bir kadın giyim firmasının adı. ilk mağazası nişantaşı'nda açılmıştır. ortada zara,mangovs. yokken en çok satış yapan mağazalardan biriydi, hem kaliteli hem de güzel kıyafetler satardı. ama zara'nın mango'nun gelmesi ile tahtı sallandı, bir iki mağazasını kapattı.
diğer adıyla "çingene"dirler.
romanlar kendilerini 4 ana kabileye ayırırlar.
1) lovaralar / 2) tşuraralar / 3) kalderaşlar / 4) matchvayat'lar.
her biri dış görünüş, mizaç, konuştukları dil, meslek ve genel yaşayış biçimi bakımından birbirlerinden farklıdırlar.
onların hayatı; yeni yerler keşfetme dürtüsü , barınamama sorunu ya da yazgılı oldukları tarihsel var oluşlarının zorunlu bir koşulu olmaktan çok , bu dünya'ya açıktan bir tür meydan okuma içerir. "kuralsız ve sınırsız".
çingenelerin ayrılmaz bir ritüeli gibi görünen üstü kapalı karavan, gerçekte yalnızca almanya'nın bazı bölümlerinde , güney avrupa ülkelerinde , iskandinavya, italya'nın kuzeyi ve fransa da kullanılır. işin ilginç tarafı bu karavanları "gajo" üreticiler inşa ederler ve çingeneler bu karavanları gajolardan alırlar.
olmuş ya da olası olayların anlatıldığı uzun yazılardır. ilk örneklerini 15. yüzyılda fransız yazar rabelais vermiştir.
özellikleri;
* belli bir olay etrafında gelişir.
* olaylar ayrıntılı bir şekilde anlatılır.
* genelde şahıs kadrosu geniştir.
* kişiler ayrıntılı bir şekilde tanıtılır.
* çevrenin tanıtımına özen gösterilir.
sezen'in konserlerinde melodisi eşliğinde iki göbecik attığı şarkı...
romanların o eğlenceli dünyalarına, yarı neşeli, yarı hüzünlü bir bakış...
deniz yıldızı'nın eğlenceli şarkısı... anlamı elden bırakmadan eğlendirenlerden, "tak tak tak tak..."
roma imparatorluğu döneminde latince yi bozuk kullanan insanların konuşmasına ve bozuk latince ile yazdıkları eserlere verilen isim iken zamanla gerçek ya da gerçeğe yakın olayları ayrıntılarıyla anlatan türün adı olmuştur. dünyada bu türün ilk örneği olarak ispanyol yazar cervantes in yazdığı don kişot romanı kabul edilir.
insan davranışının şaşırtıcılığı bireyin ortaya çıkmasından sonradır. romanın doğuşunu da bununla açıklamalı. birey olma, gerçekte bir tür başkaldırmadır, kümeden ayrılmakla bizi şaşırtır birey, çünkü uymaz kümedeki ortak biçimlere, adetlere. böylece de bilgilerimizi, deneyimlerimizi, sıfıra indirir, şaşkın bırakır bizi. gerçi şimdi bizde de adamın kılığına kıyafetine bakarak kesin yargılara varamıyorsunuz, hele suratlar büsbütün aldatıcı, ama bireyin çoğalmasından değil bu, sadece sürünün, kümenin dağılmasından, ortak adetlerin çözülmesinden. bizde roman, bireyden önce ortaya çıktı, işin kötüsü, evrensel olamadığı için, ulusal da olamadı, demek kişiliklerimizi yaratmadı.
felsefe ve sanattan boş inançları kovmak ve bunların yerine akıl ve gerçeği geçirmek isteyen bir kültürel dönüşümün ürünüdür.bu nedenle toplumların gelişimine ,yani tarihe kopmaz biçimde bağlıdır.insanı ,öncelikle toplumsal ve tarihsel bir varlık olarak konu alan ilk sanat ürünüdür.
herkes yazmak ister ama yazmak için olması gerekenler;
1. fikir derinliği
2. hayal yüksekliği
3. üslup ve ifadede veciz terkibler
4. ruhu yükseltecek berrak latif ifadeler
5. en tatlı renklerle çerçevelenmiş bir levhayı andırır tarzda harikalar harikası bir alemi canlandıracak teşbih ve tasvirler gerekir.