gemiyi kaptan batırdı...
playstation oyun konsolunun efsanevi yapımlarından resident evil serisinin en son film uyarlaması degeneration, nihayet seyircilerle buluştu. çok satan ve büyük bir hayran kitlesi yaratan oyun serisinin,
paul w.s. anderson'la başlayan sinema uyarlamaları bir üçleme halini almış ancak hiç bir film oyunun takipçilerini tatmin etmeyi başaramamış, resident evil'ın ruhundan çok farklı sularda dolaşmıştı.
ardından bir haber herkesi merak ve hevese itti; resident evil özüne dönüyor, yaratıcısı
capcom tarafından
cgi bir film haline getiriliyordu.
degeneration, uzun bir bekleyiş sonunda 17 kasımda japonya'da meraklılarla buluştu. abd'de 30 aralıkta piyasaya sürülecek. başarısız uyarlamaların ardından gelen yapımın bu denli başarısız olacağını tahmin edebilir miydik peki? kimse bu cevabı aklının ucundan dahi geçirmiyordu. fakat gelen gideni aratır dercesine kötü bir cgi filmle karşı karşıyayız. ilk göze çarpan beklentilerin çok altında kalmış animasyon kalitesi. görseller oyunlardaki sinematikleri bile geride bırakamıyor. sanki oyundan kesilen videoları ardı ardına birleştirmişler ve önümüze koymuşlar gibi. her an ''başla tuşuna basın'' gibi bir yazı gelecek diye bekliyorsunuz. 2001 yapımı
final fantasy the spirits within bile daha iddialı. bile diyorum çünkü aralarında 7 yıl gibi muazzam bir süre var. advent children'ın yanındaysa esamesi okunmayacak kadar başarısız. square çok büyük bir puan kazandı bu sayede.
senaryo, oyunlara çok benzer yapılmak istenmiş. filmin yarısından sonrası adeta
resident evil 2'nin
umbrella laboratuvarları bölümü gibi. tipik bir boss savaşı izliyorsunuz. hatta resident evil 2'deki william birkin'in dönüştüğü g-mutant'ın neredeyse tıpkısı karşımıza çıkıyor. wilpharma isimli şirket yerleşkesinin içi aynen umbrella laboratuvarları gibi. duymayı beklediğiniz ses kendini duyurduğunda aksiyon da gitgide yükseliyor (evacuate the building, five minutes to detonation)
oyunun bu kadar benzeri olması yeterli mi peki?
elbetteki hayır. yapımcılar bir noktayı atlamışlar; serinin tutulmasını yalnızca garip zombiler ya da acayip yaratıklar sağlamıyordu, aynı zamanda kaliteli bir öykü üzerine inşa edilmiş olmaları da çok etkiliydi. oyun içinde geriye dönüşler ve notlarla çok karmaşık ve dallanıp budaklanan olaylara ve karakterlere şahit oluyorduk.
diğer yandan resident evil ciddi anlamda biyolojik silah üretimine ve ilaç firmalarına yönelik müthiş bir eleştiriydi. ancak bu filmde inanın yalnızca patlayan silahlar ve sağa sola saldıran yaratıklar var. karakterler inanılmaz karton ve inandırıcılıkları sıfıra yakın seviyede. senatör karakteri komedinin sınırlarında gezercesine zorlama. isyancı grup için üstün körü bilgi alıyoruz. senatör üzerinden siyasete vs. leke sürmeyen, yiğidi öldür hakkını yeme gibi bir mesaj aktarılıyor.. baş karakterlerden angela'nın bütün film boyunca damızlık olarak ekranda boy göstermesi de ayrı bir komedi. filmin bir noktasında giydiği vücut hatlarını sergileyen kıyafetlerini göz önüne alarak şunu söyleyebilirim ki; sanıyorum hentaisini falan yapacaklar. (yok artık n-i-i-s-i!)
film içerisinde oyunlara çok sayıda gönderme mevcut. claire ve leon'un karşılaştığı sahnede leon'un ''get down'' deyişini tatsız tuzsuz bir şekilde görüyorsunuz mesela. daha niceleri.
beklentilerin çok çok altında kalmış bir yapım. adeta gemiyi kaptan batırmış. resident evil'ın sinemadaki macerası bu filmle noktalanmıyor
* ancak oyunun sıkı takipçileri için bu defter kapanmıştır denebilir.
(görsel:
resident evil degeneration/44756)