1953 yılında chords grubunun sh-boom adlı kısmen r&b temelli parçalının popüler müzik listelerinde '1' numaraya yükselmesi ve 1954-55 yıllarında aynı müziği beyazların icra edip adını rock'n roll koyamaları sonucu doğmuştur.
dünyayı değiştirmeyi amaçlamış ve kimi zaman da (kısmen) başarmış tek müzik türüdür!
60'ların sonundaki gençlik hareketlerinde başrol oynamış ve muhalif kısmı ön plana çıkmıştır. 70'lere gelindiğinde artık bir yaşam biçimi olan rock'n'rolla tepki olarak doğan ve gariptir yine rock'n'rollun kendi içinde yer alan punk akımı doğmuştur.
80'ler ise tam anlamıyla rock müziğin zirvede olduğu dönem olarak tarihe geçmiştir. heavy metal bütün dünyayı kasıp kavurmaktadır. kendi içinde pek çok farklı başlığı irdeleyen bu tarz da 80 sonlarına doğru dünyada yaşanan olaylara paralel olarak yavaş yavaş içi boş bir hal almaya başlamıştır. hair metal gruplarının çoğalmasıysa bu durumu engellenemez hale getirmiş ve metal büyük bir antipati kazanmıştır.
90'ların başlarında ise grunge akımı heavy metalin altın çağını sonlandırmış ve rock müziğe o eski isyankar tavrını getirmiştir. ancak grunge, toplumsal olaylardan çok bireysel sorunlara yönelmiştir. kurt cobain'in intiharından sonraysa toparlanamamıştır.
ve bugün muhalifliğini, protestliğini hemen hemen yitirmiştir. ve bu yüzdendir ki rock is dead deyimi işitilir, insanın kalbi acır.
ismi altına bir sürü şaklabanın saklandığı, birilerinin "rock demek ki buymuş" sandığı, ama gerçekten rock yapanların çoğunun değerinin yeterince bilinemediği sözcük.
yıllarca tavernalarda sahne alan,2000 li yıllarda da çıkardıkları pop albümleriyle unkapanı piyasasında adını duyuran tiplerin tınılarını ya da altyapılarını kullandığı müzk türüdür."birkaç parçamızda rock tınılarını kullandık"derler albümlerinden bahsederken.bir şekilde onları gören ya da dinleyen bilinçsiz genç neslimiz de "aaa bilmemkim rockçı olmuş" gibi bir takım cümleler kurarlar.o an onlara (bildiğim kadarıyla)rock felsefesini,rockın nasıl bir tür olduğunu falan anlatmak isterim ama...(sürekli içimde kalır bu istek,çünkü anlamayacaklar ve bildiklerini okumaya devam edecekler.)
beyaz amerikanların götüne göre üstlerine alındığı müzik türü. ilk rock müzisyenleri chuck berry, bo diddley ve little richard'dır, ve hepsi de siyahtır. kimse götünden element uydurmamalıdır.
zamanla elvis presley gibi gizli ırkçı bir eleman çıkmış ve herkes rock müziğini onun üzerine yıkmıştır. elvis presley topa bop derken o sevmediği afrikalılar bu müziği yaptığına göre siyah tişört giyip düz yağlı saçlarını uzatlanlar, sonra da "elvis presley kralı bu işin" diyenler çay koymalıdır.
günümüzde saçma sapan el hareketleriyle, kafa sallamalarla, siyahlı şeytanlı motiflerle sürdürülen bu müzik türü, gerizekalı beyaz ırkçıların ırkçı söylemlerine fon bile olmuştur.
kendilerine country müzik denen ırkçı müziğiyle baş başa mutlu dakikalar diliyoruz.
70'lerden beri sürekli ölmekte olduğu rivayet edilen müzik çeşidi.
(bkz: ybsg)
kaynak: live at pompeii'deki roger waters. kendisi şöyle demiştir:
"... when the great economical collapse happens; it's gonna happen, right across the board. i don't think rock'n'roll will go first. i mean the market at the moment in rock'n'roll is expanding in a phenomenal rate. people constantly say, you know, rock's dying, you know, every six months somebody says that with an enormous conviction. it's not gonna happen...."
rock müzik 70'lerden beri sürekli ölmekte olan bir müzik tarzı roger waters 'ında dediği gibi ''insanlar rock ın öldüğünü söylüyor'' ve bencede doğruyu söylüyor ama her dönem rock yeni bir kimlikle yeniden doğuyor. 70 lerin rock müzik anlayışıyla günümüz anlayışı arasında çok büyük farklılıklar var 70 lerden bugune dönemsel olarak rock anlayışı ölmüştür diyebiliriz.
candır, ruhtur, isyandır, gerçek müziktir. "bu da ne böyle, bangır bangır. müzik mi şimdi bu? mis gibi türkçe pop dururken" diyen hadsizlerin yüzüne tükürülmesi dinen de caizdir.
baştan not: anlatacaklarımın gerçekle uzaktan yakından ilgisi vardır fakat bu ilginin boyutu konusunda bir fikrim yoktur. dedelerimizden(dedem de rock dinliyor ya !) , tv'lerden(değişik değişik televizyonlar) , ordan burdan duyduklarımı kaynak gösteririm . sonra "sallıyor musun, ne alakası var? diye sormayın. o an "kurgu" der, koşarak uzaklaşırım...
eskiden aşk şarkıları yapılırdı. hani şu sipariş üzerine yapılmış havası veren ama dinleyenleri aptalca gülümseten şarkılar. bu şarkıları da bobby vinton gibi nezih , derli toplu adamlar yapıyordu. sanki sevgilileri ile muhallebi yeyip , doktora yapan adamlar gibiydiler. yanlış anlaşılmasın hala dinlerim onları. hatta o tarz şarkıları sevmişimdir hep. bilmiyorum bir vinton , bir sedaka içinde sweet, rose, love, birthday geçen bir şeyler söylese erir giderim şu an.
gençlik isyandır , bilirsiniz. işte bu zamanlarda gençler isyankar bir müzik ihtiyacı ile yanıp tutuşuyorlardı. amerikan siyahi kesmin hüzünlü müziği blues tam da bu noktada devreye giriyordu.
zamanla işçi sınıfı ingiltere'de kendi ile özdeşleştirdi bu müziği. atmosferik, mistik, benim de tanımlayamadığım, hala doğru kelimeyi bulamıyorum, bir şey yapılıyordu. amerikalılar ise siyahi varoşlara indirgemişti müziği, malum ayrımcılık.
blues dalga dalga yayılıyordu her yere. blues ,öğrenmesi kolay basit bir müzik sonuçta( hey maşallah ray charles mübarek). x generation o zamanlar ilerde bütün hayatlarını etkileyecek bir müziğin dünyaya yayılmaya başladığının farkında değildi ki zaten olamazdı da!
banliyöden çıkan mick jagger -rolling stones ortaya çıktı ki bu çok önemlidir. insanlık tarihini incelediğimiz kağıtlara fransız ihtilali, istanbul'un fethi, lumiere kardeşler'in doğumu gibi olayların yanına bunu da yazmalıyız bence.
eric clapton da aynı ortamdan beslendi. o zamanlar siyah müziği yapmaya çalışıp da beceremeyen beyazlar gibiydiler. avrupalıların nba oyuncuları karşısındaki hali gibi( geçmişten bahsediyorum tabi ki de). bir de bazı adamlar ki clapton da dahildir, rock'a zemin olarak blues kullanıp kahraman gördükleri zenci şarkıcılardan çok daha ünlü oldular. helal-i hoş olsun .. . ahhh clapton...ülkenin en büyük blues gitaristiydi. yalnızlığını ve yabancılaşmayı görmüştü blues'da. "bir ben , bir de gitarım bu dünya da yapayalnızım" diyordu. yardbirds diye bir grubu vardı. jimmy page falan da vardı. ailecek dinlemeye giderdik; plağı olan british blues hayranı komşulara. çok fakirdik o zamanlar ... öhm...hayır, ağlamayacağım!
rolling stones vardı... rolling stones the last time adlı şarkıyı yazıyordu ki bu yazdıkları ilk şarkıydı. sadece çalıp söylemeyi bırakıp küstahlık, isyan ve cinsellik temalı sözler yazdılar. sözler ticari , seksi bir hal aldı. jagger’ın gençleri ele geçirmesi de denilebilir buna ya da ebeveyn popülasyonunu kendinden soğutması; ikisi de aynı şey zaten!
rolling stones gibi gruplar yeni bir müzik tarzı arıyorlardı ve bu amaçla da farklı tarzları harmanlıyorlardı.
o yıllar the kinks de enteresan işler yapıyordu. you really got me ile kulaklar tırmalanıyordu , dalgalar şekil değiştiriyordu. bu rahatsız ediciydi ama hoştu da! sonra hızlı , amfiyi öttüren the who geldi. gerek giyim tarzı gerekse de yenilikçi tarzı ile pop art sembolü grup çok kışkırtıcıydı. evet yıllardır bir şeyler oluyor, yavaş yavaş yeni bir müzik hareketine geçiliyordu. savaş sonrası doğan insanlar artık yeni bir akıma teslim oluyordu
artık dünyada olup bitenlerden bahsediyorlardı. enteresan şarkılar vardı... my generation'daki kekeleme şarkının tavrı ile bütünleşiyordu. isyanı içinde zaptetmeye çalışmak gibi bir şeydi . you really got me ve tabii ki like a rolling stone...
folk şarkıcısı bob dylan folk hareketin akustik kahramanıydı. ingilizlerin yenilikleri onu da ateşlemişti. like a rolling stone onun yeni rock tarzının ana damarıydı. bu değişimin ardından birçok insan ondan nefret etti, konserlerde yuhaladı ama o hala en iyisiydi.
cream tarzını amerika ya taşıdı ve seyirciyi çekti. the who ise harikaydı turnelerde. sanki uzaydan gelmiş gibiydiler. saldırgandılar. rolling stones kulüplerde bar taburelerinde otururken bunlar ekipmanları parçalıyorlardı. tabii zaman her şeyi değiştiriyordu... vietnam batağı, avrupa'da çalkantılar... rolling stones şartlara uyum sağlamayı da geçip onu metresi yapıyordu(koçlarım benim). destansı bir blues öyküsü, symphaty for devil, geliyordu. rock blues dan doğmuş ama büyüyüp gelişmişti ve durdurulamıyordu!
bunun gibi bir sürü şey oldu, tanrım o kadar çok ki anlatamam... bilmiyorum belki sonra anlatırım... ama başta dediğim gibi anlattıklarımın gerçek olduğunu iddia etmedim. olabilir de olmayabilir de. evet, biliyorum var bir arıza!
müzik türü olmaktan çıkmış yaşam felsefesi haline gelmiştir.
bir de özenti kısım vardır.kendilerine emo derler.aslında punk rocktan gelmesine rağmen punk rockı zerre kadar bilmezler.