bir varmış, bir yokmuş, uzun zamandır ümitsizce bir çocuk isteyen bir karı koca varmış. sonunda bir gün tanrı bunların isteğini yerine getirmiş.
bu insanların evlerinin bir penceresi acayip güzel meyve ve çiçeklerle bezenmiş olan büyücü kadının bahçesine bakıyormuş.
neyse, birgün kadıncağız büyücünün bahçesindeki bir meyveden pek bir aşermiş, "yemezsem ölürüm" demiş kocasına. bunu duyan zavallıcak, sonu ne olursa olsun, karım ölmesin diyip gidip bir tutam almış gelmiş. iyi hoşta, kadının meyveye olan isteği gün geçtikçe artmış, adamın yan bahçeye olan ziyaretleri de. bir gün yakalanmış tabii adamcağız. "seni ve karını affederim ama doğan çocuğu alırım" demiş büyücü. adam da neyapsın, boyun eğmiş.
çocuk kız doğmuş, pek de bir güzelleşmiş büyüyünce. altın gibi uzun saçları varmış kızın. büyücü onu alıp ormandaki bir kulenin tek pencereli odasına kitlemiş. ne zaman yanına gitmek isterse, "rapunzel, indir saçını gelem" demiş.
bir kaç yıl sonra, kralın oğlu aleksandır orman civarında at koştururken, kızı ve uzun güzel saçlarını görüp ona aşık olmuş. bir gece yanına çıkmış, rapunzelle sözlenmişler ve gündoğumuna kadar sevişmişler.
bu sırrın yükünü taşıyamayan rapunzel, birgün içini büyücü kadına dökme gafletinde bulunmuş ve büyücünün hışmına uğramış. kadın rapunzel'in güzelim saçlarını dibinden kesmiş. sonra kuleye viziteye gelen aleksandıra o saçı uzatmış, sonra o iyice yükselince bırakmış. yere düşen, ölmeyen ama çalı çırpı yüzünden gözleri görmez olan oğlan sefil olmuş, bir berduş gibi gezinmiş durmuş.
ta ki birgün iki çocuğun ve rapunzel'in kadife sesini duyarak o tarafa yöneldiği zamana kadar. rapunzel aleksandır'ı görünce gözyaşına boğulmuş ve gözünden akan iki damla aleksandır'ın kör gözlerini açmış.
sonrasından, rapunzel, ikiz çocukları ve yeni kral aleksandır sarayda sefahat ve keyif dolu uzun bir ömür yaşamışlar.
saçaklı hafif meşrep masal kahramanı. babası bunu seks düşkünlüğüne kep vurmak adına kuleye kapatmıştır lakin bu hırs yapıp sadece keratin sentezine ağırlık vermek suretiyle nah böyle bir saç yapmıştır. bu saçla da geceleri erkekleri gizlice odasına alıp sabaha kadar sevişmiştir. bunu öğrenen babası daha sonra saçlarını kesip yutturmuştur ona bu saçları.
emilie autumn'ın çok sevdiğim, kendine özgü ritmiyle ezgisiyle akıp giden bir şarkısı.
sözleri de şöyle,
in a courtyard
used to sing as loud as she could
locked away here
she's been quiet, lovely and good
but no one listens now
she lost her voice
she had no choice
if you sing loud and clear
someone passing by will surely hear you
no you can't be afraid
if you ever want somebody near you
if you sing loud and clear
someone passing by will surely hear you
no you can't be afraid
tore the curtain
put her hand outside of the frame
let her hair down
sat all day and nobody came
but when the sun went down
the stars came out
she heard them shout
uzun saçlı, dünya güzeli, bal kadar tatlı, bebek kadar şirin...
lakin, onca sene saçını kesemeyen bu kız koltuk altı kıllarını keser mi? koltuk altı kılları beline, kuku kılları dizine varan; bacakları benden kıllı olan bir kızın nesi güzeldir? bu nasıl tatlılık, bu nasıl şirinliktir?
bu prens milletindeki ayran gönüllülüğün tavan yaptığı bir masal.
insanı çocukluğun güzel ve düş dolu günlerine götüren sevimli masal.
kitabın kapağında altın saçlı dünya güzeli bir kız vardır, bir sınıf arkadaşının elindedir. eve gidilir, "baba bana rapunzel'i alsana" denir. baba ertesi gün yeni masal kitaplarıyla gelir. o kitaplardaki kızlar da çok güzeldir, ama hiçbiri rapunzel değildir! nerede okudum hatırlamıyorum, bir yerlerden bulmuş olmalıyım daha sonra. off ya bir rapunzel kitabı görünce alıp kitaplığa koymazsam!!! biraz sırıtacak ama napalım. içimde kalmış işte.
yıllarca o kulede kalıp o saçları ı kadar uzatıpta nasıl öyle tertemiz bıraktığını nasıl yağlanmadan kaldığını görünce beni hayretten hayrete düşüren masal kahramanı. ben saçımı o kadar uzatsam saçtaki yağdan bi vita kutusu dolar bırak o saçtan tırmanmayı kırkpınar pehlivanları gibi tuttukça kayardı o prens
prens-rapunzel sana uzun saç çok yakışır niye uzat mıyorsun?
rapunzel- rapunzel saçını uzat, rapunzel saçını sarkıt, rapunzel bi tırmanayım, rapunzel bi elini tutayım, bi öpücükten bişey olmaz, rapunzel bi kereden bişey olmaz, yemezler oğlum, hadi başka kapıya.
narin, hassas bildiğimiz prensesde de ne saç varmış, halat gibi kullanılıp, yolunmadan prensi kuleye çekebildiğine göre, tabii beyaz atlı, bizim hayalimizdekinin aksine bir pigmeyse o başka.
bir aralar beyaz bununla ilgili bir tipleme yaratmıştı. sürekli saça tırmanmaya çalışan ezik prens ve rapunzelin türk çakması rapunzeliha'nın bahçe hortumundan saçı. (bkz: rapunzeliha)
gelmiş prens kurtarmaya, bu hanım kızımız da saçlarını uzatıyor ki tırmansın lala paşa. bir defa prens dediğin en az seksen kilo, zırhla birlikte yüz yirmi çeker. yöntemin verimsizliği bir yana, koparak dökülen saçın haddi, hesabı yok bu masalda.
neden böyle? adamlar koskoca kule yapmış, asansör, merdiven, yürüyen merdiven, otis, kone, schindler, thyssen-krupp, hiçbir şey yok. neymiş? kız kaçmasın. yuh size!
prens olacak somun pehlivanında az zeka olsa, saça kirpiğe tırmanmakla uğraşacağına gider kuleyi itfaiyeye, sivil savunmaya şikayet eder, yangından korunma yönetmeliği açısından. elli metre yüksekliğinde yapıda yangın merdiveni yok lan. tesisat katını sormaya gerek bile duymuyorum artık.
o kule garanti ruhsatsızdır, diyeyim ben size. bir şikayete bakar. zabıta ekipleri gelir, mobil vinç ile alırlar kızı o saat. verirsin vincin bir günlük kirasını, bitti gitti.
uzunluğu ve işleviyle nam salmış saçlarıyla kuleye erkek atan masal kahramanı. asansör denen icadın yokluğundan istifade saçlarıyla popüler hale gelmiştir. bırak saçla sevgiliyi odaya almayı, çarşaf modası bile geçti. kökü hepimizde kızım başka numaralar bul artık. hem o kadar uzun saçlara methiyeler düzmekle vakit kaybedecek erkekler de yaşamıyor bu yüzyılda.