14 ocak 2000 tarihinde gerçekleşmiş hadise. tayyip erdoğan, avustralya'nın sbs radyosunda katıldığı programda iki kez apo'ya sayın öcalan diyor. ses kaydı burada mevcut. (bkz: http://www.youtube.com./...)" onmousedown="return bkc('1268861','+http%3A%2F%2Fwww.youtube.com.%2Fwatch%3Fv%3DAWB7xVI7bRA')">http://www.youtube.com./watch?v=AWB7xVI7bRA)
bilindiği üzere apo'ya "sayın öcalan" demek, suç teşkil ediyor. dtp genel başkanı ahmet türk bu yüzden 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. peki tayyip erdoğan bu sözlerinden dolayı yargılanır mı? hiç sanmıyorum.
ırak'taki işgalci amerikan askerlerinin sağlığı için "allah sizi korusun" diye dua eden, yanına gelen çiftçiyi "ananı da al git" diye tersleyen, şehitler hakkında "askerlik yan gelip yatma yeri değildir" diyen bir başbakana sahip bu ülke. ezici bir çoğunlukla tek başına iktidar olmuş, %40'a yakın bir oyla meclise girmiş bir partinin genel başkanı...
hayır hala bu adamı savunan kişiler ortalıkta dolaşıyor ya, asıl ona yanıyorum ben. "tayyip belediye başkanı'yken istanbul'da su çok azdı. sonra tayyip geldi istanbul'umuz suya doydu. çocuklar su parklarında günlerini gün ettiler. kadınlar hamama gidip kese oldular. abaza gençler havuz kenarlarında kız kestiler." şeklinde kendisini savunanlara artık kıçımla bile gülemiyorum. o kadar çaresiz bir durumdayım, anlatamam.
ek: sbs radyosu'nun resmi internet sitesindeki (bkz: http://www.radio.sbs.com.au/...) linkten de radyo programının tümüne erişebilirsiniz. mp3 linki çalışmadığından ötürü realplayer dosyasını indirerek, ses kaydının tümünü dinlemek mümkün. "sayın öcalan"lı malum ifadeler, kaydın 11. ve 21. dakikalarında mevcut. "yalan olm bu, tayyip'in sesini taklit etmişsiniz" diyenlere duyrulur.
doğruysa vatan hainliğinin kanıtıdır artık. tribünlere oynayarak memleketi satma esnasında ağızdan kaçan bi söz öbeğidir. yabancılara şehir büyüklüğünde toprak satarken gaf yapmaktır. ayrıca dalgınlıktır. herkes boş bulunup ağzından bişeyler kaçırır.
hadisenin gerçekleştiği yer bir radyo programı olduğundan ötürü sadece bir ses kaydı mevcuttur ve doğal olarak herhangi bir görüntünün olması olanaksızdır. "görüntü yoksa inanmam olm.. kesin sallıyo bu ipneler!" diyenlere duyurulur.
recep tayyip erdoğan'ın aptal turnusolu vazifesi gördüğünü dile getiren, düşünmekten, analiz etmekten pek haz almayan yığınların dışında kaldığını iddia eden kimseler, eğer "olur mu lan öyle şey! evinizde crackli 3-4 mb'lı dosyalarla sesinizi tayyip'in sesine dönüştürüyorsunuz, sonra da 'aha bak tayyip sayın öcalan dedi' diye bize yutturmaya çalışıyosunuz. yemezler!" demeden önce az biraz araştırsalardı, avustralyalı sbs radyosu'nun resmi internet sitesinde de bu radyo programına ait ses kaydının bulunduğunu bilirlerdi. kolaylık olsun ben size linki vereyim;
(bkz: http://www.radio.sbs.com.au/...)
("from archive - prıme mınıster's ıntervıew 14.01.2000: 8.3.2007 ınterview with recep tayyip erdogan at sbs studios on 14.01.2000" başlığıyla sayfanın az biraz aşağısında.)
(ancak neden bilmiyorum mp3 linki çalışmıyor, play real tuşuna basarsanız dosya inecektir. realplayer'ınız yoksa da, sol taraftan "download real one" butonuna bastıktan sonra programın tümünü indirip ses kaydını dinleyebilirsiniz. bahsi geçen ifadeler, kaydın 11. ve 21. dakikalarında geçiyor. tayyip erdoğan iki kez apo'ya "sayın öcalan" diyor.)
bu konu şunu da gösterdi bana, işine gelmeyen her türlü bilgiye "komplo teorisi olm bunlar. inanmayın bunlara. kıçınızdan uyduruyosunuz hepsini" diyen kimseler, iş tam tersine döndüğü zaman da "yahu ben bile sesimi çocuk sesine, yaşlı sesine çeviriyorum. bak adamlar da internetten indirdiği programlarla tayyip'i taklit etmişler" demek suretiyle komplo teorisyenliği dalında doktora yaptığını ispat ediyor.
kendi vatanının insanına " ananı da al git lan! " diyin ama gel gör ki bu ülkenin yüz binlerce evladının şehit olmasına bir o kadarının da sakat kalmasına sebep olmuş, bölücü lider abdullah öcalan'a " sayın öcalan " demekte sakınca duymayan bir başbakanımız var.
bir başbakanın yapmaması gereken hatadır. vatandaşına "lan" diyen şahsın "sayın" sözcüğünü kullanabilmesi, üslubunu biraz düzelttiğini gösteren hadisedir lakin kişiyi yanlış seçmiştir.yine olmamıştır...
ilgili sayfada tüm linklerin çatır çatır çalışmasına rağmen, an itibariyle tayyip erdoğanlı linkin çalışmadığı sırf bu yüzden bile olsa tayyip efendi'nin ağzından çıkması ihtimalinin yüksek olduğu bir ifadedir.
"...sayın öcalan düşüncelerinin değil, almış olduğu kellelerin hesabını veriyor"
yani öcalan bir fikir adamı, bir siyasi hareket lideri filan değil bir katildir, seri katildir demek bu söz değil mi? ama demek ki zarfmış önemli olan, içindeki değil.
peki neden 2000'de değil de şimdi ortaya çıkıyor bu söz? rte'nin cumhurbaşkanlığı'nı engellemek için mi? yoksa dehap'a gidecek kürt oylarına talip akp gizliden gizliye mi çıkarıp destekliyor bunları? hangisi, işte onu bilemiyorum. ama siyaset senin benim anladığımdan daha derin, orası kesin.
tayyip erdoğan başta yalanlamasaydı bu kadar büyümezdi zira zamanında tansu çillerde yanlışlıkla 'sayın' ifadesini kullanmış ancak sonradan hatasını anlayıp özürünü dilemişti...
gerekli kaynaklar gösterilmesine, recep tayyip erdoğan bile aradan geçen bunca zamandan sonra yalanlamamasına, "hayır öyle bir şey söylemedim" dememesine rağmen, hala "bu kayıt sahte!" , "tayyip'in sesi değil olm bu, tonlamalar uymuyor" şeklinde "kraldan çok kralcı" zihniyetin ürünü düşüncelerin savunulması oldukça abesle iştigaldir, belirtmek isterim.
türkiye cumhuriyeti devleti'nde ceza hukuku'nun "kanunilik ilkesi"nin doğal bir sonucu olarak, bütün suçlar kanunlarla düzenlenir. kanunlarda belirtilmeyen hiçbir fiil, suç olarak kabul edilemez. "suçu ve suçluyu övmek" fiili de tck'nın ilgili maddesinde suç olarak belirtilmiştir ve yürürlüktedir. "hacı bana kalırsa suç değil.. suçluya saygı duymak suç olur mu mk!?" şeklinde argümanlar ortaya koyanlar hangi fiillerin suç olup olmayacağını kendi şahsi kanaatleriyle belirleyemezler. bunu önce hukukçular daha sonra ise yasa koyucu(meclis) belirler, saf bir vatandaş olarak sen/ben/biz değil.
bu tür bir olayın yargıya intikal etmesi, "ses kaydı gerçek mi yoksa yalan mı?" sorusuna cevap vermez. yargı, "söz konusu fiil suç teşkil ediyor mu etmiyor mu" ona bakar. yoksa yargı, bu olayın(ses kaydının) gerçekliğinin araştırılacağı, kanıtlanacağı bir mercii değildir. keza, daha önce de belirtildiği gibi avustralya'nın sbs radyosu'nun resmi internet sitesinde söz konusu ifadelerin geçtiği ses kaydı mevcuttur. radyonun resmi internet sitesinde bulunan ses kaydına "belli belirsiz ses kayıtları" demek ne kadar doğrudur, bunu ehemmiyetle sizin muhakeme yeteneğinize bırakıyorum.
daha önce @1280077 nolu giride de belirttiğim gibi,
"bir suçluya "sayın" demek suç teşkil etmez. hiçbir mahkeme kararında, yargıtay içtihatında bir suçluya "sayın" dendiği için "suçu ve suçluyu övmek" fiilinin işlendiği kararı verilmemiştir. sırf "sayın öcalan" ifadesi de tek başına suçun oluşması için yeterli değildir. devamında da "suçu ve suçluyu övmek" fillinin karinesini oluşturacak görüşlerin dile getirilmesi gerekir. ya da mesela "sayın öcalan" ifadesini kullanan sanığın bu ifadeyi apo'yu övmek için kullandığına dair; hayat görüşü, siyasi görüşü, daha önce bu konularda başka beyanatlar vermiş mi, işlediği başka bir suç var mı yok mu vb. bütün bu unsurlar dikkate alınır. aksi takdirde "sayın öcalan, senin ben taaa ......" diye ana avrat düz gitmek de suç teşkil eder ki, bunun ne kadar mantıksız olduğu aşikardır."
ancak recep tayyip erdoğan'ın durumu sırf apo'ya "sayın öcalan" demekle sınırlı değildir. @1280628'deki ifadelere bakalım;
"eski dep'liler olarak adlandırılan orhan doğan, hatip dicle, selim sadak ve pek tabii ki leyla zanaab'nin baskıları ve hükümetin bu baskılara dayanamaması sonucu hukuken anlaşılamayan bir şekilde tahliye edildi. tamam burada şöyle bir argüman ortaya koyabiliriz belki (şiddetle karşı çıksam da) "abi avrupa birliği bu, boru değil ki. adamlar söylüyor biz de yapıyoruz. bunu akp'nin ideolojisiyle bağdaştırmak yanlış. adamlar koskoca birlik kurmuşlar, emir yağdırıyorlar. akp değil, başka bir iktidar olsa yine aynı şeyi yapardı."
bunun böyle olduğunu farzedelim. peki neden tahliyeden hemen sonra, 11 haziran 2004'te başbakan vekili sıfatıyla abdullah gülleyla zana'yı ve diğer eski dep'lileri kabul ediyor ve görüşüyor? pkk ile ilişki içinde olduğu şüphe götürmez olan, "talabani barzani ve öcalan önderimiz" naraları atan bu insanlarla hükümetin başındaki abdullah gül'ün görüşme sebebi ne?
bunu da geçtik diyelim. birkaç gün sonra, 13 haziran 2004'te abd'den dönen recep tayyip erdoğan sazı eline alıyor: "dışişleri bakanı abdullah gül'ün, "başbakan vekili" olarak leyla zana ve arkadaşlarıyla yaptığı görüşme türkiye için çok önemli bir aşamadır. dep'lileri benim de kabul etmemem için hiçbir neden yok.”
bu ne şimdi? pkk terör örgütü üyesi oldukları mahkeme kararıyla sabit olan, yıllarca hapis yatmış bu insanlarla niye görüşüyorsun? hükümetin leyla zana ve arkadaşlarıyla görüşmesi neden "türkiye için çok önemli bir aşamadır"? pkk terör örgütü üyesi olan, "talabani barzani ve öcalan bizim önderimizdir" diyen teröristlerle görüşmekle, türkiye nasıl bir aşama gerçekleştiriyor? açıkça ne demek istediğini söylese "sayın başbakan", çok güzel olacak. ama söylemiyor/söyleyemiyor.
ardından sıra, meclis başkanı bülent arınç'a geliyor. 24 ekim 2004'te tbmm başkanlığı'nın resmi konutunda leyla zana ve arkadaşlarına 2,5 saat süren bir yemek veriyor. mecliste pkk propagandası yapan, pkk örgütü üyesi olmaktan hapis yatmış bu kişiler, devlet başkanları, krallar gibi tbmm başkanlığı'nın resmi konutunda ağırlanıyorlar."
3 kasım seçimleri öncesi akp'nin parti programını elinize alıp bir okuyun. "federasyon tezi"ni savunan, "türkiye'ye eyalet sistemi getirilmelidir." tadında buram buram kenan evren, dtp ve pkk kokan ifadeleri içinize sindirebilirsiniz isterseniz. diyarbakır belediye başkanı osman baydemir'in son günlerde durmadan dile getirdiği "her bölgenin kaynakları ve o kaynakların gelirleri, yine o bölgenin yerel idaresince kullanılmalıdır" sözlerinin tıpa tıp aynısı akp iktidarı tarafından hazırlanan kamu yönetimi reformu tasarısı'nda da yer alıyor. ne yaman çelişki...
halbuki sormak lazım: şu anda akp'ye, recep tayyip erdoğan'a destek veren, ya da geçtiğimiz seçimlerde akp'ye oy veren kaç kişi akp'nin parti programını eline alıp okudu, kaç kişi kamu yönetimi reformu tasarısı'na ucundan da olsa azıcık baktı?
araştırmadan, analiz etmeden, bilgi sahibi olmadan körü körüne takım tutar gibi birilerini savunmak işin kolay kısmı. öyle değil mi canlar?
bugün itibariyle, ankara cumhuriyet başsavcılığı başlattığı incelemenin sonucunda "herhangi bir suç unsurunun bulunmadığı" ve "zamanaşımı" gerekçesiyle tayyip erdoğan hakkında takipsizlik kararı çıkardığı konudur. ilginçtir, daha önce bu ifadeyi kullananlarda suç unsuruna rastlanması, fakat nedense bu şahıs zikrettiğinde suç unsuru bulunmaması merak edilesi durumdur.
bir başbakan(!)ın yapmaması gereken hata(!). eğriye eğri doğruya doğru diyemiyoruz çünkü bizim üzerimizde futbol takımı forması gibi ideoloji formalarımız var. savunduğumuz görüşün ileri geleni ulu orta açıp gösterse haklıdır değil mi? korkarız çünkü hatalarımızı kabul etmekten. erdem nedir pek nasiplenmediğimiz için ağır gelir biz geri adım atmak. hatayı "sayın" diyen değil %30 oyu götürüp bu zihniyete verenler yaptı ama çok da fena olmadı. böyle böyle yaptıkları hatayı görecek, umarım ders(!) alacaklar.
başbakan'ın "sayın öcalan" dosyası, savcılık kararına itiraz olunca tekrar açıldı.
başbakan tayyip erdoğan hakkında 'sayın öcalan' sözleri nedeniyle yapılan incelemede "zamanaşımı dolmuştur, ayrıca suç kastı yoktur" diyen ankara başsavcılığı'nın verdiği takipsizlik kararı değişti.
sincan 1. ağır ceza mahkemesi, 'zamanaşımı süresinin dolmadığı ve suç işlenip işlenmediğinin takdirinin de mahkemeye bırakılması gerektiği' gerekçesiyle kararı kaldırdı. yargılama gerekliliğine işaret edilen karar kesin nitelik taşıyor. bu nedenle takipsizlikte direnme hakkı olmayan başsavcılığın, erdoğan'ın dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle fezleke düzenleyip tbmm'ye göndermesinin mümkün olduğu bildirildi.
erdoğan'ın, avustralya'daki bir radyoda 2000 yılında yaptığı konuşmada abdullah öcalan'dan iki kez "sayın" ve şehitlerden de "kelle'' diye söz ettiği ileri sürülmüştü. dtp yöneticileri 'sayın öcalan' ifadesini kullandıkları için mahkûm edilmeye başlanınca, başta chp muhalefet erdoğan'ın sözlerini gündeme getirmişti.
erdoğan'ın konuşmalarının yer aldığı kasetleri inceledikten sonra kararını oluşturan başsavcılık, hem 'söz konusu ifadelerin suç işleme kastıyla söylenmediği, dolayısıyla konuşmada suç unsurunun bulunmadığı' hem de 'zamanaşımının dolduğu' hesabıyla erdoğan hakkında takipsizlik kararı vermişti.
fakat, ankara başsavcılığı'nın takipsizlik kararına itiraz edildi. bu itiraz da yasa gereği sincan 1. ağır ceza mahkemesi başkanlığı'nca incelenerek karara bağlandı. başkanlık, erdoğan hakkındaki takipsizlik kararını hem "zamanaşımı süresi dolmamıştır" hem de "delillerin mahkemece takdir edilmesi gerekir" görüşleriyle takipsizlik kararını kaldırdı. erdoğan hakkında yargılama gereğine işaret edilen karar, başsavcılığa gönderildi.
şimdi ne olacak?
yargı çevrelerinde şimdi ne olacağı konusunda öne çıkan görüşler şöyle:
karar kesin
takipsizliği kaldıran mahkeme kararı, itiraz üzerine verildiği için kesin: başsavcılığın direnme hakkı yok.
yüce divan prosedürü olmaz
erdoğan, soruşturulan suçu işlediğinde bakan-başbakan değildi. dolayısıyla suçu görev sırasında işlediği kabul edilemeyeceği için, bakanlarla ilgili ancak tbmm soruşturması yapılabileceğini şart koşan anayasa maddesi uygulanmaz.
fezleke şart
suç göreviyle ilgili olmadığından başsavcılık işleme yetkili, ancak halen milletvekili olması nedeniyle erdoğan hakkında yine doğrudan dava açamayacak. başsavcılığın yapması gereken işlem, dava açılabilmesi için erdoğan'ın dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle fezleke düzenleyerek tbmm'ye göndermek.
şimdi, gözler başsavcılığın ne yapacağına çevrildi. fezleke hazırlanır ve dokunulmazlığı kaldırılırsa erdoğan iki yıl hapisle yargılanabilecek. "sayın öcalan" sözleri nedeniyle dtp'li ahmet türk ve aysel tuğluk altışar ay hapse mahkum edilmişti.
başbakanınıza yargı yolunu açan suç unsuru eylemdir. soruşturma başlatıldığı zaman, ankara cumhuriyet başsavcılığı erdoğan hakkında zaman aşımı gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiş, böylece erdoğan da yaptığı yanına kalarak kurtulmuştu.
lâkin sincan 1. ağır ceza mahkemesi yapılan itiraz sonucu kararı gözden geçirdi ve iptal etti. erdoğan bu sözü söylediği sırada hükümette bulunmadığı için yüce divan'da yargılanamayacak.
ahmet türk ve aysel tuğluk sayın öcalan deme suçundan 6 ay hapis cezasına mahkum edilmişlerdi.
kesinlikle yerme anlamıyla kullanılmamış ifade. hitabet kabiliyeti süper olan bu şahsın iki tane tanımlayıcı kötü ifade bulamaması ne kadar ilginç değilmi.