|
|
- ışığın kırılması ile elde edilen, dalga boyuna bağlı ışık cinsi.
(azureel, 23.09.2004 17:20 ~ 28.04.2005 21:30)
- yüksek güçlü dizeller; pompalar, iş makineleri, tanklar, lokomotifler, gemi makineleri vb için kaliteli şanzıman sistemleri üreten alman firma. manın alt firmasıdır. isim itibariyle türk zannedilip gurur duyulabilir fakat gerçekler öyle değildir, maalesef...
- pokerde; sıralı olmayan 5 adet aynı renk karttır..
örneğin; hepsi maça olan 7-9-10-kız-papaz..
- ankara'da bir pavyon, gazino
- "bir renge mor diyebilmek için ne kadar mor olması gerekir?" - james yves loneheart, renkler kitabı'ndan
(camel, 23.01.2008 18:38)
- "yağmurun ilk damlalarından cama vuran ilkinci, yağmur suyu içmeye meraklı, yirmilerini süren okura, babannesinin asma ağacı öz suyunu saçlarına sürüşünü ve böylece inatlı uzamazlığından saçlarının vazgeçeceğini söyleyişini hatırlatıyor.
püsküllü nişaneyi –o, ayraca böyle diyor- kitabın kaldığı sayfasına sıkıştırıyor.
romanın çağrışım matematiği beyninde döneduruyor. ilgisiz dramların, uzak arızaların, matematik tesadüflerin bitiştirildiği bu hikâye, bu çarpıcı, tümüyle beklenmedik, şaşırtıcı ve finaliyle şok edici akış, yüzündeki afallayınca kırışan yeri yakıyor. yeni bir hülya, bir kurgu, trajik bir fantezi, yağmur benekleriyle örtüşen camın gerisinde, odaklanmamış gözbebekleri hizasında kurulmaya teşne. beyninin kurgu devresi acıyor, somurtuyor, ayak diriyor. aşağıya bakıyor okur, caddeye.
caddenin ortasından yürüyen siyah giyimli kendine akran bir yürür geçiyor.
yürür, şofbeni monte etmesi için çağırdığı tesisatçıyı düşünüyor. düşündüğü tarih, –bir saat öncesi- montaj esnasında matkabı yakan, kendinden sadece bir kaç yaş küçük tesisatçı çırağının “abla kaç haftalık gitti biliyor musun” cümlesinin çeperlediği dolgun, şişman yağmur damlasının tam gözünün içine girip yayılması gibi midesinde patlıyor.
tesisatçı çocuk “ben birazdan yeni matkapla gelirim” diyor, morali bozuk.
yürür caddenin ortasında ağlayarak, burnunu siyah esvabının uygun düşen yerine silerek yürüyor.
okur, uzaklaşan karanlık bir parıltı görüyor, parıltıyı karanlığa kendisinin malettiğini bilerek."
- sarı, kırmızı ve mavi olanları ilkokulda resim derslerinde "sıcak renkler" olarak hafızalara kazınmıştır.
- ışığın kırılma açılarına göre değişen görünümleri olarak bilinir. ancak asıl tanımı herhangi bir maddenin farklı sıcaklıklarda yaydığı ışığın dalga boyudur. kırılma açıları da zaten ışıkta var olan enerjilerle değişir.
insanlık tarihinde bir çok anlam yüklenmiş renklere. dolaysız bakarsak kırmızı tutkuyu, hareketi ve devinimi gösterir, bu anlamıyla harekkettir. mavi ise durgunluğu, huzuru ve dinginliği gösterir ki bu da devinimsizliktir. ancak fizik kanunlarını göze alarak bu anlam verme işini derinleştirirsek durum biraz çetrefilleşiyor , şöyle ki;
herhangi bir maddeyi alıp hiç ışık almayan bir ortamda ısıtın. yaklaşık 1000-1500 kelvin dolaylarında bu karanlık ortamda bu madde kırmızı görünecektir. ısı arttıkça renk sarıya sonra beyaza ve sonra maviye dönüşecektir. daha sonra mor ötesine geçecek ve göremediğimiz ışıkları yaymaya başlayacaktır. buna göre, aslında kırmızı en düşük enerji seviyesinde görünür oluyor. enerjisini biraz kybedince rengini kaybediyor ve renk deviniminden sıyrılıyor. en yüksek enerji seviyesi ise mavi(bu noktadan sonrakileri gözlerimiz göremez).
bu bağlamda kırmızı mum alevi, sarı ampül, beyaz gün ışığı(güneş tepedeyken) oluyor.
şimdi renklerin anlamlarını biraz daha yorumsayalım. kırmızı dediğin düşmekten gelen korku ile gelen bir devinimi gösterir. titrekliği insana tutkulu bir dinamik gibi görünür. ama aslında tüm çabası karanlığa gömülmemektir. tutkulu dediğimiz insanlara da aynı yorumu yapabilir miyiz? kanımca evet. güçten düşme korkularından ötürü sürekli bir şeyler yapma ihtiyacı hissederler, halbuki mum alevi gibidirler, üflediniz mi sönerler. aşkta tutku diyenler genellikle birlikteliğin sorumluluğu altında ezilir, güzçsüzlüklerini ve sadakatsizliklerini tutku perdesi arkasında gizlerler. ayrılıklardaki klişe sözleri şöyledir: ben tutku arıyorum berkcan. asıl içindekiler ise şöyle: şimdi biz iyice derinleştik. sorumluluklar artıyor yakında evlenmesek de iyice kaynaştık ve ben bundan sıkıldım çünkü bunlara katlanacak kadar enerjiye sahip değilim.
şimdi renk skalasının tam ters tarafına göz atalım, yani maviye. mavi ise dinginlik verir demiştik. dingin durur. fakat bu dinginliği yanlış anlaşılır. pasiflikle suçlanır ve devinimsizliği güçsüzlük addedilir. ama yanlıştır mavi dediğin içindeki gücün farkındadır. güçsüzlük korkusu olmadığı için tozutup durmaz. kendine yeterdir. zaten güven verir yaydığı büyük enerji nedeniyle. sağladığı huzur dinginliğinden değil etrafa saçtığı güçtendir. aslında gözün maviye takılması bu enerji yoğunluğundandır. denize seyre dalarsınız ve içinize serinlik dolar ve gözünüzü alamazsınız gökyüzünden çünkü çevredeki en yoğun enerjili ışık ordan gelmektedir.
beyazdan hiç bahsetmiyorum. dengedir işte. orta karar bir enerji olduğu için çok bakınca gözü yorar zaten. kimine göre meleklerin rengidir. bu konuyu elbette bilemeyiz ama bana öyle geliyor ki ölümden sonra açık mavi meleklerle etrafımızın sarılması daha bir mantıklıdır.
|