insanın duygu ve düşüncelerini , kendisinden bağımsız diğer nesneleri kendi öznel dünyasında görsel olarak sembolik bir şekilde ya da bir başka şekilde yorumyaıp bunu görsel olarak dışa vurması.
güzelliği takdir etmek için zorunlu olarak resim yapmaya gerek yoktur amma resim yapmak zorunlu olarak güzelliği takdir etmeyi beraberinde getirir.
güzelliği takdir etmek, mimari olarak birer fecaat sayılabilecek binalarla dolu sokaklarda yaşayıp, sokakları geniş meydanlardaki güzel heykellere açılmayan bizim gibi şark toplumları için belki gözardına alınan bir şeydir ancak duralım ve düşünelim, kişisel mutluluk doğadaki güzellikleri görme ile de insanın yakalayabileceği bir an ise, ve şu yürüdüğümüz sokaklarda gördüğümüz güzel kadınlardan başımız dönüyorsa işte bu anı bize sağlayan şey bizzatihi estetiğin, inceliğin, letafetin kendisidir.
şimdi resim yapan birinin tüm çabası doğanın kendiliğinden başardığı güzelliği yakalamak ise onun nasıl müstesna bir durum olduğunun da, bu çaba safhasında elbet resmi yapan farkına varacaktır.
sanat eğer "güzel ifade etme çabası" ise, bu kısıtta dahi resim tek başına güzelliği yakalama çabasından fazlası değildir. bu halde dahi, "resim bir keşiftir" pelesenkinden uzaklaşmış sayılmayız zira, o güzelliği yakalamak, o "en iyi anlatılan an"ın ucundan tutmak için yapılan büyük çalışmanın izini görürüz. işte güzel bir burun çizmek, bakınca insanın haz alabileceği bir gözü kağıda dökmek, o tatlı tebessümü bu kalemlerle, bu fırçalarla bir kere daha var etmek, onu böylelikle hafızamıza da kazıyıp kendi hayalimizi yaratmak, çok basitçe güzel bir şey yapmak ve becerememek, güzel bir burnun nasıl seyrine doyulmaz bir güzellik olduğunu farketmeyi, güzel bir tebessümün insanı delirtecek kadar müstesna bir an işgal ettiğini idrak etmeyi de sağlar.
güzel bir kadına bakarken artık daha da şaşırırız, başımız döner, onun bacak bacak üstüne attığındaki letafetini, sigarayı tutarken incecik parmaklarının aldığı hali, saçlarının çizilemeyen dalgalanmasını ve havaya savurduğu kahkahayı görür ve resim kağıdı karşısındaki beceriksizliğimizi, sahibi tarafından bu kadar kendiliğinden yaratılan bu sahnenin nasıl emek istediğini hatırlar dururuz. kafamızdaki kağıda bir fotoğraf gibi mıhlanan bu görüntü bizim resim kağıdımız üstünde biçimsizce dururken, eskizin sahibi bütün beceriksizliğine bakar ve gülümser. gülümser zira beceriksizliğimiz varolmuşun güzelliğine övgüden başka bir şey değildir, tekrarı mümkün olmayan o an istisnadır, şu evreni ise istisnaların güzelliği yaşanır kılar.
bundan, resimde, beceriksizlik dahi güzelliğe övgüden başka bir şey değildir.
demir demirkanın dünya benim albümünden güzel bi şarkı
eski arkadaşları, geçmişi düşünürken, nostalji yaparken fon müziği olarak kullanılabilir, bi miktar da hüzünlendirir insanı..
çok güzel bir yeni türkü parçası olmasının yanı sıra insanı epey hüzünlendiren bir demir demirkan parçasıdır. tam olarak karıştırılan eski bir albümün şarkısıdır bu.. eski resimler, eski dostlar, zamanında kardeşinden yakın gördüğün ama artık çok uzaklarda olan insanlar... o en eğlenilen günlerden hatıralar.. onca yaşanmışlık ve geriye yalnızca fotoğrafların kalması.. insanda hem büyük bir tebessümü hem de gözyaşlarını tetikleyebilen pozlar.. gülen yüzler, bozulmayacak denilen dostluklar, bitmeyecek denilen aşklar ve kaybedilenler.. insana neler yaşadığını ve herşeyin ne kadar da değiştiğini anlatan mükemmel ötesi bir şarkı. *
"resim, hiç bir zaman, düz yazı olmamıştır. o şiirdir. biçime dayalı uyaklarla, dizeler halinde yazılmıştır. biçimsel uyaklar, kendi aralarında titreşen diğer biçimler, ya da onu kuşatan boşluğu yanıtlayan biçimlerdir. onlar çoğu kez simgesel etkileriyle de akrabalık bağı kurarlar birbirleriyle. ama simgecilik çok belirgin olmamalıdır. nasıl bir amour* ile toujour* uyağı durmaksızın kullanılamazsa haç biçimdeki kemiklerin resimlenmesi de sürdürülüp götürülemez. o zaman, kemikler yerine pırasalar kullanılır, bu kez söyleyeceğiniz şeyi onlar söylerler." pablo picasso*
anlat ona
üşengeçtir
yayılacak ve çökecek ve dinlemeyecek seni
hafifçe dokun omuz başına
okşar gibi yap saçını
okşama ama
üşüyebilir ellerin
anlamsız seslerle başla sonra küçük sözcüklerle
ağzından kaçmış gibi tek heceli usulca
anlat ona
geçerken uğradığını kalıcı olmadığını
ve saygı duyduğunu süregen krallığına
somurtuktur tüm egemenler kadar
bir o denli ikircikli
anlat ki rahat uyusun
dokunduğu her yerden kovdular çiğ ışığı
biz yitikler ordusunun ardcısıyız
doğacak çocukların da
anlat ona
bir ağaç da örtebilir güneşi
olduğumuz için varsın
olmayacağımız için
ya resim, zavallı resim ne işe yarar bunca çılgın bir ortamda ?
belki hiç bir işe yaramaz.
ama belki bir bayraktır resim.
bir beraberlik çağrısı, kara kadere isyan, bir çeşit küfür, bir soru, güzel günlere ağıt ya da korkuları dağıtan çocuksu bir oyun.
kara içinde bir umut, bir sevinç kıvılcımı ne olursa olsun. (bkz: abidin dino)
imaj soyut fenomeninin somut hale getirilmiş halidir..
kişinin aklındaki görüntü imajdır..imajı kağıda çizer ve somut hale getirirse bu resim halini alır..
sarı saçlarım yanık tenim,arsız bakışlarımla
bir çingene çocuğu olabilirdim
ya da kökten alınmış kaşlarım,bembeyaz gerdanım
kafdağındaki burnumla çapkın bir burjuva
eleştirir miydim resmi yine de
sürekli baktığımız
tanıdıkça yabancılaştığımız bir resim olmalı bu
öyle dikmişiz ki gözlerimizi resim değil artık gördüğümüz
kafamızın içindekiler
güneş sarı sanıyoruz
hava aydınlık
yıllardan ikibinyedi
ve tüm ikilemimiz simitle vapur arasında belki
vapura yetişmeye çalışırken
simit kokusu çarpıyor burnuma
alırsam kaçıracağım bir vapur
ve vapura yetişirsem hep aklımda kalacak olan o simit
tüm bunların arasında dali'nin zamanı kadar kırılgan benliğim
başağrım binlerce ölümden mühim!!???..
vitrinin içindekileri değil cama yansıyan görüntümü görebiliyorum sadece
öyle kırgın ki ressam
ve öyle anlaşılmamış ki resim.
fotograf sanatıyla ilgilenen bazı insanlar tarafından dil sürçmesi sayılan sözcük. halbu ki fotograf gravür resim minyatür tezhip hatta hat sanatı için kullanılabilir. katılmıyorum emin olmak istiyorum diyenlerin ismet zeki eyüboğlu türk etimoloji sözlüğüne bakmaları yararlıdır.
resim..
bir resim var önümde, monitöre bakıyorum uzun uzun. o resimdeki iki başkahramandan biri olan çok sevdiğim kırmızı saçlıklı kız, bana bu resmi ilk yolladığında da bi beş on saniye böyle bakakalmıştım. ama şimdiki biraz daha farklı, bu resimle çarpılmış durumdayım. uzun zamandır masaüstümü kaplayan ıssız adam afişinin yerini bu resim aldı, çünkü bu resim hepsinden daha gerçek. bu resimde tam olarak tanımlayamadığım birçok şey var, tek tanımlayabildiğimse aşk.
iki başkahraman var resimde, esas oğlan ve esas kız..esas kız tanıdığım çok sevdiğim, ömürlük seveceğim biri. her daim mutlu olmasını istediğim. ama onu hiç böylesine mutlu görmemiştim, bu resime kadar. uzun saçları omzundan aşağıya sarkmış, boynunda beyaz bir şal, dizini bükmüş, gözleri kapalı. o anın mutluluğundan belki, ya da yanında ona bakan esas oğlanın bakışlarından. hep yapar ya kızlar hani, bakmaya çekiniyor sanki. baksa boynuna atlayacak bir çırpıda. bakmıyor esas kız, gözlerini kapatıyor, dizini bükmüş yüzünde hafif şaşkın bir gülümseme, gözler kapalı..konuşmuyorlar hayır, birbirlerine bir şey anlatmaya da çalışmıyorlar. o an sanki ikisi için de bir rüya. esas oğlan bu rüyanın gerçek olup olmadığına inanmak için kızın omzuna uzatmış elini, başını da hafifçe eğmiş. sanki gözleri açılsa esas kızın, anlayacak bir rüya olmadığını.
arkadaki manzara, bu resmi yakalayan kişi, kimse umurlarında değil sanki. o anı yaşamanın verdiği bir huzur sadece. sanki geçmiş olmamış, gelecek de olmayacak. o an.
hiç “resmim” olmadı benim, şimdi geçmişe dönmeye çalıştığımda, sadece fotoğraf karelerini eksik ya da fazla birleştirmeye çalışıyorum beynimde. zor bir şey bu, ben de aşık oldum ama bu resim..
binlerce afişten daha manalı, bir poz yok, acıklı sevgi dolu ya da bakışlar yok. aşk var ama, insanın içine işleyen ve bakan kişiyi anında kıskandıran, ya da özendirmek diyelim aşk var. her şeyden daha gerçek, her şeyden daha farklı. esas kız kendini bırakmak üzere o an, ama kaçıyor gibi hemde..korkuyor gibi. bir söze, bir bakışa bağlı her şey. o yüzden kapalı gözleri..
bu resmin esas oğlanını tanımıyorum, şu an nerdedir, ne yapar bilmiyorum.
ama bu resimden sevdim onu, yakın buldum.
çünkü bu resimde birçok şey var tanımlayamadığım ama hiçbir afişte bir roman kapağında, o gözümüze gözümüze sokulan billboardlarda böylesi bir resme rastlamadım..
bu resimde “aşk” var…
alfabe kullanmaksızın fırça darbeleriyle kompozisyon yaratma yeteneğidir. her fırça darbesi bir bir düşüncenin imgeler yolu ile dışavurumudur. resim yapan insanlar* farklıdırlar az konuşur ama fırçalarını konuştururlar. anlaşılması zor kompozisyonlar ortaya çıkarırlar.her insanın ruh dünyası onu beyninin başka bir düşüncesine hapseder.lakin resim o kadar özgürdür ki hiç bir insan aynı düşünceyi hapsedemez beynine. herkesin düşünce dünyasına, ruh haline başka yansır. zaten bu yüzden değil midir sanat oluşu???
geçtiğimiz günlerde galatasaray üniversitesi'nin şenliklerinde sahne alan yeni türkü'nün, albüm kaydından çok çok daha güzel yorumladığı şahane. canlı dinleyince ayrı sevdim ben onu..
bir köşede yalnız başıma gözlerimi kapatıp da dinledim, bağıra çağıra eşlik ettim "biliyorum görünce beni hep tanıyordum diyeceksin" dedikçe..
albümden dinleyin, canlı dinleyin..
her türlüsünün fazlası yoruyor.
sözü ve müziği serdar ortaç'a ait olan ajda pekkan'ın seslendirdiği yeni şarkı. yaz ayları boyunca sıkça duyacağız sanırım.
hayat aynı gökteki gibi, uçuyor anılar
beni aynı eskisi gibi deli sanıyorlar
ne yazık ki çerçeve değil resim arıyorum
bu seferki zorlama değil seni seviyorum
acılar güzel olacak
yürek hep de şanslı değil bir üzen olacak
ikimiz senle neyi çözemedik
o da tek taraflı değil bir gülen olacak
bu kapıdan ilk giren aşık olacak
sözüne de özüne de sadık olacak
ikimize bu tabiat aşık olacak
sıramı bekliyorum
hayat aynı gökteki gibi, uçuyor anılar
beni aynı eskisi gibi deli sanıyorlar
ne yazık ki çerçeve değil resim arıyorum
bu seferki zorlama değil seni seviyorum