1912 yılından beri sinemalarda atıştırmalık olarak yer alan bu yiyecek, geldiği yer olan amerika'da ve kafasını çalıştıran insanların olduğu diğer ülkelerde de sert kaplarda, yani elinizi içine soktuğunuzda bükülmeyecek, hışırdamayacak, vs kaplarda servis edilmektedir.
inceliklerin esamesinin nadiren okunduğu güzel ve yalnız (!) ülkemizin sinemalarında, bırakın ince kağıttan yapmayı, naylon poşette satılanını hayretle görürüz. zeki, hassas ve duyarlı insanlarımız da bunlardan alıp, sanki evinin salonundaymışçasına rahat ve yalnız (!), sinema salonlarını bu kağıt, poşet ve patlamış mısır yeme seslerine boğmakta bir beis görmezler.
bu insanların çevrelerini de düşünebilmeleri için ne yapmak gerekir? sürekli uyarmak mı, onları kendi oluşlarında kabul edip uzaktan sevmek mi, güzel ve yalnız (!) bir ülkenin herhalde çirkin olamaycak bu vatandaşlarını benliklerine işlemiş olan askeri düzende hizaya sokmak mı???
bir patlamış mısır hadisesi değil tabii ki olay. bunun hangi zihniyetin yansıması olduğunu biliyoruz. yeri geldiğinde geri tepmesi çok kolay bir samimiyet/misafirperverlik kisvesi, hesap ödeyeceğim diye birbirini öldüren arkadaşların çocuksu duygusallığı (!), anlamadığı şeyi yerin dibine sokmaya programlanmış bir beyin, köşeye sıkıştığında kelimenin tam anlamıyla "mantıksız" akıl yürüten, hassas egolu kocaman büyümemiş adamlar, kadına bakışını sorgulamaya hiç gerek duymayan bir ahali, şehitsayar (3.000.000) albaylar ...
çetin altan bazen der ki, eğer türkiyeli insanlar şarap içmeyi bilselerdi, hal böyle olmazdı. ben o kadar elitist olmayacağım ama şurası açık ki, toplumuzun büyük kesiminin algı ve akıl yürütme mekanizması defolu. askeri darbelerin zihnimize oyup koyduğu, bizi biz yapmış, yani tam ayırdında olamayacağımız kadar kanımızda dolaşan bir "nefret"le hemhaliz.
patlamış mısır, elimizde patlamış bir cumhuriyet, çağrışımın acıklı tarafı ... gece saat 2'de
2012'den dönüşte!