görseller
revolutionary roadrevolutionary road
revolutionary roadrevolutionary road
belki ilginizi çeker
  1. · kathy bates
  2. · sam mendes
  3. · american beauty
  4. · golden globe
  5. · kate winslet
  6. · 66 ncı altın küre ödülleri
  7. · the reader
  8. · 27 şubat 2009
  9. · leonardo dicaprio
  10. · madde 98: hiç olmayacak birine dünyanın en inanılmaz konuşmasını yap (reklam)
gündem
  1. · 2012
  2. · başkaları sevinsin diye yapılan atraksiyonlar
  3. · sevgilinin söylediği unutulmayan sözler
  4. · sözlük yazarlarının itirafları
  5. · öğretmenler günü
  6. · boylumlama
  7. · zongul ducks
  8. · euzkadi ta askatasuna
  9. · zeus

revolutionary road  

 sayfa  / 2
  1. 61 basımlı richard yates romanı.

    ayrıca 2009 başında seyredebileceğimiz sam mendes filmi.
    başrollerinde ise leonardo dicaprio ile kate winslet yer alıyor.
    sam mendes'le winslet'ın evli ve çocuk sahibi olmalarının mukabelesinde bir araya geldikleri film.
    filmin ve romanın detayları ve fragmanı için bakınız:
    http://www.bakiniz.com/...
    (oert, 25.09.2008 14:16)
  2. kate winslet ve leonardo dicaprio'nun altın küre'deki adaylıklarını gözümde haklı çıkartmış yapım. fakat ruh sağlığı bozuk bir karakteri canlandıran michael shannon'un da onlardan eksik bir performansı yok.

    ek olarak, bu filmi "kate winslet ve leonardo dicaprio'nun titanik'ten sonra ilk kez bir araya gelmeleri" olarak tanımlayan kişiler sanırım kathy bates'ın de titanik'te oynadığını unuttular. işin daha da garibi bu üçlü arasında oscar kazanan tek kişinin kathy bates olması (yanılmıyorsam iki kez kazanmıştır bu ödülü)
    (fritöz, 08.01.2009 12:01)
  3. verdikleri anlık kararlarla hayatlarına sıradısı bir yön vermeyi arzulayan wheeler's ailesinin kendi içlerinde girdikleri mücadeleyi anlatan film. sevgiliniz ile aranızda esen soğuk rüzgarlara çare arıyorsanız birde bu filmi izleyin, izletin.
    (mag, 15.01.2009 14:41)
  4. 50'li yıllardaki amerikan aile yapısının çarpıklığından ziyade, elindekiyle yetinmeyen ve daima başka arayışlar içinde kocasına etmediğini bırakmayan sinir hastası bir kadının dışardan bakıldığında örnek aile olarak görünen bir aileyi ne hale getirdiğini izleyiciye sunan film. kate winslet ve leonardo dicaprio oyunculukları açısından mükemmel iş çıkarmışlar, bilhassa kavga sahneleri çok gerçek ve sert. dolu dolu kavga ediyorlar, gereksiz tek kelime bile yok, yolunda gitmeyen çok şey var. asıl amerikan yaşam tarzına eleştiri bir ailenin içinde kopan kasırganın, aileye yakın insanlar tarafından algılanış biçimi ile gelmiş. aldığı ödülleri sonuna kadar hakeden bir film olmuş.

    --spoiler--

    kate winslet'in ayakları çok çirkinmiş..

    --spoiler--
    (stargazer, 17.01.2009 01:43 ~ 01:44)
  5. kate winslet ve leonardo dicaprio dışında hakkında hiçbir şey bilmeden izlediğim, yer yer verdiği negatiflikle insanın içini sıksa da bu iki oyuncu ve bonus olarak akıl hastası john -ki kendisi filmdeki en sağlam adam bence- için izlenmesi gereken film. salt oyunculuk üzerine kurulu desek yeridir. modern çağın başlıca handikaplarından evlilik ve getirdiği yükler etrafında şekillenen ve ikili ilişkilerdeki birbirini anlamama sorunun ne denli büyük sonuçlar doğuracağını oldukça etkili bir üslupla dile getiren filmin müzikleri de oldukça dikkat çekici.
    (bunu mu demek istediniz, 18.01.2009 16:54)
  6. türkçe'siyle düşünürsek, devrimci yol; ki bu da 30 yıl kadar kadar önce popüler olan radikal devrimci bir siyasi çizgiydi.
    (nuhungemisi, 18.01.2009 18:02)
  7. michael shannon'ın john rolündeki başarılı performansı ile en iyi yardımcı erkek dalında oscar'a aday olduğu, gayet başarılı bir film olan american beauty'e de imza atmış yönetmen sam mendez filmidir. filmin tanıtımında da ifade edildiği üzere tam anlamıyla bir "anti-love" hikayedir bu. oyunculuk anlamında kate winslet leonardo di caprio'ya nazaran başarılı bir performans ortaya koymaktadır. bir de puanlama yapalım derim. 10 üzerinden 8.
    (uykulu, 08.02.2009 10:27)
  8. the reader filmindeki rolüyle, yürütülen kampanyaların aksine, en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında değil de en iyi kadın oyuncu dalında oscar'a aday gösterilen kate winslet bu filmindeki rolüyle bu adaylığı alamamıştır (bir oyuncu bir dalda birden fazla aday olamaz). oysa altı küre'de bu filmdeki rolüyle en iyi kadın oyuncu seçilmiştir kendisi ve sonuna kadar hak etmiştir. konusu sıradanmış gibi görünse de çarpıcı yer yer yaralayıcı bir akışı var. kate winslet çok iyi bir oyunculuk çıkarmış, leonardo di caprio ise "baby face" olmasının sıntısını çekiyor bence hala, 30 küsür yaşında iki çocuk sahibi bir baba olmak ona yakışmamış pek. her sahnede kate winslet'ten en az 5 yaş küçük duruyor ve bu göze batıyor.

    ikili diyalogları son derece etkili bir film. caprio ile winslet'in tartışmaları çok hararetli ve anlamlı. michael shannon çok başarılı, az görünmesine rağmen film üzerinde derin etkileri var.

    ----------------spoiler---------------

    john givings-ne istediğimi bilmiyor olabilirim ama (kate winslet'in karnını işaret ederek) o çocuğun yerinde olmak istemediğimi biliyorum.


    ---------------spoiler----------------

    güzel bir film. sıkmadan izletiyor kendini.
    (diazepam, 16.02.2009 10:24)
  9. hangimiz rutin hayattan sıkılmıyoruz, hangimiz çok sevdiğimiz işler yapıyoruz, hangimiz belli bir noktaya geldikten sonra dur diyebiliyoruz ve istediğimiz şeyler peşinde gidebiliyoruz ki dedirten film.

    en kararlı olanlar bile sahip oldukları şeyleri bırakıp bilinmeze gidemiyorlar.

    adamın gözünde iyi bir iş; en azından sonuna doğru geliri ve tatmini güzel bir iş, konforlu bir ev, bir araba ve iki çocukla sevdiği bir kadın varken,

    kadının gözünde sadece uzaklaşmak istediği bir hayat var. evde bunalım geçiren, üçüncü çocuğa istemeden hamile kalan, zamanla eşinden nefret eden ve çocuğundan kurtulmak isteyen sorunlu bir ev hanımı izliyoruz.

    sonu çok üzücü.

    başka türlü olabilirdi.

    gerçek hayatta da kadınlar bu kadar hayatlarını eşlerine ve çocuklarına adamadan, birazda ben diyerek yaşayabilirdi!!!
    (roselife, 17.02.2009 00:57)
  10. her şey sadece, her şeyin gerçek olduğuna inanır ve rolünü esaslı oynarsan iyidir filmi. gerçekleri yüze vurabilen akıldaki, kişi ise ancak bir akıl hastası olabiliyor.
    (heidi, 20.02.2009 12:33)
  11. ettikleri kavgadan sonra april'in ağaçlık alana doğru kaçışının ardından, ertesi sabah kahvaltıda sarfettiği sözler bence filmin özetidir.

    april: günaydın.
    frank: günaydın.
    april: yumurtan yağda pişmiş mi olsun, yoksa kızarmış mı?
    frank: bilmiyorum.
    frank: hiç farketmez.
    frank: yağda pişmiş olsun, sorun olmazsa.
    april: peki.
    april: ben de öyle istiyordum zaten.

    ayrıca:
    cornelius castoriadis insanlığın kaostan doğduğunu kaos üzerine var olduğunu söylemişti [1]. ona göre insanın bütün çabası bu kaos temelsizlik durumunu gizlemek görmezden gelmek üzerine kurludur ve tüm çabasını bu doğrultuda sarf eder. bir an durup düşünüldüğünde her şeyin ne kadar boş olduğunun fark edilmesi tam da bu nedenledir (tüm anlam dünyalarımızı kaosun üzerine inşa edişimiz nedeniyle) fakat bu düşünce katlanılmazdır. bu düşünceyi başımızdan savmak için kısa vadede kalkar yürür ya da o an saçma da olsa bir şeyler yaparız uzun vadede ise sisteme dahil olmak en iyi yoldur. evlenmek, iş sahibi olmak, çoluk çocuk yetiştirmek, onların geleceği ile uğraşmak gibi tüm aktiviteler bu saçmalığı örtmek çabasının sonuçlarıdırlar.*

    * http://www.isteksiz.com/...
    (i m going to buy this place and start a fire, 21.02.2009 00:04 ~ 00:04)
  12. (bkz: devrimci yol)
    (yeşil başlı gövel ördek, 23.02.2009 08:41)
  13. son sahnesi oldukça ilginç olan başarılı film.
    (chichina, 02.03.2009 16:39)
  14. filmin sonuna geldiğimde bir daha başa aldım, sonra yine sona aldım, sam mendes ismi çıktı karşıma. bir an için bergman'ın bir evlilikten manzaralar filmiyle karıştırdım herhalde. bergman ' mısın mübarek diye sordum sonra.

    acaba titanic' ten sonra bir araya gelen iki oyuncu acaba batmasaydı o koskoca gemi, evlenselerdi böyle mi olacaktı hayatları. insanlar bayılıyorlar zaten imkansız aşklara hele bir de bunu yaşlılar anlatıyorsa mutlaka sonunda gözyaşı var demektir.(ki cidden artık sıkılmaya başladım bu tür hikayelerden benjamin button dahil olmak üzere) asla işin iç yüzüne bakmazlar, çünkü öyle bir yaşamı hayal ederler hep. ama bu film seyirciyi bir buzdağına çarpıyor, sonra alıyor bir daha çarpıyor, gerçek o buzdağının kendisinden başka bir şey değil aslında, arka fonda anlatılan dönemin etkisi de yadsınamaz, özellikle ikinci dünya savaşı sonrası toplumunu fon olarak kullanan yönetmen american beauty filmindeki gibi amerikan rüyasının içlerine dalıyor ve adeta bu rüyaları bir kabusa çeviriyor.

    sam mendes bilindiği üzere amerikan rüyalarını tersine çevirmeye ve hayallerdeki amerikayı bir karabasan olarak tanıtmaya devam etmiş. filmografisine baktığımız zaman da birbirini tamamlayan parçalar gibi duruyor filmleri. bir nevi bütünü anlamak için diğer parçalara da bakmak gerek. en başından american beauty yine aynı şekilde amerikan banliyösündeki sancılı yaşamı odağına almış, jarhead filmiyle de sonucu olmayan kısır bir savaşın bireyler üzerindeki etkisini adeta kubrick' in full metal jacket ' filmindeki gibi anlamsızlık yüklemiş.

    hayaller peşinde, yine farklı bir şey anlatmamasına rağmen bir çok şeyi anlatıyor ve seyirciyi de bu oyuna dahil etmeyi başarıyor. toplumun en küçük yapı makinesi olan çekirdek aileye odaklanıyor bu aile içerisindeki sisteme uymayan, uymak istemeyen gevşek vidaları ve bunların nasıl tekrar sıkıldığını ve sisteme zarar verebilecek her şeyin nasılda imha edildiğini anlatıyor.

    her şey ailenin paris'e taşınma kararı, yaşadıkları monoton yaşam ve acılardan kurtulmaya çalışması, adeta kendilerinin de parçası oldukları makineleşen toplumdan ayrılmak istemeleriyle başlıyor. kadın, erkeğini destekler, erkekte karar verir. ancak her şey yolunda gitmeyecek, var olan toplum baskısı, maddiyatın düzelmesi, statülerin yükselmesi bir nevi bu ailenin toplum ile bağlarını koparmasını engelleyecektir. sistem bu aileye ayrılmaması için ödül verir, çünkü bilinir ki parçalanmaya başlayan bütün sistemler en alt seviyeden başlayarak bir aşınmaya uğrar. bu mekanizmaya insan aslında oldukça aşinadır. en basitinden bedenlerimiz böyle bir sisteme sahiptir ve en ufak bir etki karşısında, mutlaka bir tepki vermek zorundadır ki kendini dengede tutabilsin.

    ailemizin etkisine toplum refleksif bir tepki gösterir.ancak ailenin istediği cesareti, daha önce komşuları tarafından tanıştırılması için ısrar edilen michael shannon’ un canlandırdığı john givings karakteri verecektir. çünkü daha önce sistem dışına çıkmayı başarabilen givings ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatırılmış ve tedavi görmüştür. john givngs ile çekirdek ailemizin bir arada olduğu sahnelere dikkat ettiğimizde, ailenin almış olduğu paris’e gitme fikri ile givings mutlu olur, ancak bu karardan dönüldüğü zaman givngs’in ne kadar sinirli olduğunu ve tüm gerçekleri di caprio’nun yüzüne yemek masasında nasıl vurduğunu görmek, bana bir çok açıdan platon' un mağara mitosunu hatırlattı. gerçekleri görüp mağaradan çıkan insan ise tabi ki john givings tir.
    (bkz:
    mağara mitosu)


    bu film git gide duygusuzlaşan -cinsel ilişkiye girerken di caprio ile winslet' ın soğukluğuna dikkat!- mekanikleşen, kendi hayalleri peşinde koşmak yerine sisteme boyun eğen, modernleşme çatısı altında aslında insani değerlerini yitiren insanlarta adanmış bir ağıttır.
    camus'un dediği gibi ''uğruna yaşanılan şey, bir nevi ölüm nedenidir de'', kate winslet karakteri bize bunu canlı olarak göstermiştir.

    not: filmde karakterlerin isimlerini kasıtlı olarak kullanmadım, çünkü bu sadece o iki karakter arasında değil, bütün aileler için bir sorundur. çekirdek aile kavramı üzerinde bu yüzden bu kadar durdum. çocuklar film boyunca bir kez gösterilmesine rağmen!
    (genius kusagami, 03.03.2009 17:36)
  15. kötü film. benim için kötü tabii. yani 35 yaşını aşmış, sevmediği bir işte çalışan, hergün aynı rutini yaşayan, hayatta istediklerini yaşayamamış ve ne istediğini bulamamış kayıp bir ruhsanız seversiniz kesinlikle siz.

    uzun ve sıkıcı sahneler, derin olma çabasındaki klişe diyaloglar, bence abartılı ve yapmacık kate ve leonardo oyunculuklarıyla(kate'i severiz o ayrı) özellikle ikinci yarısında uyku getirdi.

    yok arkadaş ben sanattan anlamıyorum. 20-40 dakikalık dizilerin ve silme aksiyon içeren, perdeden suratınıza adrenalin fışkırtan filmlerin esiri olduğumdan katlanamıyorum artık. filmden önce izlediğim fragmanlardaki star trek ve x men origins wolverine'i bekliyorum. nevrotik amerikan bireylerinden sıkıldım artık.
    (sycrone one, 07.03.2009 21:36 ~ 21:37)
  16. hollywood'a birkaç boy büyük bir film. avrupa sinemasındaki kadar etkileyici bir şekilde vermiyor mesajlarını belki ama yine de çok güzel olmuş bence. ayrıca john karakteri sanki bir sartre veya kafka romanından fırlamış gibi.
    (yağmursonrasıtoprakkokusu, 09.03.2009 05:30)
  17. ---spoiler---

    sen çocuğu mutfakta bilendırla yapar gibi yap. hem de ekmek var lan orda. nimet o nimet. mundar olur hatun öyle işte.

    ---spoiler---
    (prezerlatif, 09.03.2009 17:45)
  18. hollywood abartması film.
    konunun ilgi çekici hiçbir yanı yok. filmin 1950'lerde geçiyor olması, oyuncuları çirkin göstermekten başka bir farklılık yaratmıyor. sahneler gereksizce uzun ve sıkıcı. diyaloglar herhangi bir hollywood filminden apartılmış gibi, zeka içeren hiçbir söz yok.
    leonardo dicaprio'nun çok başarılı bir oyuncu olduğunu düşünen ben, bu filmde kendisinden neredeyse nefret ettim. aile babasını oynamak, body of lies ya da the departed filmlerindeki rollerinden farklı bir oyunculuk istiyor. kate winslet daha da başarısız. april'a tepkisiz bir karakter çizilmeye çalışılmış ancak bu tavrı kate'in yaptığı gibi sinir bozucu olmadan yansıtmak mümkünmüş.
    oyuncuların isimlerine bakıp muhteşem bir film seyretme umudu taşıyanları hayal kırıklığına uğratan bir film olmuş. kötü olmuş.
    (ilyiştaykovski, 10.03.2009 07:28)
  19. günümüz toplumunda da 1950'lerde de dünyada kadın açmazı hep aynı.film bence kadının toplum içindeki yeri konusunda yaşadığı ikilemi yüzümüze vuruyor. hayatına çıkış noktası arayan hayalleri ve gerçeklik arasında kalan ve kimlik bunalımı yaşayan bir kadın var.sonu hazin olan aslında yanlız bir kadın. sonsuz hayalleri olan ama istemediği halde toplumun 'olması gereken'' etiketini sırtına istemeden yapıştırmış bir anne. frank'in 3. çocuk konusunda april'in annneliğini sorgulayarak o'nu çocuk yapmaya zorlaması çok insafsızcaydı. insanların iç dünyalarında ve evlerinin içinde yaşadıkları ve dışarıya yansıyanın ne kadar farklı olduğu da çarpıcı bir şekilde aktarılmış.
    ama bence april'i hazin sona götüren nedenlerden biri de komşusu ile yatmasıydı. hissettiği vicdan azabı bence hiç vurgulanmadı ama, seyircinin bunu kendiliğinden bulmasını istedi yönetmen.bir anne ve eş etiketi dışında bir statüsü olmayan ve bunun bunalımını yaşayan april, bunu bile ' ihanet eden bir kadın 'olarak başaramadığını düşündü ve daha derin bir bunalıma sürüklendi.ve adeta intihar etti.diyaloglar kusursuzdu. kavga sahneleri ise gerçek gibiydi. ilişkilerinde problem yaşayan herkesin izlemesi gereken bir film olmuş.
    (isilisilisil, 12.03.2009 10:32)
  20. son zamanlarda izlediğim en kaliteli ve en etkileyici film.
    (dizzy miss lizzy, 14.03.2009 10:39)
  21. titanic'ten sonra pek beğenilen ikili olarak leonarda di caprio ve kate winslet'i bir araya getirsek ve yeniden bir aşk hikayesinda oynatsak üzerine kurulmuş bir film. yalnız titanic'ten farkı burada tutkulu bir aşk değil, ikili arasında zaman içinde ilgisizlik ve nefrete dönüşen, ilginç bir hikaye ele alınıyor.
    (ceyus, 15.03.2009 14:35)
  22. ideal! bir eş, ideal! bir hayat tarzı, idealler uğruna falan filan olmuş bir hayat.

    hollywood' amerikan rüyası mütehassısı sam mendes'in elinden çıkan bu iş bu senenin en iyi film adaylığına en yakın filmlerindendi. ancak olmadı. neden olmadı bilemedim.

    diğer tarafdan gerek kullandığı açılar gerek atmosfer yaratması olsun yönetmenliğini fazlasıyla hissettiriyor sam mendes bu filmde. yüzeysel olarak ilişkilerin ve hayatların sıradanlaşması ve yabancılaşmayı vurgularken hissettirmeden ufak tefek göndermeleri de yerli yerinde kullanıyor. (evde, deli! olduğunu söyledikleri arkadaşlarının filozof edasıyla umutsuzluk üzerine ettiği laflar gibi. bu umutsuz insan bir yerlerden tanıdık gelmiyor da değil).

    günümüzde sıklıkla facebook'da da karşılaştığımız gibi, sıradan hayatları içine sıkışmış insanların "bakın biz avrupaya afrikaya gittik tatile" temalı fotoğrafları bir yanda dururken april'ın yaşadığı yeri ve hayatının gidişatını olmak istediği yerlere, radikal bir şekilde götürmek istemesi ve bunun ne kadar (kişiye göre değişir) hayati olduğunu yüzümüze vurması da ayrı bir etkileyiciydi.

    son olarak da filmin sonlarında yaşlı kadının, evin son halinden bize bahsetmesi ve bizim görmediğimiz kısımlarda neler olduğunun bizim düşüncelerimize kalması ile film içimize bir düğüm bırakıp gitirmiştir.
    (abozek, 15.03.2009 14:52 ~ 04.04.2009 12:06)
  23. çok beğendiğim, çok da etkilendiğim filmdir.

    -----------------------------spoiler içerebilir-----------------------------------------



    filmin çok başlarında bir sahnede, april* başarısızlığı ardından ağlarken frank* çıkagelir. april frank'e bir süre öyle bir bakar ki, kocasından yalan olduğunu bile bile güzel birşeyler duymak istediğini anlarız. ama frank tam anlamıyla kazma gibi konuşur ve o akşam eve gidene kadar bu tutumunu devam ettirir. ilerleyen kısımlarda ise april'in da aynı hataları yaptığına defalarca şahit oluruz. bu şekilde başlayan film uzun süre birliktelik yaşayan çiftlerin biribirleriyle nasıl iletişime geçmeleri gerektiğini unuttukları ve bunun da hayatı ne denli çekilmez hale getirdiğini gösteriyor. son sahnede karısının durmaksızın konuşmasından sıkılan yaşlı adamın karısını kırmamak için çaktırmadan işitme cihazını kapatması da buna örnek.



    -----------------------------spoiler içerebilir-----------------------------------------
    (yilan tislak, 16.03.2009 16:44 ~ 16:47)
  24. insanlar bir an için bile olsa durup da düşünmeye başladıklarında, etraflarında ve kendi yaşantılarında neler olup bittiğini kavramaya çalışıp da başardıklarında, aslında bir hiç uğruna koşturduklarını, nefes nefese kaldıkları her köşe başını geçişlerinde aslında yolun-hayatın labirentten ibaret olduğunu farkediyorlar. peynirin kokusuyla cezbedilmiş beyinlere sahip bir avuç insanoğlu duvarlar arasında koşturuyoruz. film amerikan rüyasını yıkma gayretine girerek bize de bu gerçeği gösteriyor. lakin niyeyse bize bir çözüm sunmuyor, tamam elbette mutlu bir son beklemiyorduk ama en azından iki saatlik film süresince bize anlatılan hikaye izleyiciye de bir çıkış noktası sunabilirdi, tek yaptığı bir farkındalık yaratmak, ötesi yok. neden derseniz, hayatın manasızlığını çözen karakterler * * ya bedeni içinde ölümü ya da gerçek anlamda ölümü seçiyorlar.. ve bunun da bir orta yolu yok...

    güzel bir film. ama çok da değil. ki zaten öle de bir gayesi yok gibi, sürekli dingin bir tempoda ilerleyip duruyor, sex sahneleri dışında izleyiciyi heyecana ya da şaşkınlık-öfke gibi hislere yönelttiği söylenemez. ancak john karakteri ilgiyi hak ediyor kesinlikle. heralde köyün delisi her yerde aynı, kimsenin söyleyemediklerini ya da farkedemediklerini o biliyor ve dillendiriyor, ayrıca bir hayranlığı hak ediyor açıkcası. şimdi film içinde hangi karakter benim acaba diye soruyorum kendime ama cevap vermesi çok zor, nedense hiçbirini kendime konduramıyorum, kabul etmesi zor biraz gerçeği..
    (kaygısız, 23.03.2009 02:45 ~ 09.07.2009 19:40)
  25. -----spoiler-----


    filmin sonunda emlakçı kadının mp3 çıktığı film


    -----spoiler-----
    (bergerac, 28.03.2009 15:26)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil