1. gıda sektöründe çalışanların, özellikle de ellerini kullanan aşçı, garson, kamarot, fırıncı gibi kimselerin geçmek zorunda oldukları muayene. adından da anlaşıldığı gibi portör olup olmadıkları, yani özellikle hepatit gibi virüsleri taşıyıp taşımadıkları incelenir. gaita kültürü incelemesi de yapılır. daha sonra aldıkları sertifika ile çalışabilirler. yapılan teftişlerde bu sertifikaların ibrazı zorunludur.
  2. yapan kişinin inanılmaz önem arz ettiği muayne. genelde, özel lab.larda bu muayneyi biyologlar yapar, yani gerekli numuneleri alırlar, test ederler, tabi onaylamasını yine doktor yapar.

    şimdi biliniz ki karşınızdaki kişiyi hiçbi şekilde sinir etmemelisiniz bu muayne sırasında, yoksa çok rahatlıkla atlatabileceğiniz muayneyi, gırtlağınız yırtılarak, gaita testi için numune alınması için, kullanabilecekleri x kadar yol varken size, en ustrupsuz yolu uygun görerek falan bitirebilirler. özel lab.larla anlaşan büyük kurumlar, çalışanlarından topluca kültürler aldırır, tek tek göndermez yani portör için. sadece akciğer filmi için yapılır tek tek gönderme prosedürü.

    örneğin, inanılmaz lüks bir barda garsonluk yapıyorsanız, bilin ki portör muaynesini her yıl olmak zorundasınız ve belki de gerizekalıca davrandığınız, "al canım kardeşim şu çantanı şurdan hadi hadi" dediğiniz kişi, olaydan tam bir hafta sonra topluca portör muaynenizi yapacak bir biyolog olabilir... ve şansızsanız hafızası da inanılmaz kuvvetli olabilir... kıçınız ayrı, boğazınız ayrı acıyabilir.

    burdan çıkaracağımız ders nedir?

    insanlara her zaman iyi davranın.
  3. doktorun tüm hemşire toplulugunun önünde " bak evladım bu cubugu popo deliğine değdirdikden sonra şu bantıda popo deliğinin o pembemsi bolgelerinde gezdirip bana getireceksin" diyerek sizi 1 sene psikoterapi görmek zorunda bıraktıgı andır.

    o ruh haliyle tuvalete elinizde bir cubuk bir tüp ve bir bantla gidersiniz. fakat yalnız değilsinizdir. tuvaletler o sırada aynı eziyeti görmekte olan kişilerle doludur. boş bir tuvalet bulup girersiniz ve diger madurların diyalogları tuvalette yankılanır

    - lan ismail hadi amk bokunlamı oynuon 57 dakka oldu hala sıçamadın çubuğa
    - levent bi sus allahını peygamberini seversen bi sus çıkmıyor işte kan ter içinde kaldım amk
    - lan isoo bak nediyorum çıkmıosa benim çubuğu küçük levo yu vereyim onu dene bak nasıl çıkacak.
    - levent sus güldürme iyice sarpa sarıyor dallanıp budaklanıyor bak
    - oglum ozaman zormala benim bokumu vereyim boklarımızı paylaşalım bok kardeşi olalım bokum sana feda olsun kanka ben yine sıçarım
    - harbiden lan madem böyle bir potansiyele sahiptin baştan söylesene ne 1 saattir ıkındırıosun beni

    şahıslar tuvaleti terk ettikden sonra sizde numuneyi doktora verip saglık ocagından gözünüz dönmüş şekilde uzaklaşır en yakın psikiyatri merkezine dogru yol alırsınız.
  4. burun deliğine ve ağız içine değdirilen kulak çöpüne benzeyen nesnelerin sonuncusunun makata değdirilmesi(!) sonucu yapılan bir muayene. allah'tan makata'a değdirmeyi onlar yapmaya kalkmadı.
    tanım: gıda sektöründe çalışılmaması gerektiğini bana öğreten muayene şeysi.
  5. ne olduğunu bilmeksizin yaptırmaya gittiğinizde hayatınızın şokunu yaşatan muayene çeşidi.

    üniversite sınavına girmişim. çok da başarılı bir hazırlık süreci geçirmişim. kazanacağımdan zerre şüphem yok. kaldı ki dershanede birinciliklerim falan var. ama heyecanlıyım, sonuçlar açıklanana kadar bekleyemeyeceğim. zaman geçmiyor. ne yapayım, ne yapayım diye düşünürken, çalışmaya karar verdim. daha 18'im.

    bir yakınım vasıtasıyla part time olarak bim'e girdim iki aylığına. başvurudan sonra hazırlamam gereken evrakları falan söylediler. sabıka kaydı, fotoğraf, sağlık raporu, ikametgah ve portör muayenesi. lan hepsini biliyorum da portör ne abi? müdüre sordum, falanca poliklinikte yaptırabilirsin dedi. yaptırabilirim de ne yaptırabilirim amk. iyi madem dedim düştüm yollara. diğer evrakları hazırladım. sıra geldi ne bilmediğim ve çılgınlar gibi merak ettiğim portör muayenesine.

    söylenen polikliniğe gittim. kaydımı yaptırdım sıra aldım falan. laboratuvara yönlendirdiler, gittim. camekanlı bir bölmeden bana bakmakta olan kaknem suratlı bayan görevliye portör muayenesi için geldiğimi söyledim. barkodlarımı aldı. küçük pembe bir kutucuğa yapıştırdı ve elime tutuşturdu. söz konusu kutu 8 cm çapında 10 cm yüksekliğinde pembe şirin bir kutuydu. krem kutusu gibi bir şey. "tuvalet yan tarafta" dedi işaret ettiği yöne doğru hareket ettim. birden elinde plastik bir bardak ve içinde idrarla üzerime gelmekte olan birini görünce dank etti. lan dedim ben bu kutuya ne yapıcam? idrar tahlili olsa bana da bardak verirlerdi. yoksa? yo yoo. yok canım. o kadar da değildi.

    tekrar camekanlı bölümdeki kaknem suratlı karıyı görmek pahasına camekanlı bölmeye gittim. şaşkın bir ifadeyle "pardon bu ne? ben bunu ne yapıcam?" diye sordum. kadın çıkıp da "götüne sokacaksın" dese sorgusuz sualsiz sokardım sanırım. o derece tuhaf bir ruh halindeydim. kadın baktı latince bir şeyler dedi. anlamadım ama vtr'de bir dışkı sözcüğü geçti sanırım. evet bu şeyin tonla adı vardı ama bizim hikayemizdeki kaknem hatun ona bu isimle hitap etmeyi uygun görmüştü. bu durumda söylediği de latince olmuyordu haliyle.

    bir taraftan kutuya bakıyorum. bir taraftan nasıl sığdırıcam ben buna diyorum. bir taraftan lan keşke kaşık gibi bi şey falan isteseydim bölerdim gibi pratik ve dahiyane çözümler üretiyor ve hayıflanıyordum. tuvalete geldim. işi görücem ama hala aklımda bir şüphe. lan ya yanlış anladıysam. kadının eline içi şey dolu kutuyu tutuşturursam diye düşünüyorum. heyecan ve korkudan gelmiyor da namussuz. ıkına ıkına biraz bir şeyler hallettim. sığma problemini hallettik. utana sıkıla kadının yanına geldim. kutuyu önüne koyup hızla uzaklaşıyordum ki arkamdan bağırdı: "bakar mısınız?" aha dedim şimdi sıçtık. "sonuçları yarın alabilirsiniz" deyince derin bir oh çektim. büyük bir savaş kazanmış komutan edasıyla çıktım oradan.

    ertesi gün sonuçları almaya gittiğimde elime bir zarf verdiler. sanki haftanın birincisinin açıklanacağı bir yarışma programının sonuçlarını getiren beşiktaş bilmem kaçıncı noteri gibi tripli bir hatundu zarfı aldığım abla. açtım bir de baktım. birkaç kategori vardı.

    renk: kahverengi
    derecesi: yumuşak
    kalınlık bilmemkaç mm
    kalite: çok iyi

    oha çektim içimden. vay dedim ne kaliteli sıçarmışım. arkadaşım vardı yanımda evrakları verene kadar iyi makara yaptık.
    girdim çalıştım üniversiteyi kazandım. birkaç yıl sonra kardeşim bim'e girecekti. portör muayenesi yaptırcam dedi. sen nasıl yaptırmıştın falan. hiçbir şey söylemedim. zaten kendisi öğrenecekti. sadece bana yaptıkları gibi nerede yaptırabileceğini söyledim. ertesi akşam geldiğinde ne yaptın diye sordum.

    + bi çubuk verdiler ucu pamuklu falan böyle.

    - pembe kutu?

    + yok çubuk vardı. kulak çöpü gibi ama daha uzunu.

    - hassiktir. portör muayenesi yaptırdın di mi sen?

    + evet.

    - nerede.

    + falanca poliklinikte.

    - ve pembe kutu vermediler.

    + lan vermediler dedik ya.

    - nasıl vermezler lan? mavi kutu mu verdiler?

    + lan kutu mutu vermediler. sadece ucu pamuklu bir çubuk verdiler.

    - onu ne yaptın peki?

    + götüme soktum.

    - asdsdsaghgfhjşhfkdjshk,dgljk,gfd

    lan adamlar meğer yeni bir yöntem bulmuşlar. ucuz atlatmışım dedim kendi kendime. o olaydan sonra pembe rengine bir sempati duymaya başladım. ama kimseye demedim ibne sanmasınlar diye.
  6. gıda sektöründe çalışanların işkencelerinden biriymiş de yeni öğrendim anasını satayım. ulan şurada bir aylığına işe giricem, burnumdan getirdiler.

    son dakikada "yalnız sizin bi de bu muayeneyi yaptırmanız gerekiyormuş hadi yaptırın da gelin" cümlesiyle bi afalladım zaten, portföy mü ne dedin diye sordum tekrardan, portor portor dedi adam sağolsun. çıktık yola hangi laboratuardan yapılacağını öğrendikten sonra, yolda da telefondan bakıyorum acaba bu sefer neler yapacaklar bana diye, okudukça hem terliyorum, hem de gülüyorum bir yandan, artık etrafımdakiler ne sandılar bilmiyorum.

    tırsa tırsa girdim binaya, dedim bana sokacakmışsınız, ee muayene olacakmışım. tabi dediler şimdi sizden kan almamız lazım, yapmayın dedim daha bi saat önce aldılar gidip getireyim tüpü olmaz mı? yok olmaz o, dedim tahlil sonuçları var onla idare edin? biz başka şeye bakıcaz dediler, zaten accık bişey alıcaz. dedim azı çoğu yok bunun, benim bünye garip, iğne girerken acı hissetmiyorum, kanı alıyorlar 10 saniye sonra çat şekerim düşüyor gözüm kararıyor, istisnasız. baştan uyardım böyle olursa bi iki dakka oturmama izin verin, sonra toparlıyorum. peki dediler sizi şöyle rahat zikeee ettirelim. oturdum, taktılar kemeri sıktılar kolu, aldılar kanı benim gözler kaydı, sonra hop lan bi kere yaşadım bugün zaten dedim vazgeçtim.

    sonra başka kadın geldi elinde uzun pamuklu çubuklar, aha dedim namus gidecek. şimdi bunu burnunuza ve ağzınıza sokucam dedi, dedim götümde gözü yok heralde yırttık. yanda da ismime mütehassıs edilmiş bi minicik kapcık varmış. bunun da içine tırnak kadar sıçacaksınız dedi. dedim ulan ben nasıl ayarlayayım onu, bıçak da verin bari. ben onları düşünürken kafanızı kaldırın dedi haaarşt diye soktu çubuğu burnuma, kafamın üstü kaşındı, oraya kadar sokmuş çubuğu. çıkardı diğerine soktu, onda da gözüm ağrıdı. tamam şimdi açın ağzınızı dedi, dedim heralde yanaktan alır, kadın gaza gelmiş deep throat a girdi, lan bu gidişle tecavüz fantazisine doğru gidiyor olay, yapmayın diye ses çıktı benden, kadının elini tuttum, yapmayın diye sesleniyorum üç tane kadın var etrafımda, gören de tecavüz filmi çekiliyor sanacak.

    neyse tamam dedi aldı çubukları gitti, tuvalet var ilerde dedi kabımla birlikte çıktım yolculuğa. kap avuç içimden küçük, ben bunun içine nasıl denk getiricem diye düşünüyorum. buraları anlatmak bile istemiyorum çünkü +65 falan olaylar yaşadım orada. serçe parmak kadar sıçmışım ama, dedim size layık değil ama, fazlasını paket olarak alayım bari. elimde sıçtığımının kabıyla kadınlara doğru gidiyorum, verdim kabı, sormadım bile ne zaman belli olur diye, koşarak kaçtım laboratuardan.

    bir ay çalışıcam diye görmediğim muamele kalmadı cidden.
  7. tanım :bok muayenesi

    babam bakkaldı benim küçüktüm ozamanlar bana bi kibrit kutusu verdi git dedi bunu tarif ettiğim yere götür.aldım cebime kibrit kutusunu koyuldum yola.merakta ediyorum bu ney lan diye.portör ne amına koyim diyorum.çıktım dükkandan gittim o hastaneye portör için geldim dedim,ver dedi.çıkardım kibrit kutusunu al amca dedim.aç dedi.abi bi açtım dört köşe şeklinde jeletine sarılmış bi bok var.görünce şok olmuştum.adam kulak pamuğu gibi birşeyi değdirdi hemen bukadar dedi yolladı beni.yolda tek düşündüğüm babamın o kibrit kutusuna nasıl sıçtığıydı.