passive bayıldığım konudur. çok zevklidir. öğrenmeye başlarken, reportedla passive'in dönüşümlerini çok defa birbirine karıştırmışlığım vardır. ne alaka tabii ama karışıyodu işte
ingilizcenin önemli konularındandır, gazete okurken çok işinize yarar.
pratikte tekrarlanmadan asla anlaşılacağını düşünmüyorum ama öyle formülünü ezberle geç demekle anca orda kalırsın.
passive öğrenilmeden ingilice öğrendim denilemez. ingilizcenin temel taşlarından biridir. s....r edilicek bi konuda değildir. öyle düşünen dilden uzak dursun mümkünse. (hocalar da dahil)
bazen konuşurken bu tip cümle kurmaya çalıştığımda başardığımı görünce feci seviniyorum ama çabuk geçici oluyor. ulan ne gıcık bir tense bu ya, kafanda cümleyi planlıyorsun araya da 2 tane that who while falan ekleyim diyorsun konuşurken bi bakmışsın ki kafan anyada ağzın konyada. zaten okullarda falan pek üstüne düşülmez bu yüzden genelde bu tip cümleler writing kısmına yazılır fakat speaking de çuvallanılır.
öğrenilmesinin zor olduğunu söyleyenlere pek de anlam verememekteyim çünkü gerçekten mantık olarak son derece basittir aslında. diğer passive'lerden hiçbir, evet hiçbir farkı yoktur.
present perfect passive ====> özne + has/have been + fiilin 3. hali
örnek cümle: it has been done
mantık?
diğer passive tenselerde mantık neyse bunda da odur: özne + to be + fiilin 3. hali
sadece değişen kısım "to be" fiilidir.
geniş zaman yapacaksanız "am/is/are"
past yapacaksanız "was" ya da "were"
gelecek yapacaksanız "wiil be" ya da "am/is/are going to be"
present perfect ise "have/has been"
past perfect yapacaksanız "had been"
can, may, vs. ile karman çorman bir şeyler çıkaracaksanız emmeye de gelir gömmeye de: "may be", "might be", "may have been", "could have been", "would have been"...
ingiltere kraliçesi dışında kimsenin kullandığını sanmadığım tensetir. geçmişte başlamış da günümüzde de etkisi sürüyormuş bir de üstelik olayı gerçekleştiren özne belli değil. (bkz: patlıcan da koy türlü olsun)