aşağıdaki şiirle şair yönünü de keşfettiğim, hababam sınıfının babası, yazar kişilik.
gidişini anlatıyorum
sen gidiyorsun ya işine yetişmek için
saçlarını, gözlerini, ellerini
neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya
her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak
termometrede yükselen çizgi
kimbilir nerelerde soğuyorsun
senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
insan insan bakan gözbebeklerin
beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder
ne gelirse onlardan gelir bana
çalışma gücü yaşama direnci
mutluluk gibi kazanılması zor
mutluluk gibi yitirilmesi kolay
bir açarsın ki mutluyum
bir kaparsın ki herşey elimden gitmiş
kıyıda köşede bulduğum bir şiiri şöyle (kopyala yapıştır değildir):
körüz biz
ne varsa otu ot çiçeği çiçek yapan
tanyerinden söken umut ışığı
sizin olsun çekik gözlü kardeşlerim
aydınlıklar sizin olsun körüz biz
bakmayın gözlerimizde yansıyan yıldızlara
göremeyiz ateşböceklerini biz körüz
çakıp sönen deniz fenerlerini uzak kıyılarda
bir bulut ne zamandır üstümüzde
yurt genişliğinde bir bulut kurşun ağırlığında
nilüferler sularımızda açar mevsimsiz
dolanır ayaklarımıza boğum boğum
yapraklarında iri leş sinekleri uçuşa hazır
göz göz oyulmuş gözlerimiz biz körüz
göz çukurlarımızda radarlar fırıl fırıl döner
körüz el yordamıyla yaşıyoruz bu yüzden
yeni körler peydahlarız uyur uyanır
ayak altında ezile dursun karınca sürüleri
ezenlerle bir olmuşuz yaşıyoruz ne güzel
çizme onlardan içindeki ayak bizden ne iyi
körüz biz kör uçuşlara açmışız toprağımızı
ha düştü ha düşecek çelik gagalardan
mantar mantar açılan tohumlar sıcakta
gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana
ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan
körüz göz bebeklerimize mil çekilmiş mil
acımasız bir namlu şakağımızda soğuk
tetikte kendi parmağımız yabancının değil
savaş sonrası sayımlarda
şu kadar ölü, şu kadar yaralı
kadın, erkek sayısız kayıp...
elden ayaktan düşmüş
geride bir o kadar da sakat,
o kadar günleri anımsayalım diye...
zorumuz ne, insan kardeşlerim,
amacınız kökümüzü kurutmaksa,
yetmiyor mu tayfunlar, taşkınlar,
bunca aç, bunca sayrı, kırım, kıyım,
sayısız işkence kurbanları...
en kötüsü,
güngünden başımıza inen bu gökyüzü!
bu toplanıp dağılmalar ne oluyor
yüksek düzeylerde?
neden alçakgönüllü değilsiniz,
sözünüz mü geçmiyor birbirinize,
hangi dilden konuşuyorsunuz?
barışsa eğer istediğiniz
uçaklardan başlayın işe
önce çirkinleşen savaş uçaklarından...
ya insanları bir yana bırakıp
sivrisineklerin kökünü kurutun
ya da bataklıkları!
sonra geçin kara sineklere!
ne kadar da çoğaldılar son sıcaklarda
yer gök tüm karasinek,
yaşamımızı karartmak için.
bir güç denemesi yapsanız da,
onların yaşamını siz karartsanız!
yoksa siz de mi barıştan yanasınız,
onların özgürlüğünden yana?
kolay değil, barıştan yana olmak
özveri gerek yüksek düzeylerde.
gene de bir nedeni olmalı, diyorum.
bu toplanıp toplanıp dağılmaların.
phantom'ların pazarlanması değilse
denizaltıların sığınmasıdır
dost limanlara
ya sağcı gerillaların barındırılması...
ah uzak görüşlü yetkililer,
bıraksanız da büyük sorunları bir yana,
biraz da ulusunuz için...
halkınız için konuşsanız
çocuklarınız için...
kökleri kuruyup gitmeden!
rıfat ılgaz
memleketi olan kastamonu'da komünist damgasıyla yakalanmış, türlü işkenceler görmüş ve boynuna, bileklerine zincirler vurularak şehir halkına ibreti alem için teşhir edilmiş, yaşadığı işkenceleri karartma geceleri adlı romanında kısmen değiştirerek anlatmış büyük usta. karartma geceleri romanı daha sonra yusuf kurçenlitarafından sinemaya uyarlanmış ve işkence sahneleri yüzünden sansüre uğramıştır.
ömrünü halkının refahı ve ülkesinin gelişmesine adamış, toplumsal gerçekçi anlayış ile mizahı aynı potada başarıyla eriterek çok değerli eserler vermiş, öğretmen, şair , yazar, edebiyatçı, sözcüğün en derin manasıyla adam. "toplumculuğu benimseyip de nazım hikmet'in etkisinde kalmayan ya da en az kalan iki üç şair varsa, bunlardan biri ılgaz'dır. ılgaz daha çok orhan veli'ye yakın düşer. ancak orhan veli halk gibi olmaya özenir, ılgaz ise halktan biridir." der sivas katliamı'nda şehit edilen en yakın arkadaşı asım bezirci. nitekim kendisi de bezirci'nin ardından, kısa bir süre sonra hayata gözlerini yummuştur.
aydın mısın
"kilim gibi dokumada mutsuzluğu
gidip gelen kara kuşlar havada
saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
tabanında depremi kara güllelerin
duymuyor musun
kaldır başını kan uykulardan
böyle yürek böyle atardamar
atmaz olsun
ses ol ışık ol yumruk ol
karayeller başına indirmeden çatını
sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
alıp götürmeden büyük denizlere
çabuk ol
tam çağı işe başlamanın doğan günle
bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
her satırında buram buram alın teri
her sayfası günlük güneşlik
utanma suçun tümü senin değil
yırt otuzunda aldığın diplomayı
alfabelik çocuk ol
yollar kesilmiş alanlar sarılmış
tel örgüler çevirmiş yöreni
fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
benden geçti mi demek istiyorsun
aç iki kolunu iki yanına
korkuluk ol"
şiirde
"önce şiirde sevdim kavgayı
özgürlüğü kelime kelime şiirde
mısra mısra sevdim yaşamayı
öfkeyi de sevinci de
senin ışıklı günlerin
benim iyimser dostlarım
hepsi hepsi şiirde
ne varsa yitirdiğim
bütün bulduklarım şiirde
kafiyeden önce gelen
sevgilerimiz mi sade
sürgün de var
hapis de
...
...."
sınıf
"bizim kadar feyzi hoca da
yaka silkerdi kadıoğlu'ndan;
kime çekmiş derdi, bu yezit...
öyle ya, iyi adamdı babası,
kapısı açıktı otuz ramazan
memleketin ileri gelenlerine.
alikıran, başkesendi, sınıfta,
lafı ağzımıza tıkar
zorla dinletirdi, ineklerinin
kaçar kova süt verdiğini,
motorlarının gülcemal'i
nasıl geçtiğini, çaltıburnunda.
ve sen, gözünü budaktan esirgemeyen
halil'im,
kıyı kıyı kaçardın sohbetimizden.
yemek paydosunda bizden saklı
bir baş soğanı yoldaş ederdin
saçta pişmiş mısır ekmeğine.
her salı
sergi açardın cami önünde,
tuz satar, yumurta toplardın
gümrükçünün hesabına.
biz aynı gün hesaplardık hocamızla
şu kadar bin liranın ne getirdiğini,
şu kadar senede.
ertesi gün karşımızda kıvırırdın
yarım ekmekle, çarşı helvasını,
benim yumruğuna sıkı halil'im
çekerdin sineye kadıoğlu'nun
yakası açılmadık küfürlerini;
tuhaf gelirdi uysallığın,
nerden bilecektim onların çiftliğinde
babanın yanaşma olduğunu..."
70 küsür yaşında bile nedensiz nezarete atıldığını, sivas katliamında yakın dostlarını kaybettikten yalnızca 5 gün sonra muhtemelen kahrından öldüğünü düşündükçe içimi acıtan mizah anlayışı, kalemi kuvvetli yazar.
bir ummandır rıfat ılgaz.
ahmet arif'in abi diye bahsettiği, mektuplaştığı üstad.
"yoklama defterinden tanımadım sizi,benim haylaz çocuklarım
sınıfın en devamsızını bir sinema dönüşü tanıdım koltuğunda satılmamış gazeteler" diye başlayan şiiri (bkz: sınıf) ile müthiş bir duygu yaşatır size. toplumcu şiirleri mükemmeldir.
az ve öz roman yazmıştır. karadenizin kıyıcığında romanında recep olursunuz, fırtınaya tutulan takanızdan don gömlek, yarı ölü çıktığınız kıyıda hayata tutunmaya çalışıyorsunuz.
hababam sınıfında ayrı bir coşku yaşıyorsunuz.
hapishanede alparslan türkeşle tanışması da ilginçtir.