bir kişinin işlediği suç sonrası ne toplumun, ne devletin ne de hukukun sesini dinlemesi; daha öte, çok daha derin olan “
vicdan sesi”nin yükseldiği romandır. bir kişinin işlediği suç sonrası vicdanıyla hesaplaşmasının mahkemesidir bu eser.
hukuk bir kenara itilmiştir, insanlık adına
suç kelimesi vicdan denilen mahkeme salonunda yargılanır.
hukuk eğitimini yoksulluğu nedeniyle bırakmak zorunda kalan raskolnikov, borçlu olduğu, insanları yediğini düşündüğü ve en önemlisi ‘yaşama dair bir amacı’ olmayan tefeci bir kadını öldürmek için kendine kurban seçer. ona göre eğitimini tamamlayıp topluma faydalı olmak tefeci, toplumu sömüren ve işe yaramaz bir kadının yaşamasından daha iyidir: toplumun yararına olacaksa yasalar çiğnenmelidir…
suç işleyen insanı, toplumun değil aslında kendisinin, vicdanının yargıladığı gerçeği sindirilmiştir tüm satırlara. raskolnikov’un cinayetin işlendiği yere dönmesi ve itirafı bunun en büyük delilidir. bir dava vardır ortada ve bu kişinin sadece içinde yaşanan davadır.
romanın en sevdiğim yönü psikoloji kokması, insan psikolojisinin analizini tüm boyutlarıyla sergilemesidir.
“
id ego ve
süper ego” kavramları ilk kez bu romanla can bulmuştur.
raskolnikov’un işlediği suç onun “id”i, pişmanlığı ve vicdanın sesi ise “süper ego”sunu temsil eder.
vicdanının suçlusun hükmünü vediği raskolnikov aslında bambaşka bir kişidir. parası olmamasına rağmen annesinin çok zorlanarak gönderdiği parayı dahi yoksul bir kadının ölen, sarhoş kocasının masrafları için harcar.
ailesi tarafından fuhuşa itilen sonia’ya aşkı da vardır….
suç ve ceza, fyodor mihayloviç dostoyevskinin olgunluk dönemi eseridir. onun yaşadığı epilepsi hastalığı diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserde de ortaya çıkmıştır.
herkesin mutlaka okuması gerektiğine ve bize, vicdanımıza ait sızılar bulacağımıza inandığım bir şaheserdir.