filminin çekilmesi için büyük bir bütçeye gereksinim duyulan ve konusu gereği çok geniş bir kitleye hitap etmeyeceğinden film konusunda sürekli pürüzler çıkan fantastik kitap. çok güzel
osmanlı motifleri için kimden yardım alırlar bilmem ama wachowski biraderlerin bu kitabın filmini çekmesini istiyorum. (bkz: buradan yetkililere sesleniyorum) mustafa altıoklar da kendine karı kız yiyecek başka film bulsun bu hikayede fazla yok zira.
yeniçeriler kapıyı zorlarken uzun ihsan efendi hala malum konuyu düşünüyor fakat işin içinden bir türlü çıkamıyordu rendekar doğru mu söylüyor düşünüyorum öyleyse varım oldukça makul fakat bundan tam tersi bir sonuç varolmadığım bir düş olduğum sonucuda çıkar:düşünen bir adamı düşünüyorum.düşündüğümü bildiğim için ben varım.düşündüğünü bildiğim için düşlediğim bu adamın da varolduğu biliyorum.böylece o da benim kadar gerçek oluyor.bundan sonrası daha hüzünlü bir sonuca varıyor.düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum.öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor o gerçek ben ise bir düş oluyorum.kapı kırıldığında uzun ihsan efendi kitabı kapadı.az sonra başına geleceklere aldırmadan kafasından şunları geçirdi.dünya bir düştür.evet,dünya...ah!evet,dünya bir masaldır.
kitabın arka kapağında yazan kısım.sanırım kitabın güzelliği hakkında bir ipucu olmuştur
gerek kurgusuyla, gerek olay döngüsüyle, gerek kullanılan dilin, olayların geçtiği zaman üzerinde zerre sırıtmaması itibariyle bahsi geçen övgüleri sonuna kadar hakeden kitap.. ihsan oktay anar'ın yazdığı her romanda o zamanın dilini kullanması da merakımı celbetmiş, bir araştırma sonucu mu oluşuyor, yoksa uzun süredir bu dillere haiz mi diye düşündürmüştür beni..
gerçek manasıyla ilk türk fantezi romanı diyebileğimiz bir ihsan oktay anar lütfudur bu. olur ya bir gün yönetmen olursam gidip telif haklarını alacağım ilk romandır. hiçbir türkün böyle bir yapıtı yüzüne gözüne bulaştırmasına izin veremem, en azından kendim bulaştırır sonra da intihar ederim.
efrasiyab karakteri kitaptan aklımda en fazla yer eden karakter ve olaydır ki uzun ihsan'dan bile daha yüce bir karakterdir kendisi..
daha yeni çıktı ama ben yine de ihsan oktay anar'ın daha da yeni bir kitabını dört gözle bekliyorum yine.. izmir'e gider gitmez tanışıp tebrik etmek istediğim de bir insandır kendisi..
görürseniz selamımı söylersiniz.
ayrıca uzun ihsan efendi'nin dünya atlası'nı çıkarırken kullandığı yöntem, piri reis'in dünya haritasını çıkarırken kullandığı yöntemle aynı olabilir gibi geliyor bana. piri reis şurup içmemiştir gerçi.
türk romanında dönüm noktası. olağanüstü kurgulanmış ve detaylarla birbirine harika bağlanmış bir eser. romanda sıkça bahsedilen iki aleti gözünüzde canlandırmak bile düşünsel açıdan sizi alıp biryerlere götürüyor. kaldı ki tamamında anlatılan felsefeyi irdelemeye kalkıştığınızda daha da bir uzaklara gidip sevgili ihsan oktay anar'a hayran kalmamak elde değil. periyodik olarak okunası bir roman. yazarın tüm kitapları şahsımca şaheser olmakla beraber bu romanın yeri ayrı. *
(bkz: amat)
(bkz: kitab-ül hiyel)
(bkz: efrasiyab'ın hikayeleri)
itusozluk, mercan dede ile ilgili sitelerde mercan dede lakabının bu kitaptan esinlenerek konduğu söylenmiş. satır satır hatırlıyor değilim ama bu kitapta böyle bir karakter yok sanırım; kitab-ül hiyel'de var ki zaten söyleşilerde de arkın, kitab-ül hiyel'den aldığını söylemiş. bazı internet sitelerinde ise bu söyleşi verilirken kitab-ül hiyel'in yanına parantez içinde puslu kıtalar atlası yazılmıştır ki bu durumu anlayamadım.sonu
insanı hem üzen hem de mutlu eden bir kitapmış bu. bu kitapla geç tanıştığım için üzülmekle beraber uzun süredir bir kitaptan bu kadar tat almadığımı söylemeliyim. konsepte uyması açısından bu kitabı okurken insanın ottoman empire tshirtü giyesi geliyor.
çok fazla bilmediğim eski türkçe sözcük içerdiği halde okurken hiç de sıkmayan, aksine kolay anlaşılan muhteşem bir kitap. okurken her satırda ihsan oktay anar'a hayran kalmamak mümkün değil.
bu romanı okuyanlara naçizane tavsiyem hiç vakit geçirmeden amak ı hayal adlı romanı okumaları olacaktır. zira ihsan oktay anar'ın hayal gücü ile ilgili düşünceleriniz değişebilir.
ilk sayfasında birkaç arapça ve osmanlıca kelimeden dolayı ilk bakışta okuyucuya garip gelebilecek ama sayfayı çevirir çevirmez kitabın her satırını zevkle hayal dünyamıza sığdırabileceğimiz muhteşem bir eserdir. aşina olmadığımız kelime kullanımı en çok ilk sayfada kendini hissettiriyor ama diğer sayfaya geçtiğimizde sanki bambaşka bir dünyaya giriyor insan. gerek kurgusundan gerekse karakterlerin canlılığından kişinin kendini kitabın son sayfasını okuyor bulması çok büyük bir olasılıktır.
ilk sayfada karşılabileceğimiz birkaç kelime:
cühela: bilgisizler
livata: erkekler arasındaki cinsi sapıklık
tarraka: gümbürtü
salimen: güvenle
itikad: düğümlenip kalma, inanma
*sözcüklerin anlamları osmanlıca-türkçe sözlükten yazılmıştır.