çok acıdır çok.
feleğin çemberinden daha ilkokul sıralarında geçersin. herkes rengarenk resimler yapar. tepeleri yeşil denen renge boyar. gövdesi kahverengi, yaprakları yeşil ağaçlar çizer. sen ise sarıya boyarsın yaprakları. öğretmen azarlar 'sarı yaprak mı olur lan' der. 'sonbahar demek ki ama örtmenim' dersin. bir daha aynı tür azar yememek için kendine bir taşeron bulursun. hem boyalarından faydalanacak hem de sana istediği rengi verecek bir aracı. renk körü olduğunu bilmediğin için bu kusuruna bir tanı koyamazsın. arkadaşlarına da 'aa hebele renkleri bilmiyo salaak hebeleee salak hebelee' dedirtmek istemezsin. 'tunguç, yeşili versene, tonguç sarıyı ver, tonguç turuncu dedin kırmızı çıktı' gibi sözler çıkar ağzından. ve aile.
'renkleri bilmiyo musun kaç yaşına geldin'
'ama anne bilmiyorum işte ya'
gözlerinin rengini bile başkarına sorarsın. çok acıdır çok.
acı gerçeği yıllar sonra tespit eden bir takım testler uygularsın. evet amına kodumun 8'ini göremezsin o tabloda.
'ben renk körü müyüm şimdi?'
'evet'
'tedavisi var mı?'
'tıbbın bittiği yerdeyiz hebele bey'
'beni yalnız bırakın'
trafik ışıklarını rengine göre değil, diziliş sırasına göre tanımaya çalışırsın.
ve biri sana yeşil montlu kızı gösterdiğinde gün batımına doğru ilerlersin. mağrur ve asil. fakat kör.
(bkz:
amına koyayım)