porcupine tree 

adana çık aradan

  1. ing. kirpi ağacı. ingiltere kökenli bir progressive ** grubu. ama alternatif rock diyeceğim nerdeyse, çok yavaşlar.

    ha bir de boy band misali arkadan "owh ow ow" sesleri veriyorlar. başlarım vokalinize diyorum, on üzerinden kendilerine iki veriyor, haftanın en kötü progressive grubu seçiyorum. ha piyasada kaç tane progressive grup var diyeceksiniz, rahatsız etmeyelim gençleri, haklısınız. seviyoruz sizi.
    - ne saçmalıyorsun sen gene
    + karışma benjamin alkollüyüm


    benjamin'den yıllar sonra gelen cevap ve düzeltme:
    - cahil azur, bok ye sen! süper grup, süper albümler, süper şarkılar ailecek hastasıyız. demek ki neymiş, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak kötü bir şeymiş.
    (azureel, 29.11.2004 02:55 ~ 22.05.2006 02:42)


  2. progressive rocklığını blackest eyes ve sound of muzak şarkılarında hissedebileceğiniz, bunların dışında feel so low, trains ve 3. şarkıları önerilen grup. in absentia albümü aslında baştan sona güzeldir. ******
    (çarut, 29.11.2004 03:31)
  3. hakkını yememek lazım, 90larda çıkan ingiliz grupların en özgün ve en iyilerinden biriyle karşı karşıyayız. bol psychedelic soslu atmosferik prog rock diye tanımlanabilir tarzları. zaman zaman gitarı katlederken zaman zaman da slow melodilerle melankolinin dibine vurabiliyolar. sample ve egzantrik efekt kullanımı pink floydu andırıyo. vokaller ise labrie tarzı çığırtkan değil, müziğin saykadelik havasını tamamlar cinsten. 15 dakkalık parçaları da var, 3.30 dakkalık parçaları da. ortalama 6-7 dakika. şarkı sözleri de anlaması güç bilinçaltı akışlarından içsel sorunlarla boğuşan insanla ilgili olanlara kadar değişkenlik gösteriyor. konser performansları ise kalburüstü.

    frontman steven wilson da opethin son üç albümünün prodüktörü ve konuk müzisyenidir aynı zamanda. baya iyi anlaşıyomuş opethle ki, ciddi derecede bi bokluk çıkmaz ise bundan sonraki pek çok albümde gene beraber çalışacaklarmış. damnation albümündeki death whispered a lullaby parçasının sözlerini de steven abimiz yazmıştır zaten. akerfeldt ise opeth ve benzeri atmosferik/melankolik prog gruplarını seven herkese şiddetle tavsiye etmekte porcupine treeyi. (bunları alan bunu da aldı benzeri) in absentiayı da hayatı boyunca dinlediği en güzel albümlerden biri olarak nitelendirmiş.

    adet olduğu üzere bi kadro bi de diskografi koyalım:

    steven wilson - gitar/keyboard/vokal
    richard barbieri - keyboard
    colin edwin - bass
    chris maitland - bateri

    on the sunday of life (1991)
    up the downstair (1993)
    yellow hedgerow dreamscape (1994)
    the sky moves sideways (1995)
    signify (1996) *
    stupid dream (1999)
    voyage 34 (2000)
    lightbulb sun (2000)
    metanoia (2001)
    in absentia (2002)
    warszawa (2005)
    deadwing (2005)

    nisan-mayıs arası anathemayla avrupa turnesindeler. yaza doğru da opethle kuzey amerika turnesine çıkacaklar.

    kısacası, kesinlikle dinlenmesi gereken bir grup porcupine tree. bu girime de noktayı koymak üzereyken sözlerimi steven wilson'ın bir vecizesiyle bitirmek istiyorum. "the saddest music is also the most beautiful."

    (bkz: http://www.deadwing.com) (son albümleri için görülesi bir site yapmışlar)
    (bkz: http://www.porcupinetree.com)
    (soulforged, 31.03.2005 23:10)
  4. progresif rock camiasının norah jones'u diyebiliriz bu grup için. huzur doldum lan resmen. zaten mikael akerfeldt bir şey öneriyorsa onda iş vardır.
    (creepingdeath, 25.09.2005 23:08)
  5. (bkz: steven wilson)
    (ben bilmem beyim bilir, 29.05.2006 21:20)
  6. feci şekilde "rain" kelimesine takmış olan grup. nasıl suede "gasoline" 'ı sık sık kullanıyorsa, bunlar da "rain" 'i bolca kullanıyorlar. bu da bu gece yaptığım bir tespit işte..
    (ben bilmem beyim bilir, 03.08.2006 01:27)
  7. (bkz: fear of a blank planet)
    (soulforged, 20.02.2007 16:23)
  8. (bkz: porcupine)
    (dolphins were monkeys, 20.02.2007 16:24)
  9. (bkz: piano lessons)
    (solgun, 21.02.2007 01:58)
  10. heartattack in a layby adlı güzel parçalarıyla pink floyd'u gerçekten andıran müthiş ingiliz grup!
    (ellisande, 21.02.2007 02:04)
  11. (bkz: @1407617)
    (kejura, 03.05.2007 14:16 ~ 23:55)
  12. (bkz: my ashes)
    (chikusho, 12.07.2007 16:34)
  13. dream theater kadar zorlama müzik yapmayan;
    rush kadar sağlam,
    camel kadar insanın içine işleyen,
    caravan kadar samimi,
    gentle giant kadar şaşırtıcı,
    tool kadar derin,
    pink floyd kadar etkileyici...


    ve "böylesi bir daha gelmeyecek" diye düşünen kalburüstü müzikseverleri üzüntüye boğan king crimson kadar "içi dolu" müzik yapan... hatta tam anlamıyla "müzik" yapan mükemmel bir grup.

    (bkz: steven wilson)
    (thecrimson, 13.08.2007 23:46 ~ 11.12.2007 18:39)
  14. vokalleri* biraz daha iyi olsa tam süper olacak gruptur. müzikleri gayet güzeldir. harf oyunlu cin gruptur.
    (bkz: pine tree)
    (bkz: porcupine tree)
    (jack, 13.08.2007 23:49)
  15. biraz rush azıcık tool bi de pink floyd koyup üstüne de özel soslardan döküp karıştırınca ortaya çıkacağını düşündüğüm gruptur.trains'in ilk cümlesi tool'dan parabol'a,signify'ın başı da pink floyd'a götürür insanı.rush etkisini de tam açıklayamıyorum ama sezdim biraz.kısacası;güzel gruptur
    (raymond k hessel, 03.09.2007 18:05)
  16. cillop tabir edilen türden bir şey. yalnız fazla dinleyince durmaksızın kafada dönen şarkılar tiksindirebilir, ölçülü olunuz.
    (no more, 15.09.2007 02:09)
  17. bu grup olmuştur, kıvama gelmiştir:

    (bkz: anesthetize)
    (bkz: open car)
    (bkz: shallow)
    (bkz: trains)
    (bkz: sleep together)
    (bkz: the sound of muzak)
    (bkz: sentimental)
    (bkz: synesthesia)
    (bkz: radioactive toy)
    (bkz: deadwing)
    (bkz: every home is wired)
    (bkz: lazarus)
    (bkz: piano lessons)
    (bkz: lightbulb sun)
    (bkz: how is your life today)
    (bkz: four chords that made a million)
    (bkz: shesmovedon)
    (bkz: hatesong)
    (bkz: wedding nails)
    (bkz: heartattack in a layby)
    (bkz: the creator has a mastertape)
    (bkz: my ashes)
    (bkz: nine cats)
    (bkz: last chance to evacuate planet earth)
    (bkz: don't hate me)
    (bkz: a smart kid)
    (bkz: stars die)
    (bkz: normal)
    (bkz: way out of here)
    (bkz: russia on ice)
    (bkz: always never)
    (bkz: arriving somewhere but not here)

    ...
    (thecrimson, 15.09.2007 03:04 ~ 22.07.2008 08:25)
  18. (bkz: gavin harrison)
    (ad hoc, 09.10.2007 16:40)
  19. gerçekten "müzik" yapan mükemmel grup:

    steven wilson'ın solo projesi olarak başlayıp çağımızın en başarılı ve etkileyici "progressive rock/metal" gruplarından birisi haline gelen porcupine tree'yi anlayabilmek ve anlatabilmek için önce steven wilson'dan kısaca bahsetmek gerekir diye düşünüyorum.

    steven wilson 1967'de, hertfordshire'da (ingiltere) dünyaya geldi. henüz 8 yaşındayken ailesinden hediye olarak aldığı "pink floyddark side of the moon" ve "donna summerlove to love you baby" plaklarını defalarca dinleyerek müzikle tanıştı. çocukken zorla aldığı gitar derslerinden çabuk sıkılmıştı; çünkü asıl sevdiği şey, elinde sadece klasik bir gitar da olsa, farklı ses düzenlemeleri ile kendi eserlerini ortaya koymak ve bunları kaydedip albümler hazırlamaktı. (henüz 11 yaşındaki bir çocuk için müzikal anlamda tek kelimeyle dahice bir davranış...)

    gençlik yıllarında müzik yaptığı birçok farklı gruptan sonra steven wilson'ın müzik piyasasında öne çıkan ilk grubu no-man oldu. steven wilson ve tim bowness ikilisi 1987 yılında no-man grubunu kurup "progressive rock" ve "trip-hop" arası bir çizgide, atmosferik elementleri ve caz esintilerini de barındıran başarılı eserler ürettiler. son stüdyo albümü together we’re stranger'ı 2003 yılında çıkaran ve bu güne kadar beş stüdyo albümü yayınlamış olan no-man 2008'de yeni bir albüm yayınlayacağını da duyurdu.

    wilson'ın no-man dışında en çok ses getiren projesi şüphesiz ki israilli rock yıldızı aviv geffen'le ortak çalışmasının mükemmel bir ürünü olan blackfield grubu oldu.
    ikilinin, bir porcupine tree hayranı olan geffen'in 2000 yılında wilson'ı israil'e davet etmesiyle başlayan dostlukları 2004 yılında yayınlanan blackfield i albümüyle müzikal anlamda da perçinlenmiş oldu. albüm müzik çevrelerinden son derece olumlu eleştiriler aldı. 2007’de yayınlanan blackfield ii albümü ise blackfield'ın artık yalnızca bir yan proje olmaktan çıkıp başarılı ve kalıcı bir gruba dönüştüğünü gösteriyordu.

    steven wilson şu anda ilgili konularda kendi kendini eğitmiş bir ses mühendisi, yapımcı, besteci, gitarist, piyanist ve şarkı sözü yazarı olmasının yanısıra mellotron'dan hammond'a birçok enstrümanı da büyük bir ustalıkla çalabilmektedir. hakkında söylenebilecek daha çok fazla şey olsa da yavaş yavaş konuyu toparlayalım ve...
    ...gelelim porcupine tree'ye.


    ilginçtir ki porcupine tree müzik hayatına bir "şaka" olarak başladı. ("şaka", bildiğiniz şaka işte!) steven wilson ve malcolm stocks, kendilerinin gençlik çağlarında rock dünyasının zirvesinde yer alan pink floyd gibi grupların etkisiyle "hayali bir grup kurmak" ve bu yaptıkları şakayı inandırıcı kılıp çevreye yaymak istediler. porcupine tree adını verdikleri bu grup için hayali grup elemanları yarattılar, bu grup elemanları için hayali özgeçmişler yazdılar... hayali albümler ve şarkı isimleri yaratıp bunu çevrelerine yaydılar. fakat wilson bununla yetinmedi, böyle bir grubun gerçekten var olduğunu kanıtlamak için daha fazla kanıta ihtiyaçları olduğunu düşünüyordu: gerçek müziğe. wilson böylece porcupine tree için müzik de yapmaya başladı; evde kendi stüdyo aletleri varken ve para karşılığı kullanılan stüdyolardaki gibi zaman kısıtlaması yokken rahat rahat çalışmış ve çok sevdiği 60'lardaki ve 70'lerin başlarındaki "psychedelic" ve "progressive" müziğe eğilimini rahatça ifade edebilmişti.
    grubun ilk iki kasedi olan tarquin's seaweed farm ve the nostalgia factory böyle bir ortamda doğdu, ve wilson bu iki albümü, ilgi göstereceklerini umduğu insanlara yolladı. grup böylece az da olsa bir hayran kitlesine ulaştı.

    yine de wilson porcupine tree'yi halen çok ciddiye almıyor, genel olarak no-man ile ilgileniyordu. fakat porcupine tree olarak "delerium" yapım şirketinin çatısı altına girdiklerinde wilson bazı şarkıların "piyasaya sürülebilir kalitede" olduğunu farketti ve bu iki albüm "delerium" etiketiyle tekrar piyasaya sürüldü.

    grubun müzik piyasasında ses getiren ilk albümü 1992 yılında, yukarıda sözünü ettiğim iki albümden seçilen bazı şarkıların birleştirmesiyle, tek bir albüm olarak hazırlanan on the sunday of life oldu. ilk başta yalnızca 1000 kopyası piyasaya sürülen albüm marketlerde yerini alır almaz tükendi; fakat basının ve grubun dinleyici kitlesinin de etkisiyle albüm yeniden üretildi ve piyasaya sürüldü. albüm radioactive toy, nine cats gibi şarkılarla başarılı bir "psychedelic/progressive rock" albümü görüntüsü çiziyordu.

    wilson grubun yükselen başarı grafiği nedeniyle grubun tarzını yalnızca 60'lar ve 70'lerin "progressive/psychedelic rock" ekolüyle sınırlamak istemedi; bu ekolü de takip eden ama yeni müziğe, çağdaş tarzlara da kucak açan bir tarz yaratmak istedi. bu bağlamda porcupine tree, yaklaşık 30 dakikalık tek bir şarkıyı içeren voyage 34 "single"ını piyasaya sürdü. lsd temalı bu şarkı radyolarda boy gösterebilmek için fazlasıyla uzun olsa da, dinleyici ve eleştirmenlerden yine olumlu tepkiler aldı.

    1993'te yayınlanan up the downstair albümüyle porcupine tree takipçi sayısını artırırken wilson, artık dinleyicilere canlı performans sunması gerektiğinin de farkındaydı. tabii ki wilson bunu tek başına yapamazdı. dolayısıyla grup hayali bir yeraltı macerası olmaktan çıkıp vokal ve gitarda steven wilson, bas gitarda colin edwin, davulda chris maitland ve klavyede richard barbieri olmak üzere canlı bir gruba dönüştü.

    bu kadroyla verdikleri konserlerle oldukça olumlu eleştirilar alan porcupine tree, 1995 yılında çıkardıkları the sky moves sideways albümü "progressive rock" takipçileri arasında büyük yankı uyandırdı ve grup "90'ların pink floyd'u" sıfatını, sonuna kadar hak ederek, üzerine aldı. fakat wilson daha sonra albümle ilgili olarak "artık albüm çıkarmayan pink floyd'u sevenleri tatmin etmek için o albümü yaptım; ama şimdi bundan pişmanlık duyuyorum, çünkü pink floyd üyeleri belki de asla tekrar bir araya gelip albüm çıkarmayacak." dedi.

    wilson pişman olsun ya da olmasın, porcupine tree hayranları giderek artıyordu. albüm bu başarısıyla beraber grubun amerika’da yayınlanan ilk albümü de olmuştu. çıta biraz daha yükselirken porcupine tree, albüm turnesi dahilinde birleşik krallık, italya, hollanda ve yunanıstan'da konserler verdi.

    porcupine tree konserleri için kemik bir grup kadrosu oluşturulsa da, birkaç şarkı haricinde the sky moves sideways steven wilson'ın solo albümü sayılırdı. fakat, artık tamamen gerçek müzisyenlerin yarattığı müziğe ihtiyaç duyduğunu farkeden wilson diğer grup üyelerini de harekete geçirdi ve grup yeni albümleri signify için çalışmalara başladı.
    grup 1996’da albümü piyasaya sürdü.

    şarkı bestelerinde yine steven wilson'ın etkisi ön planda olsa da, wilson'ın elektronik ortamda kaydettiği şarkıların gerekli bölümleri gerçek enstrümanlarla tekrar kaydedilerek daha sağlam bir etki yaratılmıştı. wilson'ın deyimiyle "grubun müziğinin kökleri hala progressive rock'a dayansa da grup artık 90'lara özgü, tamamen orijinal bir tarz yakalamıştı". waiting, every home is wired, sever gibi şarkılar büyük kitlelerin ilgisini çekerken grup özellikle, sık sık radyolarda kendine yer bulmasıyla, italya’da hatrı sayılır bir takipçi kitlesine ulaşmıştı. porcupine tree daha sonra, 1997'de roma'da, yaklaşık 5000 kişiye verdiği konserin kaydı olarak coma divine'ı yayınladı. bu albüm, grubun "delerium" etiketiyle çıkan son albümü oldu, çünkü grup artan ilgi karşısında dünyaya açılmak istiyordu ve bu şirketi kendine yeterli görmüyordu.

    çalışmalara devam eden grup 1999'da stupid dream albümünü "snapper/k-scope" etiketiyle yayınladı. şarkıların yazım sürecinde yoğunlaşılan nokta vokallerdi. bu nedenle albüm, grubun önceki albümlerine oranla pop müziğe daha yakın bir çizgi sergilese de wilson "pop üzerinde deneysel çalışmak konusu ilgimi çekti, ve albümdeki her şarkının iyi olması benim için önemliydi." diyerek bu durumdan rahatsız olmadığını belirtti. nitekim "single" olarak da yayınlanan piano lessons, stranger by the minute ve pure narcotic genel dinleyici kitlesinden dünya çapında olumlu tepkiler aldı ve albüm, grubun o güne kadar yayınladığı albümler arasında en çok satan albüm haline geldi. grup bu albüm için birleşik krallık, italya, yunanistan, hollanda, belçika, isviçre, almanya , fransa, polonya ve a.b.d.'yi kapsayan uzun bir turneye çıktı.

    porcupine tree, "delerium"dan ayrılıp "snapper/k-scope" bünyesine geçene kadar olan boş zamanını da kesinlikle iyi değerlendirmişti. kısa süre içinde yeni albüm için hazırlıklara başlayan grup 2000'de lightbulb sun albümünü yayınladı. grubun tarzı artık tamamen oturmuştu; grubun üyeleri, steven wilson liderliğinde, ne yapmaları gerektiğini artık biliyorlardı. böyle bir atmosferde yaratılan bu albümde bulunan lightbulb sun, four chords that made a million, hatesong, shesmovedon ve "how is your life today?" gibi şarkılar dünya çapında müthiş bir beğeniyle karşılandı.

    (bu albüm iki bölüm halinde incelenebilir; ilk bölüm daha melodik, "pop"a daha yakın olan "four chords that made a million","how is your life today?" gibi şarkılardan oluşurken oluşurken ikinci bölüm daha deneysel olan, hatesong, feel so low gibi şarkıları içermektedir.)

    grup albüm çerçevesinde londra'da (ingiltere) ve new york'ta (a.b.d.) büyük çaplı konserler verirken ilk ciddi almanya turnesine de çıktı. aynı dönemde dream theater'la beraber bir turneye de çıkan porcupine tree her konserinde takipçi sayısını artırıyordu. 2001 yılının haziran ayında küçük çaplı bir a.b.d. turnesi de düzenleyen grup daha sonra yeni stüdyo albümü için "lava/atlantic records" ile anlaştı.

    2002 yılında gruptaki ilk kadro değişimi yaşandı. davulcu chris maitland gruptaki 8. yılından sonra porcupine tree'den ayrıldı. grup elemanlarının uzun süredir tanıdığı gavin harrison davulcu olarak kadroya dahil edildi.

    porcupine tree hayranları tarafından sabırsızlıkla beklenen yeni albüm 2002 yılında, in absentia adıyla "lava records" etiketiyle yayınlandı. sadece yayınlandığı yıl 100.000 kopya satan bu albüm grubun o tarihe kadar en çok satan albümü olmuştu. modern müzik endüstrisini mükemmel bir biçimde eleştiren the sound of muzak dışında, trains, blackest eyes, wedding nails gibi şarkılar teknik ve melodinin ustalıkla birleştirildiği yapılarıyla büyük yankı uyandırırken grup, artık tamamen oturmuş olan kendilerine özgü tarzlarıyla dinleyiciler için daha fazlasını da müjdeliyordu. bu albüm, grup tarafından öyle olduğu hiçbir zaman resmi olarak açıklanmasa da, grubun hayranları tarafından bir "konsept albüm" olarak görüldü. birkaç şarkı dışında tüm şarkılar "deliliğin" ve "bir seri katilin portresinin" işlendiği sözlere sahipti. fakat wilson, şarkıların ve sözlerin ucunu açık bıraktıklarını, her dinleyicinin şarkılardan kendine özel anlamlar çıkarabileceğini özellikle belirtiyordu.

    grup albüm tanıtımı için 4 büyük avrupa ve kuzey amerika turnesi düzenlerken bu turnelerden birisi opeth ile birlikte düzenlendi. bu turnelerde gruba vokalist/gitarist john wesley de eşlik etti. (wesley bundan sonraki tüm konserlerde gruba eşlik edecekti.) oldukça başarılı konserlerle dolu olan bu turneler grubun hayranları için yepyeni bir sürpriz daha barındırıyordu. film yapımcısı ve fotoğraf sanatçısı lasse hoile, porcupine tree müziğine uyan görsel öğeleri konserlere yansıtmıştı.

    bu turne serisini londra'da verdikleri büyük çaplı bir konserle tamamlayan porcupine tree, 2003 yılında, konser kayıtları yayınlamak üzere kendi plak şirketleri olan "transmission"ı kurdu. yine bu dönemde grup, stupid dream ve lightbulb sun albümlerini "lava/atlantic records" etiketiyle tekrar yayınlarken aynı zamanda up the downstair albümünü de tekrar kaydedip aynı firmadan yayınladı.

    2004 yılında yeni albüm çalışmalarını hızlandıran grup, aynı yılın sonunda çalışmaları tamamladı ve 2005 yılının bahar aylarında deadwing albümünü yayınladı. albümün konusunu, aslen bir film senaryosu olan, steven wilson ve mike bennion imzalı bir hayalet hikayesi oluşturuyordu. (wilson bu hikayeyi filme çevirmeyi hala düşünmektedir.)
    neredeyse tüm şarkıların wilson tarafından bestelendiği bu albüm büyük yankı uyandırdı; shallow ,open car, deadwing gibi şarkılar grubun tarzının "rock"tan "metal"e evrimine işaret ediyordu. bu değişim grubun takipçi sayısını bir kademe daha artırırken lazarus, mellotron scratch gibi şarkılar ise grubu uzun yıllardır takip eden dinleyiciler için de yeterince tatmin ediciydi. albümdeki deadwing, halo, lazarus, arriving somewhere but not here gibi şarkılarda, konuk sanatçı olarak king crimson'dan adrian belew ve opeth grubundan mikael åkerfeldt de yer aldılar.
    ayrıca bu albüm japonya'da da yayınlandı ve grubun japonya'da yayınlanan ilk albümü olmasına rağmen albüm satışları bazında bu ülkede de ciddi bir ilgi gördü.

    albüm turnesi boyunca grup yalnızca bu albümden ve eski şarkılarından oluşan konserler vermeyeceklerini, daha "sert" şeyler de sunacaklarını dinleyicilere duyurdu. bu da grubun rock-metal sentezli bir müziğe yöneleceklerini gösteriyordu. 2005 yılının sonuna kadar süren deadwing turnesi son derecede başarılı geçmişti.

    2006 yılında grup "roadrunner records uk" şirketiyle anlaştı. aynı yılın ekim ayında grubun ilk konser dvd’si olan arriving somewhere yayınlandı ve büyük ilgiyle karşılandı.

    grup son stüdyo albümünü 2007 yılının nisan ayında yayınladı. grubun--bence--en olgun albümü olan fear of a black planet isimli bu konsept albüm fear of a blank planet, sleep together, sentimental gibi başyapıtların yanında ~18 dakikalık bir efsane olan anesthetize şarkısını da barındırıyordu. pink floyd, camel ve opeth birleşse herhalde ancak bu kadarını yapabilirdi.

    bu gelişim süreciyle beraber her albümde müziğine yeni ve iyi bir şeyler katmış olan porcupine tree bence günümüzde yalnızca rock ya da metal müzik severler için değil, her tarz müziği dinleyen insanlar için önemli bir grup olarak görünmelidir. girinin başına dönersek...

    günümüzde "müzik"in geldiği noktayı ve gerçekten "müzik" yapan insanların/grupların sayısının çok az olduğunu şu sözlerle belirten bu grubu tanımlamak için "müzik yapıyorlar, gerçek müzik..." demek yeterli olacaktır sanırım:


    "one of the wonders of the world is going down
    it's going down i know
    it's one of the blunders of the world that no one cares
    no one cares enough..."

    (the sound of muzak*)
    (thecrimson, 18.11.2007 20:27 ~ 05.12.2007 04:20)
  20. www.porcupine-tr.com adlı yeni bir türk sitesi açılmış grup. dinleyiniz,dinlettiriniz,ayrıca foruma da üye olunuz.
    (ellisande, 10.12.2007 19:01)
  21. the mars volta ile beraber çağımızın en kaliteli progressive rock grubu denilebilir kanımca.
    (abi, 04.03.2008 18:57)
  22. çok fena davulcuları olan grup. diğer grup elemanları ortalama bir performans gösteriyor ama davulcu cidden çok sağlam.
    (jellyjam, 26.05.2008 01:58)
  23. shesmovedon, open car, sound of muzak, don t hate me, halo gibi harika şarkılara imza atmış mükemmel grup.
    (suicidal imbecile, 27.05.2008 22:03)