istanbul üniversitesi siyasal bilgiler fakültesindeki 2.sınıfı yaşamış her öğrencinin yakından tanıdığı ve de hiç unutmayacağı
ugh dersinin hocası..
üçüncü sınıftaki
örgütler dersinde daha insaflı olduğu söylenir
*
sarı yapraklı kopuk kitabı ile allı güllü yanakları büyük bir uyum içindedir bu şahsın.cambridge mezunu olmasından dolayı aynen ingiliz soğukluğunu içinde barındırır.ingiliz tarzı uzun yakalı çift düğme takımlar giyer ve derste birşey yenip içilmesine tahammül edemez.ayrıca uluslararası hukuk'un piridir.hatta bu sene bm toplantısına türkiye'yi temsil eden heyetle birlikte katılmıştır.dersi iyi anlatır.hatta önceki senelerde tutulan notlarla birebir aynı anlatır desek yeridir.
yonja'da fan club'ı bile bulunmaktadır.
anlatılmaz yaşanır..
amfiye girer ingiliz adımlarıyla ve usulca.. kürsüye çıkar, derhal ingilizce, fransızca ve türkçe kaynaklarını kürsüdeki masanın üzerine yayar. ardından pasparlak kalemini ceketinin sol cebinden surat ifadesini değiştirmeksizin çıkartır, şık bir el hareketi ile ders föyünü imzalar. artık, ders başlamaktadır. hiçbir göz teması ya da öğrenci kitlesi ile bir diyalog mevzu bahis değildir.
her iki elini kürsüye dayar, beyaz, geriye taranmış ve kabarık, ingiliz aristokratlarını andıran saçlarına baktığımız rauf versan, kafasını aşağıya doğru yavaşça eğer ve tam 50 dakika boyunca dersini durmaksızın anlatmaya başlar.
hocaya ders esnasında soru sormak zordur, zira hocanın lafını kesmekten başka bir çareniz yoktur. nitekim kendisi, kafasını hemen hiç kaldırmamakta ve anlatımını kesmemektedir.
istanbul sbf'de, uluslararası hukuk ve uluslararası örgütler derslerini verir kendisi. bu iki dersten geçebilen öğrenci için, artık diploma önünde hemen hiçbir engel kalmamıştır.
bir de, kült lafları vardır rauf versan'ın:
-genel sökreter
-izrail
-çiiiin
-inglis
-ne ki, iş ki, velev ki
1950'lerden kopan bir kimse gibidir kendisi, ilk başlarda alışmak zordur, karikatürize bir kimsedir. (merak eden varsa, istanbul sbf'ye bekleriz.)
doktorasını cambridge university'de yapmış olması ve bu yıl, bm uluslararası hukuk komisyonu için türkiye'nin kendisini aday göstermiş olması da ayrı bir efsanedir.
tuhaf cümle kalıplarına sahip öğretim üyesidir aynı zamanda.
+ bana böyle saçma sapan sorularla gelmeyin beyefendi. (soru soran öğrenciye cevaben.)
+ bu söylediğiniz hiçbir şeyi açıklamıyor. (sorulan soruya cevap veren öğrenciye cevaben.)
+ fakat bu konu bizi ilgilendirmiyor. (zaman zaman, derste bir konuyu yarım saat anlattıktan sonra sarfettiği cümle.)
istanbul üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi'nde uluslararası ilişkiler bölüm başkanı ve aynı zamanda uluslararası ilişkiler kulübü danışman hocası olan, not konusunda sıkıntıya düşürüp yaka silktirse de şekerlikten ödün vermeyen istanbul beyefendisi.
(eto96, 17.06.2007 18:24)
bir de "meğer ki" lafı vardır ki sevgili hocamızın anlamı ancak o kadar merak uyandırır "meğer ki"nin anlamını merak edenlerin sayıca lostun sonunu merak edenlerle yarıştığı gözlemlenmiştir. çok kullanmasına rağmen bu kelimenin anlamını bilen ve nerede kullanılacağına dair fikri olan yoktur sbf'de.. sınavlarda bi kaç yerde saçma bi şekilde kullanmaya çalışsak ve rauf versan'la bi ortak payda olsun, bi samimiyet doğsun tarzı yaklaşımlarla (bkz:
köylü kurnazlığı) yakınlık kurmak istesek de ; o kadar anlamsız olur ki, bunu gördüğümüz halde "yapacak bişey yok" diyip malum sınaw çarşafını teslim ederis. sonucu söylemeye ne hacet ?
(wwonka, 01.07.2007 22:17 ~ 22:17)
istanbul siyasal'ın uluslararası hukuk profesörü.
adeta kurulmuş bir oyuncak gibi derse girip, anlatıp çıkan, derste insani yönlerini mümkün olan en alt seviyede tutmayı başaran prof.
herkes çok zorlanarak dersinden geçtiğinden yakınmakta iken ben nasıl verdiğini anlamadığım 50'yle tek seferde rauf hoca'nın dersinden kurtulduğumu söyleyebilirim. dersini dinlemek, "acaba bana ne zaman soru soracak ve verdiğim cevabı beğenmeyerek beni ne zaman bozacak?" endişesi içinde ecel terleri dökmek güzeldi."duayen"e "doyen" demesi güzeldi. "dekan" kelimesinin "baş papaz" anlamına geldiğini defalarca açıklaması da güzeldi. "yapıciiz" tarzı türk filmi tadındaki türkçe telaffuzlarına ise doyum olmazdı.
en çok hayranı olduğum, unutmadığım şey, '50'lerden kalma, 1 metrekare ebadındaki -abartmış olabilirim tabi- beyaz bez mendiliydi. kürsüde o mendili şöyle bir çıkarır, çırpar, katlamadan, buruşuk haliyle cebine tekrar koyardı ki bu da başını kaldırmadan ders anlatmaları arasında yaptığı neredeyse tek faaliyetti ve yine baş öne eğikken yapılırdı.
başını tek birşey için kaldırırdı: soru soracak zavallı bir öğrenci bulmak için. başını kaldırdığında gözgöze geldiği ilk öğrenci sorularına muhatap olmak zorundaydı. sorduğu sorunun cevabını da asla beğenmezdi ve mümkün olduğunca kibar ama bir o kadar da "cehaletinize hayranım!" mealli karşılıklarla öğrenciyi sustururdu ki yukarıda anlattığım ecel terlerinin nedeni de buydu. bu nedenle çoğu öğrenci hocanın sorularına muhatap olmamak için önüne bakardı.
siyasal'ı özleme nedenlerimden biridir de kendisi.
bir de beni çok şaşırtan ve utandıran jesti vardı kendilerinin. hoca önde ben arkada siyasal'ın kapısına yönelmiştik. cam kapıdaki -siyasalı bilen bu "marketkapısı-vari" sensörlü cam kapıyı da bilir- aksimden beni farkeden rauf hoca, benden iki-üç adım önde olmasına rağmen, tam kapıdan içeri girecekken şöyle bir geri adım atıp bana dönmüş, eğilerek, son derece şık bir reverans hareketiyle "buyurunuz!" kelimesi eşliğinde ve benim "estağfurullah hocam!"larım arasında benim kapıdan kendisinden önce girmemi sağlamıştı. yani kendisi bu derece kibar bir istanbul beyefendisidir aynı zamanda.
soru soracağı öğrenciyi işaret ederken acaip dolambaçlı yollar kullanır bir de. şöyle bir örnek vermek mümkün:
"siz sarı kazaklı bayanın önündeki beyaz tenli beyin çaprazında oturan haki gömlekli bayanın sağındaki fıstık yeşili fular takan hanımın sola dönünce görüş mesafesi içine giren gözlüklü bayanın sol yanından devamla üçüncü bayanın arkasında oturan kıvırcık saçlı bey.. siz cevaplıyınız soruciim soruyu.. "
hoca bu tarifi yaparken "ihale bana kalmasın" mantığıyla yüzüne kimse bakmadığı için, genellikle hoca dayanamayıp rastgele ve eskaza gözgöze geldiği birine de malum sorusunu yöneltebilir, aldığı cevabı yine beğenmez ve yine öğrenciyi bozup susturabilir.
zor hocadır zor.
(meramise, 25.10.2007 11:13 ~ 27.03.2009 11:21)
siyasal bilgiler fakültesinin en meşhur profesörüdür zira dersinden geçen öğrenci sayısı bir elin parmaklarını geçmez. kendisi hiç dersime girmediği halde ünü bütün fakülteye ulaştığı gibi bana da ulaşmıştır. genellikle öğrenciler odasının önünden geçerken bile dikkatli olurlar.
istanbul üniversitesi siyasal bilgiler fakültesinin alamet-i farikası hoca.beyazıt ve süleymaniyenin atmosferi ile birlikte sizi alıp 60 lara götürür.öğrenciler zamanında kendisinden şikayet etse de yıllar sonra kendisini sevgi ve saygı ile hatırlarlar.
siyasaldaki dört senelik öğrencilik serüveninizde sadece iki dersinize girer
* * ancak ikinci ve üçüncü sınıftaki bu derslerden herhangi birini geçtiyseniz eğer okulun yarısı gitmiş demektir, ilk alışta ikisini birden verdiyseniz eğer,
lese falan girin siz, çünkü okul bitmiş sayılır.
final zamanlarında pek sevilmeyen, okul bitiminde de aranılası, şahsına münhasır hukuk profesörüdür, ayrıca tek ders sınavına başvuru sebebidir.
(kaygısız, 03.02.2009 15:44 ~ 04.02.2009 16:40)
sınav kağıtlarına not vermek yerine üzerlerine "geçer" ya da "geçmez" yazardı benim zamanımda. her yönüyle klas ve aristokrat bir hocadır. son derece sert lafları da o kadar sakin şekilde ve alçak bir ses tonuyla söyler ki, bu normal bir şey mi yoksa birazdan içinden "boooööeeğkkk" diye bir yaratık çıkacak da üzerime mi atlayacak diye sordurtur insana.
osmanlı'da yunan sınır komutanı olarak görev yapan muhlis paşa'nın soyundan gelen, (torununun oğludur), istanbul siyasal hocasıdır. babası emekli idare hukuku profesörü vakur versan, dayısı ise, emekli büyükelçi veysel versan (vefat etmiştir)'dır.