nickaltımda beni şövalye ilan etmiş yazar. bir gün
disiplinli yaratıcılık üzerine ders verdiğimde girilerinden fazlasıyla yararlanacağım.
bir de tanışma hikayemiz var kendisiyle. kitap fuarındaydım. 30000 kitaplık kütüphanem için 5000 kitap daha alıp salonun ortasında kuracağım devasa
rubik küpüprojemi tamamlamaya and içmiştim. son yüzü tamamlamak için sarı renkli kitaplara ihtiyacım vardı. birbirinden farklı kitaplar almayı ben de düşündüm ne var ki tonları tutturmak pek mümkün gözükmüyordu. diğer yüzeyler için yaptığım gibi aynı kitabın bir baskınının tamamını yüklenip nakliye firmasını beklemeye başladım.
etrafa göz gezdirirken
robbiefowler standını gördüm. yabancı memlekette türke rastlama heyecanıyla standa doğru koşmaya başladım. masanın arkasındaki adam elindeki çıktıları imzalayıp önündekilere dağıtarak fuar alanının dışına taşan kalabalığı sakinleştirmeye çalışıyordu.
biraz daha yaklaştığımda masanın önünde zıplayarak yukarıdaki
artı,
eksi,
:o butonlarına dokunmaya çalışan insancıklar gördüm. üstad seyircisiyle interaksiyon yaratmak için konuşmalarının oylanabileceği harika bir icatla hınzırlığını göstermişti yine.
sıra bana gelmek üzereydi, açılış konuşmam az çok hazırdı. benimle ilgilenmeden önce
sanatının doruk noktalarından birini beline yazmış, imza için yalvaran bir genç kızı “sanat için bunu mu yaptın bebek?” diyerek reddedişine tanık oldum. konuşmayı unuttum tabii.
kitaplar mı? evsizler için barınak yaptım onlardan.
edit: az önce çaylak olduğunu öğrendim.
sevgi pınarım bir müddet susuz kalacak anlaşılan, üzüldüm. nickaltı girisi için manidar bir zamanlama olmuş.
bir de nickaltındaki 62. giriymiş bu. tavşan yapmak bana göre değil, valla tesadüf.
edit2: (giri numarası 62 değil artık hayvanlarla sorunumuz kalmadı). fark etmeden canlı kalkanlığa kalkışmışım burada ama heyhat işe yaramamış. eli kolu bağlı bir çaylakkken, bir martıya dönüşecek kanatları nereden buldu bilemiyoruz. lakin konuya ilişkin komplo teorileri havada uçuşuyor.
aralarında akla en yakın geleni ise şöyleymiş: eli kolu bağlı bir çaylak olan robbie, sanal ortamda öylece beklmeye dayanmayarak gerçek bir intikam tasarlar. araştırma sonucu sözlük server'larından birinin yerini bulur ve işini bitirmek maksadıyla arka cenbinden çıkardığı
kızkaçıranınfiltilini ateşler. bir bok olmaz tabii. sese duyarlı güvenlik sistemi zanlının görüntülerini gerekli yerlere ulaştırır ve düğmeye basılır. (serdar akinan belgeseli gibi oldu bu edit)
edit 3: sevenleri olduğu kadar sevmeyenleri de çoktu. bir ara sever gibi yapıp sonradan çark edenler de oldu. lakin ne mutlu ona ki hep saygı duyulan bir düşman olarak kaldı.
özellikle müzik konusunda bakir olan sözlüğü bu açıdan geliştirmek için te
brezilyalardan müzisyenler buldu, başlığını açtı, programında çaldı. sinema hadisesine takıklığını da es geçmemek lazım.
nadir bulunur bir eleştiri kültürüne sahipti.
çaylak olduğu, ardından uçurulduğu hafta;
geçen haftanın en beğenilen girileri listesine girmesi, bence onun vedasına çok yakıştı (ağla1).
naçizane görüşüm kendisi olmadan sözlükte bir şeyin eksik olduğu yönündedir.
"susacak bir kalem olmadığı aşikar" dememe gerek yok sanırım.
(bkz:
gone with the wind)