gözlerden kopup gelen o ateş, o ruhun varlığına inanmaya yetecek kadar etkili enerjiye şahitlik etmek nasip olmuştur hepimize.
aynı gözlerden farklı zamanlarda o ateşin seni aşkla yaktığını, o ateşin seni aşkıyla yaktığını, o ateşin seni kırgınlığıyla yaktığını, o ateşin seni kızgınlığıyla yaktığını ve en önemlisi o ateşin seni farkında bile olmadan ama en fazla yaktığı anlar vardır.
renk körü bir kimyacı olarak senden alev deneyi yapıp alevin rengiyle element tayini etmeni isterler. ama sen berlin mavisini de bilemezsin, falu kırmızısını da bilmezsin, hatta büyük bir ihtimalle sen kırmızıyı tamamen bilmezsin. ama onun gözündeki ateşin renklerini bilirsin. herkesten iyi bilirsin. çünkü sen koymuşsundur onların isimlerini. sarılarak uyusak ya bu gece uysallığının, şirinliğinin ve huzurunun rengi en çok sevdiğindir mesela. sadece sen bilirsin o rengi, bilmeyenlere anlatabilmek için sadece azıcık maviyi andırıyor diyebilirsin.
karnı acıksa da söylemeyen senin acıktığını soran renk de hiç bir renge benzemez ama fludur mattır azıcık bu kadarını anlatabilirsin bilmeyenlere.
bunlar senin en sevdiklerindir. sürüyle olmasına rağmen bu senin en sevdiğin tonlardan ve renklerden onları görebilmen çok zordur, ortaya çıksalar bile çok uzun süre kalmazlar. güneş tutulması tam olarak izlenemez bulunduğun yerden ve hiç bir zaman tam olarak izlenebilecek yerlere gidebilecek kadar paran yoktur cebinde.
sevmediğin renklerdir senin marlboro'nun tadı son zamanlarda çok bozuldu demene sebep. çünkü büyük ihtimalle aç karnına sıklıkla içtiğin sigaranın kalitesi o ağızda tartılamaz. sevmediğin renkler ki işte o renkler bu yazıyı yazdırandır sana. ellerinin sinirden titremesi gözükmesin diye ceplerine sokan adamın gördüğü zamanlarda ölümün tadının bacardi mojito gibi olduğunu hissetmesidir. ferah, hafif tatlı ve oldukça rahatlatan...
hani ey göz yaşım akmayacaktın der ya şarkıda, öyle bir sitemle sıkarsın eline cebinde denk gelen anahtarları. elini alabildiğine acıtırlar (tahminen) ama senin rahatlamanı sağlayamazlar, dikkatini bile çekemez birisi sivri uzun diğeri kısa yassı olan iki anahtar.
çünkü senin farkında bile olmadan çıkıyordur o aslında en güzel renkler. sen o renkleri ilk defa görüyorsundur ve senin o gözlerden sana doğru çıkarken gördüğün güzel çirkin binlerce rengi toplasan bunu 1 mikron saniye görmeye değimezsin, siyah beyaza razı olursun ne kadar galatasaraylı olsan da. ama o güzellikler sana uğramadan biraz uzağından gelir geçer ve başka gözlerin ta içindeki sönmüş ve çoğu rüzgardan savrulmuş külleri tekrar bir yanma reaksiyonuna çevirmeye çalışmaktadır.
----
aşık olduğunu zannetmek
bunun ne demek olduğunu sana aşık olunca anladım
bakışlarda aşkı görmek
bunun ne demek olduğu sen ona bakarken anladım
bir nefes sigaranın ne kadar değerli olduğunu
kendimi o anda dışarı atabildiğimde anladım
ağlamanın zayıflık olmadığını
bir dost kucağı kadar sıcak olduğunda anladım
çünkü ben o anda çok ağladım...
----
içe doğru dökülen her damla göz yaşı bir rengi daha öldürdü gözümde, beynimde, kalbimde... bütün renkler yavaş yavaş yok oluyor ve geriye sadece iki renk kalıyor...