anlatan spikerin birşeye benzemesi ve taraftar gürültüsü, stad ambiyansı efektlerinin gerçek olması durumunda zevk alınabilecek durum. geçen seneden itibaren ntv radyo, okay karacan ve güntekin onay ile bu iki şartı da sağlayarak dinlenesi maçlar yayınlamaya başladı. her ne kadar çocukluğumuzdaki trt radyosu'nun, pazar öğleden sonraları, tüm maçları verdiği zamanlardaki gibi nostaljik bir tat alamasak da zevklidir çay, kahve eşliğinde radyodan maç dinlemek.
(bkz: radyodan yüzdeyüz futbol dinlemek)
maça heyecan gelsin, reytinglerimiz tavana vursun diye en alakasız şeyleri yüzde yüz gol pozisyonuymuş gibi gazla anlatan radyo spikerleri yüzünden boku çıkarılan olay.
doğru mu bilmem ama bu mevzuyla ilintili olarak türkiye'de radyoda ilk futbol maçının yayınıyla ilgili bir hikaye anlatılır:
trt, radyoda ilk kez bir futbol maçı yayınlamaya karar verir fakat bunu yapabilecek herhangi bir spiker doğal olarak kadroda bulunmamaktadır. bunun için de bir güreş spikerini maçı anlatması için mikrofonun başına oturturlar. maç başlar:
90'lı yılların başlarında pazar öğlelerinde radyo karşısına geçip baba, ağbi ile beraber çay keyfi ile birleştirilen aktivite.
tarih 80'lerin sonu 90'ların başını gösterdiği yıllarda ligte oynanan maçlarınhemen hemen hepsinin aynı saate denk gelmesinden dolayı anlık gelişmelerde trt merkez stüdyolarının maç yayınını kesip diğer maça bağlanması maçlara ayrı bir heyecan katıyordu.spikerlerin kimi bezmiş kimi heyecanlı bir şekilde maçı anlatırlardı.genelde anadoluda ligin orta sıralarını ilgilendiren maçı anlatan spiker zaten kısıtlı sürelerde eline geçen maç anlatma fırsatında maç skoru ve önemli hadisleri maç bitsede gitsek havasında bildirir.üç büyükler olarak tabir edilen beşiktaş fenerbahçe ve galatasaray maçlarında ise spiker heyecanlı bir betimleme ile maçı aktarırdı. maç dinlenirken baba kanepeye uzanmış yarı ilgili bir vaziyette maça kulak kabartırken, küçük çocuk radyonun dibine çöker ,babaya yaranmaya çalışan abi ise ödev yapıyormuş triplerinde maçı dinlerdi.maç esnasında olmazsa olmaz hadise ise yiyecekler şimdi, bizimkiler sıkıştırıyor gibi klişe repliklerin sarf edilmesiydi.
her ne kadar maç yayınlarının ekrana geçmesi ile arabada veya televizyon mahrumiyeti durumlarında tercih edilen bir aktiviteye dönüşse de şimdinin milyon dolarlık televizyon endüstrisinin slow motion kamerası ve bilumum teknolojik zımbırtı ile vermeye çalıştığı maç keyfinden kat ve kat heyecanlı ve nostaljik bir tad verdiği inkar edilemez bir gerçek ama ne yazık ki gelişen teknoloji ile beraber elimizden gizlice çalınan mektupkartpostal gibi toprağa gömülen bir zevk olarak hatırlayacağız o dönemi.
bu iş, oluş, eylem, fiil, falan; trtradyo 1'den yapılmadığı, orhan ayhan'ın anlatımından dinlenilmediği, 'mikrofonlarımız merkez stüdyoda' cümlesi duyulmadığı, muhtelif şehirlerden dakika ve skor alınmadığı *, devre arasnda reksan reklam'ın leş reklamları dinlenmediği sürece, hep eksiktir, illa ki yarımdır, güdüktür.
maçı dinlerken , spikerin ''x vurdu top az farkla dışarı çıktı'' gibi anlatımlarını , televizyonda maçın özetini izlerken topun yirmi metre yukardan yukarı çıktığını görerek bir daha radyoda maç dinlememeye yemin edilecek olaydır.
yine bir şehir efsanesine göre ingilizler dinleyene kolaylık olsun, maç dinleyicilerin kafalarında canlanabilsin diye sahayı sekize bölmüşler ve bu şekilde anlatmışlar.
not: tabi ki geçmişte yapılan bir şeymiş.
not 2: radyodan yayınlanan ilk maç 22 ocak 1922 tarihinde wembley' de arsenal ile sheffield united arasında oynanmıştır. maçların radyodan yayınlanması tartışma yaratmış. sonuçta korkulan olmamış radyo yayını seyirciyi azaltmamıştır.
umudunuzun sesini dinlediğiniz spikere bağlanma durumudur. bazen sadece o ses kalır topun hangi mevkide olduğu kimin ayağında olduğu hiç ama hiç önemli değildir. sanki golü atacak ya da attıracak olan dinlediğiniz zevattır.
alışana kadar eziyet gibidir. alıştıktan sonra ise adeta zihninizdeki dev ekrana yansır bütün pozisyonlar. spikerin ses tonuna ne anlamlar yüklenir. sesi biraz yükseldi mi "mnskyim yine kaçırdı golü" gibi düşünceler geçer akıldan. bilinen statlar için atak yönü hayal edilmeye çalışılır. ayrıca bu yayınlarda standart bir taraftar sesi kaydı kullanılır fonda, arada bir goool diye bağırır o ses, gol oldu sanıp heyecanlanırsınız, halbuki rakip takımın kalecisi aut kullanıyordur. bir de gol olunca o bant kaydından gol efekti biraz geç gelir, gülümsersiniz (golu tuttuğunuz takım atmışsa tabi).. bir süre sonra televizyondan maç seyretmek ile arasındaki tek fark, golün tekrarını görememektir. güzeldir, nostaljidir.
10 yıl öncesine kadar pazar günleri, atatürk orman çiftliği'nde yüzlerce arabada yaşanırdı. ekmek arası dönerler yenir, bazılarında biralar içilir, ama radyonun sesi mutlaka sonuna kadar açık olurdu.
lig maçlarının birkaçının aynı saate gelmesi durumunda sizin tuttuğunuz takımın maçı da o maçlar arasındaysa hafif sinirlenmenize, bir hafif de heyecanlanmanıza sebep olabilecek nostaljik futbol takip sistemi. günümüzde de var ama trt hariç o eski tadı vermiyor.
bu maç yanınlarının en güzel yeri bence şurasıdır: tuttuğunuz takımın maçı vardır. bu sırada tabi başka maçlar da vardır. trt merkez stüdyosu sözü tansu polatkana yani antalyaya vermiştir. sizin takımınız ise maçını ankarada oyunuyordur.
tansu polatkanın sesi birden kesilir ve merkez stüdyolarından şu ses duyulur: ankaradayız. bu ses kalp atış hızınızı birden değiştirir. acaba bizimkiler mi attı, yoksa yedik mi dersiniz. bunu anlamak bir saniye sürer. staddan bağırtı sesleri geliyorsa yani ev sahibi takım gol atmışsa üzülürsünüz. stadda bir sessizlik varsa sevinin. şimdilik öndesiniz ama sonrasını bilemem. zira deplasmanda oynuyorsunuz.
bir zamanlar mikrofonların istanbul, ankara ve diğer vilayetler arasında fink atmasına sebebiyet veren pazar günleri öğlen saatlerinin vazgeçilmez hadisesi.
radyosporla tam bir işkenceye dönüşebilen eylem. galatasaray-austria wien maçını yolculuk sebebiyle izleyemediğimden kulaklığımı taktım maçın başlama saatinde. ama maçla ilgili hiçbir şey bilmiyorum hala. bir tane bile pozisyon anlatmadı spiker. maçla ilgili arada sırada söylediği tek şey "gol durumu olur muuuue!? hayıır" oldu. bunu dışında genellikle kurduğu cümleyi 83 kez tekrar etmesiyle geçti maç. bi de sürekli dili dolaştı ne dediğini bilemedi kendisi de maç boyunca
-bordo* 3 yaptıı!!galatasaray karşısında 3-2 yaptı durumu bordoo!! 3-2 oldu maç! bu skorla üst tura çıkıyoruz! bordo galatasaray karşısında 3. golu bulduu! galatasaray karşısında değil tabi ki panionios karşısında! 3-2 yaptı durumu bordo galatasaray karşısında ve üst tura çıkıyoruz..................................
-austria wien resmen 3. viyana kuşatmasını yapıyor galatasaray karşısında! resmen 3. kez kuşattılar viyanayı! austria wien değil galatasaray kuşattı viyanayı.austria wien adeta 3. viyana kuşatmasındaki savunmayı yapıyor galatasaray karşısında!! 3. viyana kuşatması adeta!...............................
ağzımın tadıyla bi maç heyecanı yaşatmayan bu spiker ile ilgili eylem düşüncelerimi kendime saklayarak, radyospor yönetimine "çok mu aradınız lan bunu" diye yırtına yırtına bağırmak istiyorum. saygılarımla efenim
eğer fanatik bir taraftarsanız ve takımınız oynuyorsa kalp krizi sebebidir.
öyle heyecanlı anlatıyorlar ki en basit pozisyonları bile, sanırsınız ki 90 dakika boyunca top kale cizgisini ha geçti ha geçecek.