..bir zamanlar insan olduğuma dair son kalıntıları da yıksınlar diye... sahi insanlık nerede can vermişti albayım...her şair intihara yükümlü müydü... en az birbirinden gereksiz bu iki soru yalnızlığın sonsuz olduğunun bakara suresindeki karşılığımıydı...bilemiyordum..en son neyi bildiğimi de unutmuştum...paslı bir jiletti cebimde ki..bir kovboy filmindeki şapkası uçurulup çıplak bırakılmış bir kovboyun şapkasındaki hüzündü masaya attığım..mağrur ve yenik..kesmedi ne bileklerimi ne de nefretimi...sahi nefretim vardı değil mi..kimbilir hangi emanetçide bıraktım onuda 3-5 şişe şarap parasına...hani böyle öfkeli zamanlarım düştü usuma cemrenin yaprağa düş-üş ü gibi...kısa sürdü ama inançsızlığa dair üflediğim sanal neyimin gönül kıpraşımları...şimdi biliyorum bir yere koyamam bu naçiz hissiy-et- parçalarını...bir roman kahramanı vardı biryerlerde okumuşmuydum ki neydi avukatın bürosunda çalışıyordu arızalı bir tipti..birdenbire konuşmamaya karar veriyordu ve konuşmuyordu protesto misali...heyy duyy beni meşgul başbakanlı tanrım...böyle afilli bir protesto getir aklıma taklitten kaçınıyor hala zavallı egom..elbet onu da yıkarız di mi albayım..ama dikkat etmeli başkası yıkmamalı...ha-ha....
elimde kanlı bir bıçak vardı albayım...hangi kan kimin kanı bir panik kokusu sarmıştı etrafı öyle böyle değil ama yanık süt gibi.. kızarmış balık gibi.. bir panik kokusu sarmıştı.. titrek ellerimde dikili duran bıçaktan süzülen iki üç kan damlası.. sanrı demişlerdi.. o zamanlar bir gerçek vardı bir de sanrı albayım.. gerçek die bize dayattıkları şeyin yüksek inanan sayısına sahip sanrı olduğunu bilmiordum henüz...kabul etmiştim salak gibi..o geri dönülemeyen delik işte ilk o gün ruhumda açılmıştı albayım..gerçek sanrı..san-rı..san... çok şeyi san(rı)dım ben albayım...ne zaman ki içimdeki benlerin türevlerini öldürmekten vazgeçtim işte o zaman yeterince inanırsan bir sanrıya senin gerçeğin olduğunu kavradım..izafiyet nedir bildim albayım... içimzideki çocuğu öldürmemeliymişiz albayım öyle diyor zırt pırt fışkıran yaşam koçları..zaten bugünlerde herkes birbirinin yaşam sandığı boktanlığa tecavüze kalkınır oldu albayım...
selam nasılsın? iyisin inşallah. şimdi bitirdim hikayeni okumayı, rostov kıyılarında at sürmeni, vatanın için kendini yiyip bitirmeni. gece karanlığında kurt ulurken köy meydanında tek elinde çapa tek elinde torbanla bağa gitmeni okudum, yalın ayak. seninle üşüdüm, seninle ısındım evgeni kardeş.
karını ve çocuklarını benim belledim. yani sana bişey olsa yırtardım sayfaları gelirdim yanına. seni defneder sonra çocuklarına baba olurdum. yanlış anlama yelena yengede gözüm yok, niyetim yetim kalmasınlar, öksüz kalmasınlar evgenim benim.
aleksandriyoviç ibnesinden hiç konuşmayalım. sana yaptıkları, sana ettikleri yok mu o köpeğin aklım çıkıyor. kitabın 127 ve 134. sayfalarını yedim sinirimden. ama olsun hak ettiğini buldu yavuşak, götveren, puşt. ama bak o yabramcuk'a haksızlık ettin sanki. milletin sözüyle gaza geldin, kırdın kemiklerini. olsun sonrasında kendini affettirmeyi bildin evgenim benim. sana evgenim diyorum bizim buralarda samimiyettendir bu yanlış anlamayasın sakın.
evgenim saat olmuş sabahın 4'ü. bilemiyorum oralarda kaçtır. bu mektubu yarın verecem postaya, rostov'a kaç günde gelir bilemiyorum. mektubu alınca beni habersiz koma, üç beş satır yaz. yengemin ellerinde, timoşcuk'un ve kumaşcuk'un gözlerinden öperim. yabramcuk abime de selamlar. kendine iyi bak.
not: bulabilirsen bir redingot isterim senden. buralarda yok! o ne lan diyolar. sen bilirsin. sen yolla ben sana parasını havale ederim.
sence de zamanı gelmedi mi? ada seni senden koruyamaz artık, farkında değil misin?
vazgeç.
başka biriyle mutlu olmana engel olan yine sensin tuna. kendi içindekilerin. ada zaten sana ait değildi hiçbir zaman. olamadı. olmadı. ada boğaz sularında aras'la beraber kaldı o akşam. bir "tak" sesi bitirdi onu. seni, abini.
içindekileri at bir kenara.
tekrar başla.
vazgeç.
ada seni koruyamaz artık. umrunda bile değilsin ada'nın.
kızma, yalan mı?
iyi tanıyorum seni. iç savaşlarını, kuzguncuk'ta başlayan hayatınla, meriç ile, ada ile, aras ile, herşeyin ile tanıyorum. biraz da benden kattım senin hayatına, yaşadıklarına.
sana.
rahat bırak kendini artık tuna. gözlerin kadar mavi olsun, huzur olsun yaşadıkların.
"başkalarını mutlu ederek mutlu olan salaklardanım" demiştin bir defa. başkalarının mutluluğu sana bağlı olsun. sen aran mutluluk için. aranan ol. arayan bırak başkaları olsun.
beni benden koru mavi tuna!
vedalardan hoşlanmam.
beşinci defa hayatında buluşmak üzere
kurb
edebiyat bölümlerindeki roman derslerinde karakterler hakkında sorulan zor sorulardan sonra keşke yapabilsek diye düşündüğüm şey. hiç değilse sorardık "abi bunu neden böyle yaptın?" diye.
ne yapıp ne ettin bilmiyorum ama kürşat başar'ın tüm romanlarının kadrolu kahramanısın.bi kere de terk etme şu kadınları, bi kere de yüzlerini güldür gariplerin.her romanda selin ardından kanlı yaşlar döküyor.bi de elfe vardı mesela sen de bilirsin sen olsaydın yapmazdın biliyorum daki yediğin her haltı sineye çeken kız.aşkı bulmanın ve korumanın yolları'nda aslı diye garip bi liseli kızcağız vardı.eğer doğru anladıysam romanın sonunda o kızı özlemeye başladın.niye her romanda aynı şeyi yapıyosun arkadaşım.bi kere de kürşatla konuş da romanın kurgusunda değişiklik yaptır.bi romanda da baştan sona kadar tek kadınla ol ve mutlu ol be.sana da yazık oluyo her romanda uğruna bunalımlara giren kadıncağızlara da.
sana "sevgili" şeklinde bir hitap şekli uygun görmüyorum. "merhaba" da demiyorum sana.
sen be ce, yaratılan roman karakterlerinin en sefilisin.
dünya üzerindeki binlerce, tanıdığım yüzlercesi içindeki en zavallısısın.
hayalifener apartmanı'na tıkılıp kalan cüce hayatın renklenmeyi hak etmiyor.
ve sen be ce! seni seven bir insanı, dev de olsa, hak etmiyorsun.
çünkü sen, o "dev"i bir madde içinde eritmeye kalkan sen, "şişko'nun çocukluğunu araştır" diye bir de not düşen sen... sana sıfat bulamıyorum.
o kadın seninle istanbul sokaklarında 'tekmil kıyafet' gezerken hayatında hiç olmadığı kadar rahat; balkonunda şemsiye altında oturup yol başından gelip geçenleri izlerken hiç olmadığı kadar mutluydu. zayıflamak için birine bile tahammül edilemeyen greyfurtlardan kilolayla yiyebilecek kadar da sevmişti seni.
sen n'aptın adi herif?
nazar sözlüğünün en "geniş" maddesi yaptın onu.
neden bu kadar büyük olduğunu merak ediyor musun gerçekten?
peki gerçekleri duyduğunda, neden bu kadar çok yediğini öğrendiğinde buna tahammül edebilecek misin?
sanmam.
canım selim ,
aynı dönemin insanları olamadık belki ama şimdi yaşasan, değişen hiç bir şeyin olmadığını anlardın.(ya da iyi ki yaşamıyorsun hala)
bütün sözlerinin altı çizili.
(kaldı ki, sen hiç sevmezdin.kimse altını çizmemeliydi kitapların.bu kadar çıplaklaşamazdı bir insan.senin sevdiğin bir düşünceyi başkası o kitabı okuyup gördüğünde bu kadar kendini ele vermemeliydin.ama benden başka kimse okumuyor seni,merak etme)
senin hep sorduğun ; ne yapmalı ?! sorusu , artık hep benim kafamda.
ne yapmalı selim? bi yol gösteren, elinden tutanın olmadığı yerde oynuyoruz hala.
tutunmuş gibi görünüp elimizden kayan onca tutanakların arkasından bakıyoruz.
bazen küçük burjuvalar gibi zannediyorum kendimi.sonra sen geliyorsun aklıma.y
anımdaymışsın da beni ayıplıyormuşsun gibi utanıyorum vazgeçiyorum hemen.
senin o sanatçı ruhunun inceliğinde eziliyorum.senin gibi olamayacağım biliyorum.belki kötü bir taklidini oynuyorum.ama hiç sahte değilim selim.öyle olsa anlardım.insan kendini bilmez mi canım?selim?
biz çıkarlarımızı bilemedik selim.dediğin gibi gazetedeki ölüm ilanımız bile yedinci sayfada en kenarda kalacak.kimse farketmeyecek bile.ölümden bile çıkarımız olamayacak.
şu kendini satmak deyiminin rezilliğinin karlı çıkarlarını kirli ellerimizle hesaplayamadık.onlara sorunca bu halimizi, tek dedikleri bahane bu;
-neden böyle oldum?
+kendini satamadın!
satamazdık selim.herşey ateş pahası.ucuza gidersek de bize yakışmazdı.
kelimelere tutunuyorum bazen.senin gibi.yazıyorum.o kadar kötü görünüyorlar ki kimseye okutmuyorum.kelimelerim çoğaldıkça yalnızlaşıyorum.önce kelime vardı ya yalnızlık kelimelerden önce de vardı diyorsun.evet.kelimelerle daha da çoğaldı yalnızlık diyorsun.hala öyle.ne olacak böyle?
zaman geçiyor.zaman geçtikçe ne yapmalıyım bilmiyorum.zamanı da tutamıyorduk değil mi?büyüyorum.ama büyümek bile tutananlara gerekli.
artık konuşmayacağım selim.kelimeleri cümle yapıp konuşma haline getirince beceremiyorum.çok şey bekliyoruz ikimiz de.
her yeni tanıştığımız insandan tanışır tanışmaz neler bekledik. o daha adımızı öğrenmeden biz onunla ilgili hayaller kurduk. ümit etmeye başladık hemen ve o insan yanımızdan bir dakika bile ayrılınca biz öyle yerlere varmıştık ki hayalimizde bu ayrılmayı bir ihanet saydık, gücendik.
çaresiz miyiz? güçsüz müyüz? çok mu yalnızız selim? olric bile yok bu zamanlarda!
belki diyorum...belki tüm tutunamayanlar birbirine tutunsalardı , yine de olmaz mıydı?
hoş,sen istemezdin bunu.
herkes kendiyle yaşar dersin.herkes yalnızdır dersin.kestirip atarsın.
gidip onların arasına karışamazsın.yoksa sen sen olamazsın.kötü yaşamaya tahammülün yok.korkarsın selim.
ben de senin gibi kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım...
yazdığın onca mektubu bulmayı turgut tan önce bulmayı dilerdim.onları ben okumak isterdim herkesten önce.
seni önce ve sadece ben anlamayı dilerdim.
yine de geç kalmış sayılmam.
ne dersin?
canım selim...
mary boleyn'e
diğer boleyn kızı olmak, hayatta ikinci plana atılmak bazen bizi hayata döndürebilirmiş.bunu gösterdiğin için teşekkür ederim sana.ama herşeye rağmen anne ye bu kadar bağlı kalmana şaşırdım doğrusu.benim ablam secdiğimi hemde kralı alcak onun saçını başını yolardım ben sen nasıl dayandın hayrat doğrusu.bu arada senin taşrada bir çiftlik evinde koyunlarla ineklerle haşır neşir olmana üzüldüm.sen saraylara layıksın ya elini sallasan ellisiydi sen git çiftçiye var.bana en kısa zamanda yaz henry nin ne durumda olduğunu çok merak ediyorum.ayrıca senin ondan iki çocuğun vardı bu adam seni nasıl elinin tersiyle itti üstelik biriside erkekti.belkide fahişesinden olma çocuğu saraya getirdi demesinler diyedir kimbilir...
diğer metubunda kargoya şu sarayda giydiğin elbiselerden birkaçını bana yolla.mezuniyet balom var da...
öptüm canım william a selamlar.
öncelikle bundan uzun zaman önce bana yaşattığın duygular için sana teşekkür ederim. perilerle takılmak, kaptan hook'la kafa bulmak gerçekten de çok eğlenceliydi. bu noktada hakkını yiyemem. ayrıca seni hayal gücünden dolayı da kutlarım . bu kısımları sırf çocukken yüzümde beliren tebessümün, aptalımsı bir yüz ifadesi eşliğinde kurduğum hayallerin hatrına yazdığımı bilmeni isterim.
esasında küçükken isminden kıllanmalıydım-olmayan ülke. zaten anlamı içinde gizli ama işte cahillime veriyorum. bence sen alçaksın peter. hayal kurdukça her şeyin süper olacağını söylemiştin bana. daha yaş 20 ama şu anda bezdim olm bu hayattan. daha bir de bunun iş bulması, ev kurması , para kazanması var . çocukken bana böyle şeylerle karşılacağımı neden söylemedin ? sen ne içip uçuyorsun da fantazi alemine dalıyorsun bilmiyorum("peri tozu" deme lütfen bak çok sinirliyim zaten) ama sana karşı nefretle doldum ve bu sebepten dolayı çok tırt cümleler kurup ahaliye rezil oluyorum peter. anlıyor musun beni? hiç sanmıyorum.
her şeye rağmen şu an beklemedeyim. önümüzdeki birkaç yılda da bir gelişme olmazsa iki elim yakandadır. ister meksika'ya kaç ister neverland'a, gelir bulurum olm seni.
hayallerimin peşinden gidiyorum,içimdeki çocuk hormonlu meyvelerle de olsa hala yaşıyor...offf... burama kadar geldi peter. bence benim için dua etsen iyi olur. ha bu arada,sonradan anladım ki kaptan hook iyi bir insanmış. yaşlı , yalnız ve sakat olduğu için bu kadar sinirli. bırak o adamla uğraşmayı.dediğim gibi az kaldı peter.yakında görüşürüz.
sevgili polyanna,
biliyorum mektup aldığın için çok mutlusun,bu mektupta sana saydırılmış olması senin mektup alma mutluluğunun önüne geçemiyor bir şekilde.
senin gözünü açmamız gerekiyor,yeter artık kendine gel bir kere de üzül be kardeşim,konu olmadığın, dalga geçilmeyen bir yer kalmadı.hayat böyle laylaylom değil yeter artık oyun oynadığın,koca kız oldun bak.
neyse seni düşünüyoruz hala en azından beni düşünen birileri var diye mutlu olabilirsin.
mektubumu pek iyi dilekle bitirmeyeceğim yine senin iyiliğin için.sevinme, bak buna sevinme,bak, bak, sevinme dedim.
senin mağaracılığa olan tutkunu biliyoruz. felsefene de bayılıyoruz. hatta bizde senin sayende ailece şibumist olduk. origamiye bile başladık. şimdi güzel abicim sözü fazla uzatmadan sadete geleyim ben en iyisi. bizim mahallenin dolmuşçuları caddelerde terör estirmeye başladılar. biliyorum başına gelen o vahim patlamadan sonra bu işlerden çekildin ama bi el atıversen diyorum. biz bunlarla başa çıkamıyoruz. ücret için mahallece aramızda para topladık. kendine bentderesi civarından güzel bir şato yaptıracak kadar var. tanıdık müteahhit, marangoz ve kornişçi de var abi. üzerine para bile arttırız topladığımız paradan. sende yengeyi alır gelirsin bu tarafa. bütün haberalma ve casus kitlelerin senden uzak olması dileklerimle...
şeklinde yazılabilecek mektuplardır. eğer bu mektup tutmazsa bir dahakine raistlin majere'e yazacağım.
keşke adaya düşmeden önce lost filmizi izleseydin.
eminim biraz yararı olurdu.
ayrıca john locke gönderecektik olmadı, cuma ile idare et. o da iyi çocuktur.
sırf fransadaki ahlak bozukluğunu ve çarpık ilişkileri insanlara göstermek için isminizin flaubert tarafından gelişigüzel kullanılması beni derinden yaraladı . en yakın zamanda adınızın temize çıkması dileğiyle ....