joachim trier ' in 2006 yapımı ilk uzun metraj filmi. kitap yazmak isteyen iki arkadaşın öykülerini duruma tam uyan bir dış ses, karışık kurgu ve mavi tonlamalarıyla anlatıyor. filmin açılışında iki arkadaş posta kutusunun başında ellerinde zarflarıyla henüz taslak halinde kitaplarını yayıncılarına göndermek üzereler. tam bu sırada anlatıcı giriyor devreye ve ilerde olabilecekleri, olmaması gerekenleri veya asla olmayacakları anlatıyor. hayatları böyle de olabilirdi diyor. sonrasında ise zarflar çöp kutusuna giriyor ve onların hikayesi başlıyor;
norveç ten gelen bol ödüllü bir
varoluş filmi.
filmi güçlü kılan en önemli ayrıntılardan biri şüphesiz
anlatıcı faktörü. anlatıcı temalı diğer birçok filmin aksine bu sefer anlatıcıdan olmuş olanı değil olabilecek olanları dinliyoruz. yazarlık, edebiyat üzerine bir filmde de bu dalın en çok başvurduğu tekniği kullanmak ve bunu hakkını vererek kullanmak apayrı bir tat veriyor izleyiciye.
karakterler sürekli kendi varoluşlarıyla başka durumlar arasında seçim yapma gerekliliklerinden bahsediyor ama bunu net bir tutarlılık içinde yapmıyorlar. kadınların varoluşlarını baltaladıklarından, onların düşünmelerini engellediklerinden, doya doya müzik dinleyip okumalarına izin vermeyeceklerinden konuşuyorlar ama kapanışta bu konuda en çok serzenişte bulunanın düğün töreninde buluyoruz kendimizi. hal böyle olunca filmin ana temelini oluşturan bu seçim karşısında yönetmenin hangi düşünceye hak verdiğini, hangisinden taraf olduğunu bilemiyoruz. bu duruşuyla fazlaca düşünme payı bırakıyor bizlere.
filmin tek eksi yanı bana göre karakterlerin fazlalığı ve hepsininde ayrı öykülerinin oluşu ve hepsinin öyküsünün de biraz biraz anlatılmak istenmesi. bir yerden sonra takip etmek ve hangi karakter
heidegger okuyorum deyip porno dergiyle odasına çekiliyor, hangisi "başbakan bizi parmaklıyor" şarkısını seslendiriyor ayırt etmek güçleşiyor.
yazar olma ümidiyle yola çıkan iki gençten birinin çöküşünü, diğerinin yeniden doğuşunu ama sonuçta ikisinin de istediklerini elde edemeyişlerini izliyoruz, belirsiz sonlarını. dedim ya hangisinin daha iyi olduğuna, hangisinin son olduğuna sadece seyirci karar veriyor.
reprise norveç'in bol mavili manzaraları eşliğinde ondan geriye saydırtıyor bizlere.