peter dolving'in geri dönüşüyle geçenlerde çıkan the haunted albümü. eski albümlere göre biraz yavaşlayıp daha karanlık melodilerle karşımıza çıkıyorlar , öte yandan sweet relief gibi klasik thrash parçaları da ihtiva ediyor bu albüm. abysmal ve who will decide ilk bakışta göze çarpanlar.
kesinlikle izlenmesi gereken bir film.. kanaatimce bir başyapıt.
---spoiler---
sorter'ın duygularıyla çekişmesinden, gold'un kimliğinin özenle belirsiz bırakılmasından... kimin, kimin şizofren parçası olduğununun bulunamamasına kadar mükemmel bir kurguyla belirsizleştirilen,
ama kesinlikle sonuna kadar belirsiz görünmeyen bir film.*
bu belirsizliğin saklanması sonucunda film bize beklemediğimiz bir son patlatıyor. ve bize "nah anlarsın!" diyor. ve ekliyor.. "i'm giving you just the little thing what you want!"
revolver 90 lı yılların grunge ruhuna ışık tutan loser tişörtleri ile gezen gençlerin sembolü olmuştur bir dönem, nirvana-pj harvey başta olmak üzere bir çok müzisyen- müzik grubu ve film de önemli bir yere sahiptir, altı patlar.
bir zamanların gözde altı patlarıdır. red kit gölgesini onun ile vurur, clint eastwood onunla birlikte iyidir, kovboyların vazgeçilmezidir. hangi erkek çocuk kırtasiyeden aldığı toplu tabancasına yerleştirdiği çat patları patlatmaktan zevk almaz ki. kim baretta ile rus ruleti oynayabilir . genelde ince namluludur, karizmadır, ateş ettikten sonra namlu ucuna hafif bir üfleme ile dağıtılır namludan çıkan puslu barut dumanı. kurşunları yerleştirdikten sonra kıvrak bir hareketle döndürülür silahın topu ve sert bir hareketle yerleştirilir yerine.
sadece bir defa izlediğim ve bittikten sonra "ne oldu lan şimdi" diye oturup 3 saat düşündüğüm filmdir. bir noktaya kadar herşey çok güzel giderken bir noktadan sonra kopar, sonlara doğru birleşir gibi olur. kaçırdığınız o orta nokta insanı çıldırtır, "nasıl kaçar, dur bir daha bakayım" dersiniz ama tekrar kaçar. ikinci defa izlenirse arkadaşlarla birlikte olunmalıdır. film sonunda arkadaşların yüzüne bakılmalıdır. ağız kenarından akan salyaları temizlenmelidir.
bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver bu aşk burada biter, iyi günler sevgilim
ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
tornacılık sektöründe sık kullanılan, el hareketi ile yarı otomatik bir hareket sağlayan, döner kafaya * bir pens yardımı ile çubuk veya parça bağlanıp, talaş kaldırma işlemi yapılmasını sağlayan makinelerdir. yarı otomatik kafa sabit bir eksende hareket eder ve her ileri gidişten sonra geri gelirken kafa bir sonraki aparata geçiş yapar.
en fazla kullanılan aparatlar, çubuk işleniyorsa boy ayarlamak için dayama, havşa ve delik için matkap veya ek aparatlar olarak, diş açmak için pafta veya klavuzlardan oluşur. talaş kaldırmak paso vermek, kesme ve tırtık oluşturmak için dönme eksenine dik genellikle 3 kafa bulunur. bu kafalara, işe göre kalem ** tırtık aparatı veya kesme aparatları bağlanır.
anlamadığım film. sanırım guy ritchie iyi bildiği alanda farklı şeyler deneme maksadıyla başlamış, fakat ikinci yarının sonlarına doğru aksiyonlu mafya filminden psikolojik alemlere dalıyoruz ve çıkamıyoruz. aldım, verdim, ben seni yendim türü iç hesaplaşmalardan sonra finalde nereye varıldığını da bilemiyorum. konu felsefeyle ve ruhsal sorunlarla karıştırmak için kötü bir seçim ama orijinal senaryo filan denebilir, mahsuru yok.
efendim, madem bişiycik anlamadık oyunculuk eleştirebiliriz. jason statham yine cool olmuş, hatta bence aksiyonu bırakıp ciddi dramlarda oynayacağına harcanmakta ısrar etmiş; ray liotta hafiften gay mafya babası rolünde komedi filmlerine daha çok yakışırmış, zaten abartılı bir oyunculuğu var ama bu güç saplantılı karakteri oynamak için yeterli olmamış; vincent pastore muhteşem uymuş role, andré benjamin'e ise hey ya! demek istiyorum sadece. çizgi roman geçişlerini iyi kullanmışlar ayrıca, en iyi sahneler o soygunun geçtiği 5-10 dakikadaydı bence. hatta kurguyu anlamadan da zevkle izlenecek bir filmdi esasında.
guy ritchie'ye bu kadroyla komedi filmi çekmesi önerilmeliymiş, bu türün seyircisi olarak biz bunu anlamıyoruz, anlamak için 3 kez izleyip bağlantı kuramayız, tembeliz.
anlamak için 2 kez seyrettiğim ama hala anlayamadığım film. ne kadar anlamasam da güzel olduğu kanısındayım. (nasıl yani?). öncelikle filmi seyrettikten sonra insanın içini önlenemez bir biçimde satranç oynama isteği basıyor. hem de gün boyu hiç konuşmadan sınırsız düşünme hakkı ile. filme dönücek olursak ortada bir şizofren olduğu ve bunun benim anladığım kadarıyla bizim "turkish" olduğu kesin. hatta son gazino sahnesinde kendisinin satranç dehası olarak kafasında canlandırdığını düşündüğüm avi adlı şahıs "biz, seniz" diyerek bunu açıklıyor. ama bu düşünceler tamamen havada kalıyor, ne sonunda ne de film içi sahnelerinde bu görüşümü destekleyecek pek bir şey bulamadım. bu görüşü destekleyecek bir şey bulamadığım halde bu görüşe sahip olmamın nedeni ise filme başka bir kılıf biçmenin imkansız oluşu.
benden önce izleyen bir arkadaşımın "anlaması zor" diyerek beni anlamak için kastırması yüzünden rahatça izleyemediğim film.
eğlenceli mafya hikayelerinden sonra guy ritchie zor anlaşılmasını istediği bir film yapmış, belli. yoksa ritchie'nin bildiğimiz anlatımına göre finalde her şey çözülmeye başlardı ama aksine revolver'da her şey finale doğru daha karmaşık bir hal alıyor. film, "aslında her şey aklımızda" diyerek karakterlerin aklından geçen her cümleyi önümüze sunuyor. durgun bir yüzün ardındaki düşüncelerin nasıl olduğu rahatça görebiliyoruz. bu açıdan aslında film çok eğlenceli. ama ritchie olayı karmaşıklaştırırken kendisi de kayboluyor sanırım ki filmin başında düzgün ilerleyen hikayemiz bir noktada kopuyor. sonunda da ucunu kaybettiğimiz hikayenin sonu başıyla çok alakasız geliyor bize.
her şeyin haricinde film içinde barındırdığı güzel diyaloglar, sözler yüzünden bile izlenebilir. ama kendinizi filmi çözmeye fazla zorlamadan, sakince.
guy ritchie filmi.
2005 yapımı olan bu film gelecek haftalarda gösterime giriyormuş. zaten guy hayranları bu filmi ezberlemiştir (ve anlamamıştır) bu saate kadar sarkmasının nedeni nedir acep?
filme gelince: anlamıyorsunuz. bende mi bi bokluk var demeyin. guy kendi standartlarının dışına çıkıp bu filminde daha çok deliliğe övgüler düzmüş gibi. bir suç filmi olarak da bakarsak hiç öyle karizmatik mafya babaları barındırmıyor. herkes gayet insan ama bi karizma yaratmak için çevresinde uğraş veriyor gibi. renklerle de oynanmış bol bol.
senaryo bir tek işte... sanırım kamera çalışırken yazılmış.
ama bi snatch bi lock stock and two smoking barrels böyle mi. onlar da delirtir adamı ama akıllı deli yapar odanıza posterini falan asarsınız. en kralından suç filmidir de. kısacası bunu da izleyin ama guy aklınızda böyle kalmasın...