1. daniel defoe'nun, ilk basımı 1719 nisan'ında yapılan, "york'lu denizci robinson crusoe'nun yaşamı ve olağanüstü şaşırtıcı serüvenleri" (the life and strange suprising adventures of robinson crusoe, of york, mariner) kitabının roman kahramanı.
2. istanbul, pera'da kendine özgü bir kitabevi. istiklal caddesi, 389 numaralı blok. 1994 eylül'ünde kurulan ve seçilmiş kitapların barındıran bir depo. kitapları herkesin erişebileceği şekilde sergilendiği, paylaşıldığı bir arşiv. bakıp duyanların değil, görüp dinleyenlerin buluştuğu meydan. sadece kitap almak için değil, kitap aramak, kitap sormak, kitap karıştırmak, kitap yazmak, kitap koklamak, kitapla buluşmak için gidilen bir kitaplık.
(kaynak: robinson crusoe kitapçısı alışveriş torbası)
çocuklar için çok eğlenceli bir macera romanı gibi görünsede aslında bünyesinde gizliden gizliye din sömürüsü, burjuvaizm barındırandaniel defoeromanı.
tek başına bir adaya düşse de o adaya hakim olmaktan kendini alıkoyamayan, hala gözü malda mülkte olan robinson, kapitalist bir bireydir. tek başına insandan uzak yaşamını sürdürürken hayatına dahil olan cuma ya adının cuma olduğunu öğretir, daha evet ya da hayır demesini öğretmeden hem de... kendisi de master dır*
cuma nın ona kul köle olmasına izin verir, hatta bundan büyük bir keyif duyar içten içe. cuma yı hristiyanlaştırır. avrupalı okuyucularına cuma nın tipini tarif ederken "burnu zencilerin ki gibi yassı değildi, ten rengi çirkin ve koyu bir siyah değil, güzel ve parlak bir kahverengiydi" der. hayır efendim, bal gibi de rengi siyahtı, burnu yassıydı.bu şekilde anlatsa cuma yı,bilirki yüksek ingiliz okuru cuma karakterini sevmeyecek, beğenmeyecek.
velhasıl, her ne kadar klasikleşmiş olsa da sevmem.
defoe bu romanında davulun sesinin uzaktan hoş geldiğini de gayet güzel göstermiştir.
robinson namlı şahıs babasının yatlarına, katlarına, ismine rağmen tutturur ben gideceğim denizlere, yok efendim denizler özgürlüktür diye. ondan sonra bakar ki kazın ayağı göründüğü gibi değil (böyle bi deyim vardı da çıkaramadım) ilk fırtınadan sonra hemen cayar ve "burda ölmezsem doğru eve gideceğim" der fakat beklendiği gibi tehlike geçince yine sözünü unutur.
burda insanın her zaman sahip olmadığının peşinde olduğunu görüyoruz. zengin özgürlüğün, fakir zenginliğin peşinde...
robinson abimiz ıssız adaya düştükten sonra sahip olduğu kedileri çok ürediği gibi ilginç bir sebepten kesip derisini yüzmüştür. aslında bunu annesini öldürdüğü ve beslemek için mağarasına getirdiği yavru dağ keçisine de yapmıştır. "o yemek yemediği için ben onu yemek zorunda kaldım" gibi bir tabir kullanılmıştı kitapta... ondan sonra bende kayışlar koptu... lan bu cumayı bulduğu zaman onun da derisini yüzer şimdi diye düşünmeden edemedim.
küçük yaşta kocaman puntolarla basılı kitabını okurken nasıl olup da o kadar süre yalnız kafayı yemeden kalabildiğini sorgulamadığım,yeni yeni hadi oradan dediğim yalnız kovboy tribidir.
iskoç bir denizci olan alexander selkirk ıssız bir adaya düşmüş ve burda beş yıl kalmıştır.bu adamın yaşantısını konu olan kitapta daniel dafeo'nun kahramanı robinson ise bu adada yirmi sekiz yıl kalmıştır.ve burada bir yamyamı kurtarmış ve onu cuma günü kurtardığı için ona cuma ismini vermiştir.
bana hiç bir şey katmayan ve 100 temel eser arasına nasıl girdiğini anlamadığım daniel defoe kitabı. knut hamsun okumayı tercih ederim.zaten sınavına da son 100 sayfayı okumadan girdim arkadaşlar anlattı .konu saçma ,kitap saçma ve sıkıcı.
türkiyede bulamadığınız bir kitap olduğunda getirtebilen kitapçı.
ayrıca bir kitabı temin edip edemeyeceklini sormak için arayıp, alo robinson crusoe'mu dediğimde "buyrun benim" diye cevap vererek beni dumur etmişlerdir.
istiklal caddesi,galatasaray lisesi'nin yan sokağında limonlu bahçeye doğru giderken sağ tarafta olan,çizgi romanlarıyla kişiyi baştan çıkaran yerdir.gidilmesi,görülmesi güzeldir,pahalı kitaplardır ama her çeşit çizgiyle kişiyi mutlu edebilir.
galatasaray lisesi'nin sokağında bir çizgi romancı. garajistanbul'un bir kaç dükkan aşağısında kalıyor.
efendim dükkana ilk girişim 17 nisan 2009'da oldu. tam tarihi hatırlıyorum zira benim için önemli bir gündü, ayrıca bu dükkanı da keşfetmemle (orchidaceae sağolsun) önemi arttı benim için.
şimdi bir kere türkiye'de çizgi roman dükkanı diye bir tabir oturmuş değil, öyle bir şey olmadığı için güncellik kelimesini de kullanmak istemiyorum. ancak robinson crusoe hem trade paperback'lerde hem de tek sayılarda -en azından marvel comics için konuşursam- amerika'daki güncel kataloğun çok yakınındaydı. ayrıca eski trade paperback'ler de bulunabiliyor. gerekli şeyler'in yayımladığı türkçe bir kaç çizgi roman da dükkandan temin edilebilir.
fiyatlar hakkında kısa bir bilgilendirme yapayım. tek sayılar (daha bir kaç ay önce çıkan x-force #7 mesela) 2 lira. daha yeniler ise 3 lira. trade paperback'lerin fiyatları değişiyor ancak x-factor vol.3'yi bugün 23 liraya aldım ben. (aslında almayacaktım da, sürekli dükkana girip kitapları karıştırıp "eheheh ben bunların hepsini okudum lan" diye hava atıyordum. adamlara para kazandırmam gerektiğini hissettim.)
tabi sadece marvel değil dc, vertigo, idw, avatar gibi aklınıza gelebilecek her türlü çizgi roman yayıncısının ürünlerini bulmak mümkün. ayrıca sadece çizgi roman değil, bir sürü ıvır zıvır da satıyorlar. amerika'da bedava verilen poster book'lar, preview sayıları da dükkanda mevcut ancak parayla mı satıyorlar bilmiyorum.
bilinen yorumu ilk sahibinin dilinden bir kere de biz iletelim:
"bundan daha sıkıcı bir roman hayal etmek zor, çocukların hâlâ bunu okuduğunu görmek son derece üzücü. robinson'un dünya görüşü yalnızca mülkiyet üzerine kuruludur; ondan daha ahlakçı bir mülk sahibi görülmemiştir. dünyanın ıssız adaya dayalı mitsel yeniden yaratımı, yerini burjuva gündelik yaşamının sermayeye dayalı yeniden düzenlenişine bırakmıştır. her şey gemiden alınır, hiçbir şey icat edilmez, adada her şey çok zor uygulanır. zaman, yalnızca, emekten doğan bir kâr elde etmek için sermayeye gereken zamandır. tanrı'nın buradaki esirgeyici işlevi de geliri garanti altına almaktır. tanrı kendinden yana olanları, iyi insanları güzel mülklerinden tanır, kötüleri ise bakımsız, çirkin mülklerinden. robinson'un yoldaşı havva değil, uysal uysal çalışan, köle olmaktan mutlu, yamyamlıktan çabucak tiksinmiş olan cuma'dır. aklı başında her okur, onun sonunda robinson'u yediğini görmek ister. bu roman, kapitalizmle protestanlık arasındaki bağı savunan tezin en iyi örneğini teşkil eder."