uyanmak istemez insan tabi böyle bir durumda. uyandıran kişiyede kim olursa olsun ağız burun girişme potansiyeli çok yüksektir. bir de uyanınca çok pis göt olur insan.
önce gevşeyerek, gülümsemeye başlar insan. sonra rüyanın o hayalı ve büyülü atmosferinin farkına varır. rüyada rüya gördüğünü anladıktan sonra ya hayallere devam eder yada gözlerini açıp çıplak gerçekle yüzleşir. oysa sevgiliyi uzun zamandır göremeyen biri için hiç bitmemesi o kadar güzel olur ki.
bazen de rüyadan uyanınca ağlamaya başlar insan. gerçek bi tokat gibi iner ve yanında değildir sevdiğin daha fazla. öyle salakca ağlarken yine sızar; ama rüya da ne özlem gidermek vardır artık ne de sevgilinin şefkat dolu yüreği...
rüyada özlem gidermek 2 şekilde olabilir:biri ölen bir yakınını çok özlemiş olabilirsin ve rüyana girip özlemini biraz da olsa giderebilir ve uyandığında en büyük hayal kırıklığı olur ikincisinde ayrıldığın sevgilini görrüsün ki en güzel rüyandır uyanırsın ağlarsın uyanmazsın yine ağlarsın
uyandığınızda bu bile iyi geldi diye sevinirsiniz ama bide rüyaymış yaa diye hayal kırıklığına uğramak vardır... eğer rüyanızda hasret giderdiğiniz kişi hala hayattaysa, rüyalara bırakmamak lazım hasret gidermeyi...
..çok özlemişsindir, kokusu burnunda tütüyordur, sarılmak istersin, sıkı sıkı sarılıp da bırakmamak istersin..için gider, belki de onun yanında olduğun halde yine üzülürsün..yeniden kaybetmekten korkarsın, zorla kazanılmış anın değerini çıkarmaktansa, yine gelecek kaygısı kaplar içini..kalbin hızla çarpar.. zamanı durdurmak, sonsuza kadar onun yanında kalmak istersin..
sonra zamanı yavaşlatabildiğin ve durdurabildiğini farkedersin..
ve o an; sınırların dışına çıkmış; hayallerine dönmüş olursun..uyanmışsındır..kendine gelmen fazla uzun bir süreni almaz, tekrar uykuya dalıp da aynı rüyaya görmeyi istemek kadar çaresiz ve bir o kadar da umutsuz olmamak istersin..belki telefon eline alır, saati umursamadan aramak istersin onu..seni düşünüyordum diyebilmek için...
zaten çok uzakta olup da artık ayrılmak gerek lafını duyduğunuzda dünya başınıza yıkılır ya.günlerce etkisinden kurtulamazsınız.therion konserine gidersiniz.o kadar duygusal gelir ki en gaz şarkılar bile...sonra gidersiniz.gece saat 4 olmuştur.bir mum yakıp ne dinlesem diye düşünürsünüz.en iyi, kazım koyuncu anlatır derdinizi."terkedip gittin beni,allahından bulasın.kimse almasın seni,yine bana kalasın..." dayanamaz içersiniz bir şişe.yerdeki minderin üzerinde uyursunuz.bir ara kendinizi çek-yata sürüklemişsinizdir,hatırlamazsınız.rüyanızda çağırır sizi en sevdiğiniz yere-yazlık mesela.rüya bu ya,ışınlanırsınız yazlıktaki eve.herşey o kadar sürreel olmasına rağmen o kadar gerçekçidir ki...o soğuk taşın üzerinde yatarsınız öylece.sonra "hayat sensiz çok zor" der.o anda gözünüzü aralamaya başlarsınız.yüzünüzü yakan gerçek güneştir ve aslında onunla hiç bir aşkın yoktur ve hala çok uzaktadır.dayanamaz ve dolaptan bir bira daha çıkarırsın.bütün gününü rezil edeceğini bile bile.hafızan silinmiştir adeta.yine bir cd koymak istersin müzik setine."şehir" albümünü seçersin bu sefer."yalnız şarkı"yı açarsın hemen.harun "uyanınca üzülme,gerçek bu işte" der.sanki sen o lafı ilk defa duyuyormuşsun gibi yeniden için cız eder.yine ağlamaya başlarsın.ne zaman biteceğini de kimse bilemez...
yıllar geçmiştir üzerinden, ulaşamamışsındır, dokunamamışsındır,en sevdiğiniz şarkıyı söyleyememişsindir gözlerine baka baka.. zaman sizi eskitmiştir belki de, herkesin unuttuğunu bilmişsinizdir, belki o bile unuttu demişsinizdir içinizden hatta, burnunuzun direği sızlar adını andığınızda. rüyalarda dersiniz, rüyalarda buluşcaz biz. ama o hep onu beklediğiniz ruyalara gelmez, ya da gözünüze bir gıdım uyku girmez. üzülmek fayda etmez, inancınızı korursunuz, bir de dua edersiniz, nolur göriyim diye. zaman geçer, bunalırsınız, hayatın karmaşasına salarsınız siz de kendinizi, derken bir gece rüyanızda belirir, sarılırsınız ona doya doya, özledim demek istersiniz, onu kırıcak hüzünlendirecek her sözden sakınırsınız, bakarsınız ona uzun uzun, bu rüya hiç bitmesin dercesine. uyanırsınız, yanaklarınız ıslanmıştır, ağzınızdan tek bi cüme dökülür:
teşekkür ederim sevgilim.
sevdiğiniz sımsıkı sarılınca o basıncı hissedemeyeceğinizden, annenizin göz yaşları ıslatamayacağından öperken yanaklarınızı, okşarken yüzünü babanın sakalları batmayacağından, sevgilinin öpülen yanağının sıcaklığı geçmeyeceğinden dudağa, eller her zaman ki gibi hızlı çakılınca dostla hafif acımayacağından bi boka yara(ya)mayacak olaydır. kendimizi kandırmaya sanırım gerek yoktur. özlem ciddi bir iş olduğundan nafile bir vakadır. çocuk gibi avunmaktansa adam gibi özlemek daha makbuldur.
sadece rüyanızda iken yakınınızda görebileceğiniz kadar uzakta (ölü ya da diri) olan sevdiklerinizi görebilmeniz için bilinçaltınızın size oynadığı ufak, tatlı, çok acı oyun. o kadar uzakta olanı ancak bu şekilde yanınızda hissedebileceğinizi bildiğiniz için bu hem üzen, hem de mutlu eden oyun için bilinçaltınıza kızamaz hatta içten içe teşekkür edersiniz bu hediye için.
uzaktakine duyulan özlemi bu şekilde dindirebilirsiniz, giderebilirsiniz. ama genellikle tersi olur; özlem giderilmez, aksine büyür.
ayrı kalan sevgililerin başına sık gelen, sabah uyandığında insanın yüzünde garip bir tebessüm bulunmasına yol açan olay. uyanıldığında ise durum sevgiliye anlatılıp kalbinden bir cız sesi duymasını sağlamak ve karşılıklı gözyaşı dökmek adettendir, hoştur...
binersiniz bir gemiye. açılırsınız kıyıya hiç bakmadan. yelkenler fora der gönlünüz. avucunuzda dünden yapışmış izler görürsünüz. izlersiniz. denizin üzerinde ne güneşi beklersiniz, ne birini. o an sadece ayağınızın takıldığı köşeleri çizersiniz geminin en ucunda. her vurduğunuz kalem darbesi yolculuğunuzda bir teli oluşturur. saatleriniz geçer. teller özlediğinizin kimyasını çıkarır size... dokunmak istersiniz... sabah...
onu öyle bir görürsünüz ki elini tuttuğunuzda parmaklarını hissedersiniz. o kadar uzaktır ki sizden, yalnız rüyalarınızda dokunur arzuladığınız ama ulaşamadığınız o sevginin eli...