gerekli kaynaklar gösterilmesine,
recep tayyip erdoğan bile aradan geçen bunca zamandan sonra yalanlamamasına, "hayır öyle bir şey söylemedim" dememesine rağmen, hala "bu kayıt sahte!" , "tayyip'in sesi değil olm bu, tonlamalar uymuyor" şeklinde "kraldan çok kralcı" zihniyetin ürünü düşüncelerin savunulması oldukça abesle iştigaldir, belirtmek isterim.
türkiye cumhuriyeti devleti'nde ceza hukuku'nun "
kanunilik ilkesi"nin doğal bir sonucu olarak, bütün suçlar kanunlarla düzenlenir. kanunlarda belirtilmeyen hiçbir fiil, suç olarak kabul edilemez. "
suçu ve suçluyu övmek" fiili de
tck'nın ilgili maddesinde suç olarak belirtilmiştir ve yürürlüktedir. "hacı bana kalırsa suç değil.. suçluya saygı duymak suç olur mu mk!?" şeklinde argümanlar ortaya koyanlar hangi fiillerin suç olup olmayacağını kendi şahsi kanaatleriyle belirleyemezler. bunu önce hukukçular daha sonra ise yasa koyucu(meclis) belirler, saf bir vatandaş olarak sen/ben/biz değil.
bu tür bir olayın yargıya intikal etmesi, "ses kaydı gerçek mi yoksa yalan mı?" sorusuna cevap vermez. yargı, "söz konusu fiil suç teşkil ediyor mu etmiyor mu" ona bakar. yoksa yargı, bu olayın(ses kaydının) gerçekliğinin araştırılacağı, kanıtlanacağı bir mercii değildir. keza, daha önce de belirtildiği gibi avustralya'nın sbs radyosu'nun resmi internet sitesinde söz konusu ifadelerin geçtiği ses kaydı mevcuttur. radyonun resmi internet sitesinde bulunan ses kaydına "belli belirsiz ses kayıtları" demek ne kadar doğrudur, bunu ehemmiyetle sizin muhakeme yeteneğinize bırakıyorum.
daha önce
@1280077 nolu giride de belirttiğim gibi,
"bir suçluya "sayın" demek suç teşkil etmez. hiçbir mahkeme kararında, yargıtay içtihatında bir suçluya "sayın" dendiği için "suçu ve suçluyu övmek" fiilinin işlendiği kararı verilmemiştir. sırf "sayın öcalan" ifadesi de tek başına suçun oluşması için yeterli değildir. devamında da "suçu ve suçluyu övmek" fillinin karinesini oluşturacak görüşlerin dile getirilmesi gerekir. ya da mesela "sayın öcalan" ifadesini kullanan sanığın bu ifadeyi apo'yu övmek için kullandığına dair; hayat görüşü, siyasi görüşü, daha önce bu konularda başka beyanatlar vermiş mi, işlediği başka bir suç var mı yok mu vb. bütün bu unsurlar dikkate alınır. aksi takdirde "sayın öcalan, senin ben taaa ......" diye ana avrat düz gitmek de suç teşkil eder ki, bunun ne kadar mantıksız olduğu aşikardır."
ancak
recep tayyip erdoğan'ın durumu sırf apo'ya "sayın öcalan" demekle sınırlı değildir.
@1280628'deki ifadelere bakalım;
"eski dep'liler olarak adlandırılan
orhan doğan,
hatip dicle,
selim sadak ve pek tabii ki
leyla zana ab'nin baskıları ve hükümetin bu baskılara dayanamaması sonucu hukuken anlaşılamayan bir şekilde tahliye edildi. tamam burada şöyle bir argüman ortaya koyabiliriz belki (şiddetle karşı çıksam da) "abi avrupa birliği bu, boru değil ki. adamlar söylüyor biz de yapıyoruz. bunu akp'nin ideolojisiyle bağdaştırmak yanlış. adamlar koskoca birlik kurmuşlar, emir yağdırıyorlar. akp değil, başka bir iktidar olsa yine aynı şeyi yapardı."
bunun böyle olduğunu farzedelim. peki neden tahliyeden hemen sonra, 11 haziran 2004'te başbakan vekili sıfatıyla
abdullah gül leyla zana'yı ve diğer eski dep'lileri kabul ediyor ve görüşüyor?
pkk ile ilişki içinde olduğu şüphe götürmez olan, "
talabani barzani ve öcalan önderimiz" naraları atan bu insanlarla hükümetin başındaki abdullah gül'ün görüşme sebebi ne?
bunu da geçtik diyelim. birkaç gün sonra, 13 haziran 2004'te
abd'den dönen recep tayyip erdoğan sazı eline alıyor: "dışişleri bakanı abdullah gül'ün, "başbakan vekili" olarak leyla zana ve arkadaşlarıyla yaptığı görüşme
türkiye için çok önemli bir aşamadır. dep'lileri benim de kabul etmemem için hiçbir neden yok.”
bu ne şimdi? pkk terör örgütü üyesi oldukları mahkeme kararıyla sabit olan, yıllarca hapis yatmış bu insanlarla niye görüşüyorsun? hükümetin leyla zana ve arkadaşlarıyla görüşmesi neden "türkiye için çok önemli bir aşamadır"? pkk terör örgütü üyesi olan, "talabani barzani ve öcalan bizim önderimizdir" diyen
teröristlerle görüşmekle, türkiye nasıl bir aşama gerçekleştiriyor? açıkça ne demek istediğini söylese "sayın başbakan", çok güzel olacak. ama söylemiyor/söyleyemiyor.
ardından sıra, meclis başkanı
bülent arınç'a geliyor. 24 ekim 2004'te tbmm başkanlığı'nın resmi konutunda leyla zana ve arkadaşlarına 2,5 saat süren bir yemek veriyor. mecliste pkk propagandası yapan, pkk örgütü üyesi olmaktan hapis yatmış bu kişiler, devlet başkanları, krallar gibi tbmm başkanlığı'nın resmi konutunda ağırlanıyorlar."
3 kasım seçimleri öncesi akp'nin parti programını elinize alıp bir okuyun. "
federasyon tezi"ni savunan, "türkiye'ye
eyalet sistemi getirilmelidir." tadında buram buram
kenan evren,
dtp ve
pkk kokan ifadeleri içinize sindirebilirsiniz isterseniz. diyarbakır belediye başkanı
osman baydemir'in son günlerde durmadan dile getirdiği "her bölgenin kaynakları ve o kaynakların gelirleri, yine o bölgenin yerel idaresince kullanılmalıdır" sözlerinin tıpa tıp aynısı akp iktidarı tarafından hazırlanan
kamu yönetimi reformu tasarısı'nda da yer alıyor. ne yaman çelişki...
halbuki sormak lazım: şu anda akp'ye, recep tayyip erdoğan'a destek veren, ya da geçtiğimiz seçimlerde akp'ye oy veren kaç kişi akp'nin parti programını eline alıp okudu, kaç kişi kamu yönetimi reformu tasarısı'na ucundan da olsa azıcık baktı?
araştırmadan, analiz etmeden, bilgi sahibi olmadan körü körüne takım tutar gibi birilerini savunmak işin kolay kısmı. öyle değil mi canlar?