yaşanılabilecek en masum, en temiz, en güzel aşkı yaşamış fakat doyamadığı mutluluğunun tadı damağında, vicdan azaplarıyla kalan hayatını kendine zehir etmiş, yeryüzü üzerinde bulunabilecek en ince ruhlu karakter.
bulunduğumuz ortamda güzel giyimli bir gencin, orta yaşın üstünde alelade giyinmiş adama bağırdığını, tabir-i caizse fırça attığına şahit olursak, evvelâ bağırılan adamın suratına dimdik bakarız. o adam bizizdir zirâ. tam onun haline acıyacakken beklenmedik bir şey olur: fırça yiyen adam hayatın sillesini ayna misali yansıtan yüzüne tebessüm kondurur. o tebessüm eden biz değilizdir işte: olmak istediğimiz kişidir... tüm benliğimizle merak ederiz bu sıradışı adamın geçmişini, geleceğini.. her bir ânını... zirâ o ayrıntılarda tekamülün sırtladığı huzur vardır, aydınlık vardır...
bizi peşinden sürükleyen bu adam raif efendidir...
türk edebiyatındaki en naif karakterlerden biridir. hayattan vazgeçecek ve onu umursamayacak kadar yalnız, aşkını bir deftere yazacak kadar yalnızlığının farkında.
bu adamı tanıdıktan sonra hiç kimse göründüğü gibi değildir sözü iyice bir geçerlilik kazanıyor. böyle bir karakter barındırması sebebiyle de dış görünüşüne bakıp hakkında "bu da adam mı be" diye düşünebileceğiniz pek çok kişinin içinde aslında ne fırtınalar kopabileceğini anlamamızı sağlıyor kürk mantolu madonna isimli aşmış kitap.