• videolar

  1. paris'te bulunan, romatizmin doruğa çıkabileceği bir mekan olan ve apollinaire'in de bir şiirine adını veren; seine nehri üzerindeki bir köprü.

    sous le pont mirabeau coule la seine
    et nos amours
    faut-il qu'il m'en souvienne
    la joie venait toujours après la peine
    vienne la nuit sonne l'heure
    les jours s'en vont je demeure
    les mains dans les mains restons face à face
    tandis que sous
    le pont de nos bras passe
    des éternels regards l'onde si lasse
    vienne la nuit sonne l'heure
    les jours s'en vont je demeure
    l'amour s'en va comme cette eau courante
    l'amour s'en va
    comme la vie est lente
    et comme l'espérance est violente
    vienne la nuit sonne l'heure
    les jours s'en vont je demeure
    passent les jours et passent les semaines
    ni temps passait
    ni les amours reviennent
    sous le pont mirabeau coule la seine
    vienne la nuit sonne l'heure
    les jours s'en vont je demeure
  2. guillaume apollinaire'in alkoller kitabında yer alan mükemmel şiiri.

    mirabeau köprüsü'nün altından seine akar
    ve bizim aşklarımız
    hatırlamama ne gerek var
    her sevinç bir üzüntüden sonra doğar

    çal ey saat gel ey gece
    kalan ben'im gün geçse de

    el ele ve yüz yüze kalalım her an
    geçtikçe kolumuzun
    kurduğu bu köprünün altından
    bezgin düşmüş sular o sonsuz bakışlardan

    çal ey saat gel ey gece
    kalan ben'im gün geçse de

    aşk da gelip geçer bu akan su gibi
    aşk da gelir geçer
    hayatın ağır oluşu gibi
    ve umudun bunca güçlü kalışı gibi

    çal ey saat gel ey gece
    kalan ben'im gün geçse de

    geçer günler geçer günler ve haftalar
    ama ne geçmiş zaman
    ne de aşkların döneceği var
    mirabeau köprüsü'nün altından seine akar

    çal ey saat gel ey gece
    kalan ben'im gün geçse de

    çeviri: ahmet necdet
  3. bu eserin en iyi çevirisini bence cemal süreya yapmıştır.

    mirabeau köprüsü

    seine akıyor mirabeau köprüsü’nün altından
    ve şu bizim aşkımız
    olur mu durasın şimdi anımsamadan
    sevincin geldiğini ancak acının ardından

    çalsana saat insene ey gece
    günler geçiyor bense hep aynı yerde

    yüz yüze duralım böyle elin elimde kalsın
    ve aksın dursun
    sonsuz bakışlar dalgalar yorgun argın
    köprüsü altından kollarımızın

    çalsana saat insene ey gece
    günler geçiyor bense hep aynı yerde

    aşklar akıp gidiyor şu akarsu gibi
    akıp gidiyor aşklar
    hayat öyle durgun öyle yavaş ki
    ve umut nasıl zorlu nasıl depdeli

    çalsana saat insene ey gece
    günler geçiyor bense hep aynı yerde

    günler geçiyor günler haftalar yaman
    ve dönmüyor geri
    ne çıkıp giden aşklar ne geçen zaman
    seine akıyor mirabeau köprüsü’nün altından

    çalsana saat insene ey gece
    günler geçiyor bense hep aynı yerde


    çeviren: cemal süreya
  4. sevda gelir de geçer

    ve bir gün bir kez daha seveceksin.
    iyileşmeyeceğini sandığın yaraların izi bile kalmayacak.
    canını yakan sözleri, peşini bırakması için kim bilir neler feda edeceğin görüntüleri yavaş yavaş unutacaksın.
    baharda yeşeren kışın kuru dalları gibi canlanacaksın.
    güne hazırlanan bir sabah kadar taze hissedeceksin kendini.
    'o' gözüne olduğundan başka görünecek, sen 'başkası' olup çıkacaksın.
    kim bilir kaç zamandır ilk kez gülecek yüzün.
    herkes fark edecek çiçeklendiğini.
    sonra an gelecek,
    suda gördüğün aksin kadar gerçek,
    suda gördüğün aksin kadar yalan olduğunu fark edeceksin yeniden yaşadıklarının.
    sen dokunmadıkça bozulmayacağını bildiğin mutluluğun siliniverecek.
    bir 'sevdan' daha ağır bitecek.
    sen derin bir iç çekip, aşka aşık apollinaire'i hatırlayacaksın.
    mirabeau köprüsü'nün ilk dizelerini mırıldanacaksın.
    ''mirabeau köprüsü altında akan seine akan sevdalarımız
    kısmete anmak mı düştü neden
    hiç gülmedi yüzüm ilkin üzülmeden ''
    bir yıldız daha kayacak hayatından, sen uzanıp tutamadan.
    bir nehir boyunca akıp gidecek bir sevda daha hayatından.
    sen öylece bakacaksın arkasından.
    bir şey gelmeyecek elinden.
    yaş dökmeden gülmeyecek gözlerin.
    yüreğin burkularak hatırlamadıkça son gideni,
    kimseyi ağırlayamayacaksın 'yeni' hayatında.
    uzanacaksın yatağına.
    sokak lambalarının aydınlattığı tavana bakacaksın.
    gecenin sessizliğinde taze yaraların açılacak.
    için acıyacak.
    saatler geçecek ama gün bir türlü ağarmayacak.
    sen,
    apollinaire'i hatırlayacaksın.
    '' gece gelir saat çalar
    günler var ki kaldım naçar ''
    bir kez daha tutmak isteyeceksin ellerinden.
    yüzüne bakmak isteyeceksin.
    alnına, alnına düşmüş saçlarına,
    kalbini sakladığı gözlerine,
    gözlerinin etrafındaki çizgilere,
    küçük bir gamze gizlediği çenesine,
    üzüldüğünde rengi solan dudaklarına bakmak isteyeceksin.
    hayatı katlanılabilir kılan o küçük anlardan birini yaşamak için neler vereceğini düşüneceksin.
    aşka aşık apollinaire'i geçireceksin aklından.
    '' eller ellerde yüz yüze kalalım da
    durmadan aksın dursun
    kollarımız altında
    yorgun ölümsüz bakışlar dalga dalga ''
    düşündükçe yaraların kanayacak.
    saatler geçecek ama şafak atmayacak.
    diyeceksin yine
    '' gece gelir saat çalar
    günler var ki kaldım naçar ''
    hiç bitmeyecek
    ya da
    'bu kez bitmeyecek' sandığını hatırlayacaksın
    çocuk gibi avucunun içinde sakladığın, bir mücevher gibi sakındığın aşkının,
    sonsuza dek orada öylece duracağına inanmak istediğin gelecek aklına.
    hayatı katlanılabilir kılan düşlerinin,
    suya düşen görüntüler kadar gerçek ve ama
    onlar kadar yalan olduğunu bir kez daha kavrayacaksın.
    düşündükçe kalbin sızlayacak.
    '' geçer '' diyeceksin.
    hep geçtiğini bilerek,
    ''geçer'' diyecesin apollinaire gibi.
    '' sevda geçer akan bu suyu andırır
    sevda gelir de geçer
    bazen yaşamak gibi ağır
    bazen umut gibi güçlü sarsıcıdır.''
    geceler davetsiz misafir gibi olacak.
    bütün perdelerini kapatsan da,
    ta içine sızacak.
    ruhunu yine uzun boylu sokak lambaları aydınlatacak.
    oturacaksın koltuğa tek başına.
    bakacaksın karşı duvara.
    gece yine acımasız sessizliğiyle varlığını hatırlatacak sana.
    saatler geçecek ama sabah olmayacak.
    '' gece gelir saat çalar
    günler var ki kaldım naçar ''
    ve sen bekleyeceksin.
    tanıdık bir ses duymak, bildik bir cümle okumak için bekleyeceksin.
    tutmak istediğin günler yığılacak birbiri üstüne.
    pazartesinin çarşambadan farkı olmayacak,
    cumartesi salıya benzeyecek.
    pazar da perşembe gibi kokacak.
    'o' gelmedikçe bekleyeceksin sen.
    kendini, güne hazırlanan sabah kadar taze hissedeceğin anların,
    çiçekleneceğin zamanların
    yeniden
    gelmesini bekleyeceksin.
    'o' na dönüşeceğini bilsen de gelenin,
    sen,
    bildiğini unutmaya çalışarak bekleyeceksin.
    bir başkasını bekleyeceksin apollinaire gibi.
    '' günler haftalar geçer ne gelir elden
    ne geçenden hayır var
    ne de geçip giden sevgililerden
    mirabeau köprüsü altında akan seine''
    gidenin yasını tuttuğun,
    bir başkasının gelmesini umduğun geceler
    bitmek bilmeyecek.
    bekleyeceksin
    sabahı getirmesini saatlerin.
    diyeceksin yine
    '' gece gelir saat çalar
    günler var ki kaldım naçar ''

    mirabeau köprüsü
    guillaume apollinaire
    çeviri : necati cumalı