kısaca modernizm sonrası. modernizm temel ilkesi olan akılcılığın bir kenara itilmesi. hayatın her alanında kendisini göstermiştir. mimarlık için modern kalıp "less is more" derken postmodern kalıp "less is bore" der.
"her şey uyar" (anything goes) gibi bir estetik anlayışı vardır. derindir öyle de incelenmesi gerekir.
modernizme bir tepki olarak ortaya çıkıp 1950'lerden itibaren yaygınlaşmaya başlayan postmodernizm 1980'lerin başlarında önemli bir kavram olmuştur.aydınlanma çağı bilime, akla duyduğu sonsuz güven dolayısıyla bilim aracılığıyla insanların her sorununu çözmeyi adeta onlara yeryüzünde bir cennet kurmayı vadetmiş ama birçok gelişmeye rağmen açlık, savaş, yoksulluk, baskılar gibi sorunlar aşılamamış yani bilim her derde deva bir olgu hâline gelememiştir. bu da akla, bilime uygarlığa bir güvensizlik oluşturmuştur.postmodernist söylem kısaca şöyle açıklanabilir;
genel geçerlik iddiası taşıyan önermelerin reddedilmesi, dil oyunlarında, bilgi kaynaklarında, bilim adamı topluluklarında çoğulculuğun ve parçalanmanın kabul edilmesi, farklılığın ve çeşitliliğin vurgulanıp, benimsenmesi; gerçeklik; hakikat, doğruluk anlayışlarının tartışılmasına yol açan dilsel dönüşümün yaşama geçirilmesi, mutlak değerler anlayışı yerine yoruma açık seçeneklerle karşı karşıya gelmekten çekinmemek; korkmamak; güvensizlik duymamak gerçeği olabildiğince (sonsuz) yorumlamak, belli bir zaman ve mekânın sözcüklerini kullanmak yerine gerçekliği kendi bütünlüğü özerkliği içinde anlamaya çalışmak, insanı ruh- beden olarak ikiye bölen anlayışlarla hesaplaşmak, tek ve mutlak doğrunun egemenliğine karşı çıkmak...
yeditepe üniversitesi'nde 19.04.04 16:00 itibariyle başlayan ve 17:00'da biten doç.dr.füsun akatlı'nın humanities 102 dersi için verdiği konferansın konusu.****
yerel olanı koruma iddiası olan, ancak bunu yaparken yerel-genel herşeyi aynı kalıba sokmayı başarabilen günümüzün moda düşünce akımı.baudillard nihilizme yaklaşan temsilcileri de olmakla beraber, geleceğin yeniden kurulabileceğini iddia eden mouffe ve lacklau gibileri de vardır.
tutarlı olma iddiası taşımayan bir akım. tutarlı olmak evrensel bir iddiadır ve postmodern düşüncenin imzalarından bir tanesi de evrensel iddiaların geçersizliğini kabul etmektir. yanlış bile değildir.
postmodern insan bir defa tutarsız olmayı kabul edince, aslında birbiriyle çelişen hatta tamamen zıt iki iddiayı da savunabilir hale gelir. herşeyi iddia edebiliyor olmak doğal olarak hiçbir şey iddia etmemektir de diyebiliriz. (bkz. her şey maviyse hiçbir şey mavi değildir argümanı). hiçbir şey iddia etmeyen bir görüşün temsilcisini ne sıfatla kendime muhatap kabul edip onunla tartışabilirim ki?
akılcılıktan vazgeçtiğimizi, postmodern düşünceyi eleştirmeye değer bulduğumuzu kim söyledi? dünya düşün tarihinde her zaman ortaya çıkabilecek tutarsız ve yeni bir şey söylemeyen akımlardan birisidir. gerekli sosyal, ekonomik ve kültürel şartlar oluştuğu için taraftar bulmuştur. bu kadar.
günümüz dünyasını anlamak istiyorsak elbetteki postmodernizmi anlamalıyız. ama bu, ona karşı çıkarak onu meşru kılmayı da gerektirir mi bilemiyorum.
bir görüşe göre postmodernizm modern sonrası bir durumdur, diğer taraftan yeni bir felsefe,düşünüştür, modernizme tepkidir,onu yıkar, anlatılarına karşı çıkar fakat yerine birşey koymaz. postmodernizmde 'büyük anlatılar' reddedilir, söylem çoğulluğu benimsenir, modernizmin bilime ve akla dayanan genel geçerlilik anlayışına karşı çıkılır, farklılık ve çeşitlilik vurgulanır. modernizmde karşı çıktığı öğretileri yıktığı gibi yerine bir öğreti getirmez, bunu yaparsa reddettiği şeyi kendi yapacaktır, bu da çeşitlilik ve farklılığı savunan kendi söylemine terstir çünkü postmodernizm 'büyük anlatıları' değil geniş bir yelpazede mikro söylemleri savunur,yerelleşmeye vurgu yapar bu söylemler kendilerini ifade etme şansı bulacaktır fakat hiçbiri önplana çıkmayacaktır.feminizm, mikro milliyetçilik postmodern öğretide öne çıkan,kendini ifade alanı bulan akımlardr.
modern olan her şeye karşıt olma manasında çıkmış olmalıdır. özellikle sanayi devrimi sırasındaki çaprık yerleşme, insan haklarının hiçe sayımı, tamamen iş gücüne bağlı üretim mantığı ve kaliteden çok üretimdeki çokluk ve kar etme olguları bu akıma sürüklemiştir insanları. akım, aslında; bayağı kalitedeki sanat eserlerini(ürün derken herhangi bir alandaki üründen bahsedilir) eski kalitesine ve yaratıcılığına dönüştürmek amaçlı hareketler içermekte.
sonraları abartıldı bu olaylar. kafasından bir şey sallayan "aha bak çok değişik bir şey yaptım, ne kadar yaratıcıyım, postmodern oldum." diye ortaya çıkıyor, kendini çok elit göstermeye çalışıyor. hiç hoş değil.
bir buzdağı misali, gerçekliğinin küçük bir bölümünü sanat aracılığıyla gösteren, aslında hiç de göründüğü kadar masum olmayan, toplum yaşamında özellikle ticarette tüketim ve imaj çılgınlığını başlatan, yaşadığımız çağı tanımlayıp oluşturan felsefe akımı.
eco modernsonrası için "nerede duracaklar bilmiyorum; cervantes e kadar indiler, yakında homeros a da modernsonrası diyecekler sanırım" dediği akım. gördüğünüz gibi modernsonrasını değil, onu yorumlayan insanları eleştirmekte eco. pek de iyi yapmakta.
düzeltme ve özür;
çok pis sallamışım, cervantes i nasıl uydurdum kendim bile anlayamadım. gerçi don kişot da alıntıda ki tarihi düzenin içinde ama yine de o nun anlatımında gerçekten de modern-sonrası öğeler bulunmakta sanırım. ulu cervantes daha modern olmadan sonrasına geçebilmiş.
alıntının tamamı şudur;
"ne yazık ki, "modernizm-sonrası" her işe yarayan bir terimdir. bugün bu terimin, kullananın hoşuna giden her şeye uygulandığı eğilimindeyim. öte yandan, bu terimi geriye doğru kaydırma eğilimi varmış gibi görünüyor: önce, son yirmi yılın bazı yazar ve sanatçılarına uygulanmış gibi görünüyordu, gide gide yüzyıl başına vardı, sonra daha da geriye gitti, yürüyüş sürüyor, yakında modern-sonrası sınıfı homeros a gelip dayanacak."
postmodernizm , modernizmin aşırı derecede akla ve mantığa dayalı kesin olduğu sanılan fizikte herşeyi açıklayabildiğini iddia eden köklü teorilerinin fizikteki yeni çıkan akıl almaz teoriler (kaos kuantum,einstein'in görelilik teorileri ve belirsizlik ilkesi gibi) tarafından yanlış olduğunun gösterilmesi ışığın hem dalga hem madde özellik gösterdiğinin ispatlanması gibi şeyler sonucunda bütün kesin olduğu düşünülen teorilerin ve bilgilerin yeniden sorgulanması belli kalıp düşüncülerin alt üst olması sonucunda ortaya çıkmıştır ve gittikçe yaşamın her alanında kendini göstermektedir şu anda. mesela bu sözlük post-modern bir oluşumdur. insanın kendi kendisi de dahil, kendi içinde bütünlüğü olan kutsal sayılan fikirlerle, idelojilerle alay ederek şizofrenik bir bölünme geçirmesi post-modern bir durumdur. ayrıca modernizm sürekli yıkıcıdır hep bir üst model çıkarır ve öncekini yıkar post-modern felsefe ise parçalar ve bir araya getirir (kolaj şeklinde anlamsız ve bağıntısız şekilde bir araya getirmek ) her tür bilgi ve söylem burada birarada bulunur. artık hiç bir üst anlatı (bütüncül ideolojiler) kalmamıştır hiç bir şeye derinliğine inanılmaz herşey yüzeyseldir çoğunlukla alaya alınır katı düşünceler alaya alınarak parçalanır. fizikteki kaos teorisi gibidir herşey bir arada bulunur zaman ve mekan önemini yitirmiştir belli bir düzeni ve bağlantısı yoktur. insanlar artık genelden çok atomik düzeyde farklı düşüncelere inanırlar, kendi yerel yaşam tarzları ,farklı tür müzik grupları, feminist akımlar, çevresel örgütler (cinsiyetin de bölünmesi sonucu) eşcinsellik tarikatlar mezhepler yerel şeyler önem kazanır. katı olan her şey yavaş yavaş dağılmaya başlar herşeyde elastik bir yapı oluşur. ekonomide ise sıcak paranın ve sermayenin mekandan bağımsız daha yoğun dolaşması, ve seri üretimden taşeron üretime geçilmesiyle kendini göstermektedir. bilginin ve metnin önemi artar zaman ve mekanın önemi azalır herşey metinle ifade edilir. bilgi bombardımanıyla post modern kaotik bir durum ortaya çıkar. ayrıca post-modern yapısı gereği kendi içinde de bütüncül bir felsefe olamaz, tam tanımı yoktur zamanı yoktur, modernite sonrası oluşmak zorunda değildir, şimdiki modernitenin yıktığı şeyler belkide yeniden başka bir yönden post-modernizm tarafından kurulmaya başlanmıştır. postmodernizm izleri gerçekten de 400 yıl önce cervantes'in don quijote romanında bile vardır.
bu görüş temel olarak toplumun bir yere gittiği ve ilerlemeye yol açtığı düşüncesine karşı çıkar. savunulacak bişey yoktur , aslında tarih diye bişey de yoktur. fransız yazar jean baudrillard ın verdiği diana örneği meşhurdur. ona göre anlam , televizyon programlarındaki gibi imgelerin akışıyla yaratılır. galler prensi diana öldüğünde tüm dünya hüzne boğuldu. (biz de yakın bi zaman önce ölen barış akarsu) acaba insanlar gerçek bir kişinin mi yasını tutuyorlardı. fransız yazara göre sorunun cevabu hayır dı. o bizim için nedya aracılığıyla var olan bi pembe dizi kahramanıydı.
bunlardan başka michel foucault un adını anmazsak olmaz. kendisine postmodernist demese de bu düşünceden büyük ölçüde yararlanmıştır.
bunların dışında şahsi fikrim postmodernist kuramın haklı olduğu yerler mevcut olduğu yönündedir fakat iş marx ı , weber i reddetmeye gelince külahları değiştiğimiz bi paradigma olmuştur.
postmodernizmin modernizmden sonra geldiği gibi bir olgudan bahsedilemez,ama postmodernite yani bir tarihsel periyod bildiren tanım,moderniteden sonra ya gelir,ya da onunla içiçe geçmiştir denilebilir.postmodernizm özet olarak olguların,şeylerin yüzey yani surface dediğimiz şekilde algılanması,kaos,aşırı tüketim,umutsuzluk ve "güneşin altında yeni bir şey olmaması" gibi bazı kavramlarla tanımlanabilir ama özünde postmpodernizm bir şey olmak istemez.kesin bir tanımı yoktur ki bu kesin olmayan da postmodernizmin kendisidir işte.bunların yanı sıra postmodernizm; modernizm,yani aydınlanma ideolojisinin ilerleme mantığına karşı çıkar.postmodernizim özellikle 2.dünya savaşı, sovyetlerin dağılması, kapitalizmin dünyada tek hakim olduğunun gün yüzüne çıkması gibi durumlardan sonra felsefeciler tarafından daha sık ve daha çok "inanılarak" tartışılmaya başlanmıştır.
modernizme tepkidir ancak kesin sınırları konusunda hiç bir zaman görüş birliğine varılamamış, nerede başladığı nerede bittiği belirli olamamıştır. modernizm öncesine özlem diye algılayan da vardır, modernizmin getirdiği bazı şeyleri kabul ederek modern ötesi olmak olarak algılayan da.
kendisini modern üzerinden tanımlaması bakımından moderne, yani geçmişe yaslanmak zorunda olmasına rağmen, günümüzde anlaşılması zor ve modern görünen her esere kolaylıkla verdiğimiz isimdir. her hangi bir akıma oturtmakta zorlandığımız bir metin için kolaylıkla postmodern diyebiliriz ve bu yüzden postmodernin kaplayabildiği yüzey silikleşir. zamanımızın postmodern metinlerini düşündüğümde binbir gece masalları nı bile bu isimle adlandıralbilirim ve aslında sözünü ettiğim metinlerden çok daha fazla hakeder bu etiketi. ama asıl yanılgı bu noktada başlıyor olabilir. postmoderni yalnızca yaşamakta olduğumuz modern zamanlara ait bir akımmış gibi düşünmek aslında hatalıdır çünkü ilerleme kavramını kabul etmek her devrin kendi dinamikleri içinde modern olduğunu kabul etmeyi gerektirir ve bu yüzden her devrin bir modernsonrası da olmak zorundadır.
nüveleri daha eskiye dayansa da 80'lerde baskın olan ve 90'ların başında fırtına gibi esen bir akım postmodernizm. sayesinde; insanı bulunduğu zamana ve yaşadığı mekana yabancılaştıran, tekniği ve kurguyu yücelterek hikayeyi öne çıkaran, gerçekliği modası geçmiş bir mefhum olarak gören edebi yansımasıyla best-seller/çok satan kofluğunun basamaklarından tırmanıp yükselen üçkağıtçıları, ciğeri beş para etmezleri, tüccarları yazar zanneden birkaç kuşak yetişti.
***
akacağı yolu anti-komünizmle değil ama apolitizmle buldu. reel sosyalizmin yarattığı sanatsal kabızlıktan faydalanıp gelişti kanımca. bu kabızlığın ise sistemin ve onun yarattığı liderlerin siyasi dargörüşlülüğünden, gözlere indirdiği ideolojik -demir- perdeden, entelektüel yetersizliğinden kaynaklandığını söylemeye gerek yok sanırım. ikinci dünya savaşı'ndan sonra barış içinde birarada yaşama hülyalarına dalarak, 80'lerde emperyalizmin büyük saldırısına yanıt vermeyi bırakın bizzat onun ajanlarını suyun başına getirerek çözülüşünü hızlandıran bir sscb kuşkusuz ki postmodernizmin biyolojik babasıdır.
çözülüşle beraber azıtıp, sosyalizmin ucube pratiğinin cesedinin üzerinde fırıl fırıl dönen, eğlenen, ufuklarının açıldığını düşünen bir dünya entelektüelin her niyete aldıkları bir hap olarak görüyorum -sözde- postmodernizmi. bir nevi matrix'in mavi hapı. 2000'lerle beraber hapın etkisi geçmeye başlasa da, bilinçler köreldiği için eyleme tesir etmeyen bir silkiniş söz konusu. zaten o silkiniş de bir işe yaramazsa dünya en büyük karanlığı yaşayacak.
büyük anlatıların sonu ilanıyla beraber yadsınan akılcılık, nesnelliğin reddi ve ötelenen tanımlar. tam da bu sebeplerden dolayı post-modernizme dair herhangi bir tanımın modernist olacağı iddiası ile beraber muğlak bir sınırsızlıkta göreliliğin ve belirsizliğin alkışlanışı. gerçeğin temsiline dair kuşkularla beraber simulacra denizinde kulaç atmak.
post-fordizmin ve enformasyon toplumunun bir çıktısı olarak da okunabilir aslında. sanayi sonrası toplum olarak da adlandırılan bu süreç içerisinde ivme kazanan post-modernizmin, modernizme verilmiş sadece kültürel bir cevap olduğu iddiası yaygındır. fakat içeriğini söylemlere hapsederek temelinden saptırma çabası boşunadır. "post-modernizm büsbütün yeni bir toplumsal düzenin kültürel egemeni değil ... ama yalnızca bizzat kapitalizmin başka bir iç değişikliğinin yansıması ve doğal sonucudur."
1950 ve 60'ların siyasi ikliminde şekillenmeye başlayan ve ekonomi üzerinden değil, kültürel farklılıklar üzerinden yürüyen toplumsal ayrımlara esas rengini çalan da; siyaset bilimine dek sızarak kimlik siyasetinin önünü açan post-modernizmdir. bilimselliği güya şüpheli ( ! ) büyük anlatılar ile evrensel ve geleceği şekillendirecek totaliter ( ! ) toplum ideallerine karşı yükselen kocaman bir hayırdır aslında. özeti bu ! reddiyenin temelinde; bireycilik, tanımsızlık ve görelilik sayesinde toplu eylenen her çıkışa karşı olan ve böylelikle sistemin her türlü manipulasyonuna , müdahalesine ardına dek açılmış "insan" vardır. bunun kimlere yaradığına değinmeye gerek var mı bilmem .
marksizmin sadece 19. yüzyıl bilimi olduğunu iddia edenlerin aksine düşünülmesi gereken en önemli soru şudur aslında : akılcı, eşitlik - özgürlük gibi evrensel değerlerin ve tanımların olduğuna inanan ve bunların içi boşaltılmış birer tanımdan ziyade gerçeklik olması için çabalamayı önde tutan bir anlatının sonu mu gerçekçidir yoksa bu tanımları tümden reddederek muğlaklıkta, çarpık bir çoğulculuk anlayışıyla bireyi değil bireyciliği kutsayan, "farklılaşmış kimlik" ve benzeri yaldızlı söylemlerle parçalanmışlığa terk ettiği insanı söylemler denizinde boğan ve sonunda başının hep belada olduğu o büyük anlatıların varlık zeminini doğrulayarak kendi kendisinin anti-tezi olan post-modernizmin mi ?
lafı hiç gevelemeyeceğim. bana göre post-modernizm, artık "post"u deldirmiştir !