|
|
- 1934 yılında kabul edilen ve yıllar içerisinde türlü değişimlere uğrayan, 2007 değişiklikleri ile son şeklini alan kanun. 2559 sayılı kanundur kendisi
(abdkl, 04.10.2007 16:52)
- önce ab uyum yasaları çerçevesinde polisin kullanabileceği yetkiler kısıtlanmasına karşın, daha sonrasında ise mayıs 2007'de iktidarın hazırladığı yasa önerisi ile aynı ay içinde meclisten geçen yasa. mayıs 2007'den sonra ise:
- 20 ağustos'da festus okey bir polis kurşunu ile yaşamını yitirdi.
- 7 ekim'de ferhat gerçek polis kurşunun omuriliğine isabet etmesi nedeniyle 17 yaşında felç kaldı.
- 21 kasım'da feyzullah ete parkta, bira içip maç saatini beklemeyi planlamışken polis tekmesi ile yaşamını yitirdi.
- 25 kasım'da dur ihtarına uymadığı için ateş açıldığı iddia edilen baran tursun 20 yaşında polis kurşunu ile yaşamını yitirdi.
meclisin polise verdiği yetkilerin bilançosu bu durum. yaşananlar insan haklarına aykırı ama yasal; polis kendilerine verilen hakları ve yetkileri kullanıyor.
peki her daim bizim gece evlerimizde rahat uyumamız için görev başında o lduklarını söyleyen polisler nasıl oluyor da sokakların güvensiz bir yer olmasına yol açabiliyorlardı? artan şiddet ortamı, savaş tamtamları, gücün her daim saygı nedeni olması, mehmet ağar gibi bir örnekleri olması, kurtlar vadisi dizisinin en çok izlenen dizi olması, mafyanın yüceltilmesi... düşünüldüğünde durumun buraya gelmesi için ne kadar da çok neden bulanacağı ortada.
demokrasi çarklarını işletmeye başlattığımızda ve bu çarklara dışarıdan müdahale edip çomak sokmadığımızda bu nedenler de ortadan kalkacaktır muhakkak. ama öncelikle yapılması gereken -hele ki böyle bir dönemde- polis yetki ve sorumluluklarının tartışmaya açılmasını sağlamak ve üstüne gitmek olacaktır.
- bu kanunun layıkıyle uygulanması nedeniyle bir can daha verildi. hukukun suçu tanımlayan "masumiyet" şerhini tamamen hiçe sayan bu yasa düzenlemesiyle öldürülenlerin sayısı 34 oldu. öldüren ya da katil polislerin ismi ise haberlerde geçmiyor bile. polisin kendi içinde "kutsal" sayılan bir kapama sistemini uyguladıkları aşikar, eh ne de olsa sevgili devlet büyüklerimiz onlara bu "imkanı" tanıdı.(bkz: polis devleti)
can dündar'ı son dönemlerinde çok sevmiyor olsam da (bkz: abdullah gül yalakalığı) bu konu üzerine yazdığı "öldürme yetkisi" başlıklı yazısının bu "ölümcül" kanunun 1990'lardan beri seyrini anlatması bakımından önemli olduğunu düşünüyorum.
öldürme yetkisi-can dündar
baran tursun, cumartesi gecesi izmir'de iki arkadaşıyla arabadaydı. içkiliydiler.
polise göre "dur" ihtarı yapıldı; durmadılar.
arabadaki iki gence göre böyle bir ihtarı duymadılar.
polis tek el ateş etti.
beyninden vurulan tursun, 5 günlük komadan sonra dün vefat etti.
içişleri bakanı "hatası olan cezasını alır" dedi.
emniyet genel müdürü de milliyet'e "200 bin polis arasında bazen kastı aşan hareketler oluyor. yanlış yapanı asla affetmeyiz" demecini verdi.
olumlu açıklamalar... ancak sorunun ardında, yasalara da yansıyan bir "zihniyet" var.
* * *
1990'ların başında terör tırmanışa geçince acilen terörle mücadele yasası'na bir madde eklendi:
"kolluk kuvvetleri, 'teslim ol' emrine uymayıp silaha teşebbüs edenlere 'doğruca ve duraksamadan' ateş edebilir" denildi.
tipik bir tepki yasasıydı. "polis yetkisiz" diye bu kez de sınırsız bir "öldürme yetkisi" veriliyordu.
prof. mümtaz soysal "olağanüstü hal'deki 'vur emri', olağan dönemde de uygulanır hale getiriliyor" diye konuyu anayasa mahkemesi'ne götürdü.
ahmet necdet sezer başkanlığındaki mahkeme, 6 ocak 1999 tarihli kararıyla itiraza hak verdi:
"yasayla 'yargısız infaz'ın yasal hale getirildiğine ve yaşama hakkının ihlal edildiği"ne hükmetti.
mahkemeye göre "kolluk kuvvetleri silahı son çare olarak kullanabilmeli"ydi.
"bu da yetmez"di:
"silah kullanımında ölçülü olunmalı, mukavemet ve tehdidin gerektirdiği ölçüde silah kullanılmalı"ydı.
"örneğin ayağa ya da ele ateş açılarak etkisiz bırakılabilecek fail ya da şüphelinin yaşamsal organlarına ateş edilmemeli"ydi.
kolluk güçlerine tanınan bu yetkilerin "büyük sakıncalar yaratacağı", gerekçede açıkça belirtildi.
* * *
bu gerekçeyle iptal edilen "vur emri", 5 ay önce, bu kez de polis vazife ve salahiyetleri kanunu'na "sokuşturuldu."
herkes seçimle meşgulken polise "duraksamadan" ateş etme yetkisi yeniden verildi.
gerçi bu kez, "polis önce dur ihtarı yapar, şüpheli kaçarsa uyarı ateşi açar, kaçmayı sürdürürse yakalamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde ateş edebilir" denilerek bir kademelendirme getirilmişti, ama uygulamada bunun işe yaramadığı hemen görüldü.
yasa çıktığından beri, neredeyse her ay bir ölüm haberi geldi:
ağustosta nijeryalı festus okey, nezarette polis kurşunuyla öldürüldü. sanık polis, tutuksuz yargılanıyor.
ekimde, yürüyüş dergisi satan 17 yaşındaki bir genç, polisten kaçarken vurulup felç oldu. ateş eden polis "mağdur" olarak ifade verdi.
kasımda avcılar'da parkta bira içen bir vatandaş polis tekmesiyle öldü.
ardından bornova'da baran tursun vuruldu.
* * *
görüldüğü gibi, polisin oransız güç kullanımı, yetkililerin dediği gibi "münferit" değil, giderek yaygınlaşan bir uygulama...
söylendiği gibi sorumlular cezalandırılmıyor, tersine korunuyorlar.
asıl önemlisi, polis gücünü, kendisine "duraksamadan ateş etme" yetkisi bahşeden yasadan alıyor. uyarmadan kurşunu sıkıyor.
anayasa mahkemesi'nin "büyük sakıncalar doğar" itirazının ve haziranda yasa çıkarken dile getirilen eleştirilerin haklılığı görülüyor.
sorun, ölümcüldür.
o yüzden polise acilen "dur" ihtarı yapılmalıdır.
- polise katil olma hakkı veren kanundur.
(bkz: götümüze girebilir)
- bundan haftalar önce bir genç, yasal bir dergi olan yürüyüş dergisi'ni satmakta idi ve polis olağan keyfi kimlik sorma işlemlerini gerçekleştiriyordu. birilerinin birilerini insan olarak görmediği ve kendi ideolojisi dışındakileri ötekileştirdiği bir ülkede o çocuk polisin tabancasından çıkan kurşunla sere serpe yere yığılmaktaydı. yere yığılan genç ölmedi ve belki bu hafifletici bir neden ancak neyi hafifletecek ki? ceza bile verilmedi ki zaten. bizi korumakla görevli son derece dürüst arkadaşları da birşey görmemişler ve hatta onun ateş etmediğini söylemişler. dürüstlük fışkırıyor paçalarından. oysa balistik raporları yalan söylemektedir zira balistik raporlarına göre o kurşunu sıkan malum polistir ve o pollis yine bir yerlerde eminim ki kimlik soruşturması yapıyordur keyfiyetin dört köşe olmuş vaziyette. o yere yığılan çocuk ölmedi evet ama o çocuk bundan sonra hayatını belden aşağısı tutmadan, felç bir şekilde idame ettirecek. keyfi bir ölüm diyorum ben buna. bir dergi sattığı için ölüm!
bir yandan sivilleşeceksin ya bunun bir dengesi olmalı. "burası türkiye" ya hani sivilleşen bir ülkenin başına gelebilecek en saçma işi yaparsın; polis devleti! sonra demokrasi dersin, bilmem ne dersin, arpayı yutturursun tavuğa yada adeta celep misali otlatmaya götürürsün koyunları ama bu ülke de otlamaktan hoşlanmayan koyunlar da var.
bu böyle biline!!!
- birgün gazetesi'nde bundan aylar önce bir yazı yayımlanmıştı konuyla ilgili, okuyoruz, dikkatle;
kampüste vukuat var
hıdır tok
üniversitelerde 2006-2007 öğrenim dönemi sonlanıyor, tıpkı 2002 seçimleriyle oluşmuş olan meclis'in görev süresinin sonlanması gibi. meclis'in yeni yüzlerle ve yeni partilerle eylül ayında açılması büyük bir ihtimal olarak görünüyor şu günlerde. ve yeni meclis'le aynı dönemlerde kapılarını açacak olan üniversiteler de eski meclis'in uzatma dakikalarında ofsayttan attığı golü ağlarında görecek.
bu gol nasıl atıldı, ne getirecek ve amacı ne? öncelikle sorunun ne kısmını cevaplayalım: artık polisin ve jandarmanın üniversitelere rektör ve dekanların çağrısı ve izniyle girebileceğine dair kural değiştirildi ve güvenlik güçlerinin üniversitelere izinsiz olarak girmesinin yolu açıldı. güvenlik güçlerinin kendi isteğine ve keyfine bırakılan bu giriş izninin yanında belirli yetkilerle de donatıldılar. buna göre; polis 'tecrübesine dayanarak' kişileri ve araçları durdurabilecek. gözaltına alınanların parmak izleri kaydedilecek. polis ve jandarma izleri kendi sistemlerinde saklayabilecek. parmak izleri kişinin ölümünden 10 yıl sonra silinebilecek. ve son olarak da güvenlik güçlerine 'dur' ihtarını zanlının duyabileceği şeklinde yaptıktan sonra zanlıya 'ateş' edebilecek.
şimdi gelin biraz beyin cimnastiği yapalım, aklımızın iplerini salalım ve yeni dönemde üniversitelerde neler olabilir bunları tahayyül etmeye çalışalım. artık kendi öğrencilerini yani o üniversitelerin esas sahiplerini, deyim yerindeyse, 'şikâyet eden' adeta 'ispiyon'layan rektör ve dekanların derin bir 'oh' çektiklerini yönetim koridorlarında sıklıkla duyacağız.
artık üniversitelere hem polis hem jandarma müdahale edeceğine göre müdahalenin hızlı bir biçimde gerçekleşmesi için, ne de olsa hiçbir izin almadığınız ve yetkilendirildiğiniz bir yerde hükümranlık hakkınız oluyor, kampuslarda birer adet polis ve jandarma karakolunun temel atma törenlerine şahit olacağız. kampuslarda moda olarak haki renklerin ağırlıkta olduğu kıyafetlerle ve postallarla dolaşan gençlerin sayısındaki artışa ise şaşırılmamalı.
polisin 'tecrübesine' dayanarak sakallıları, esmerleri, şiveli bir türkçe konuşanları, kürtçe konuşanları, ellerinde bir fırça, bir kova ve bir tomar afişle dolaşanları, broşür dağıtanları, bez bir afişin önünde müzik açıp halay çekenleri (ki bu büyük suçlar arasına girer!), bir masa üzerine özensiz biçimde dizdikleri dergi ve gazeteleri satanları, yüksek sesle konuşanları ki bu arkadaşlar da slogan atma potansiyeline sahip olabilirler, grup halinde kızlı-erkekli dolaşanları ki bu arkadaşlar da her an eylem yapabilme yeteneğine sahip, çimlerin üzerinde koşup oynayanları ki bunların da anarşist olmaları kuvvetle muhtemel, kızıl tonda giyinenleri ki komünisttir yüzde yüz bu arkadaşlar, feminen renkte kıyafet giyen erkekleri ki bunlar da eşcinsel olabilirler vb durduracak, üsderini arayacak ve büyük ihtimalle 'suç unsuru' taşıyan materyallerden ötürü gözaltına alınacaklardır.
'fişlemelerle tökezleyecekler'
devamı da var: öğrencilerin parmak izleri alınarak fişlenecekler ve bu fişin uzatma kablolarıyla hayatlarının sonuna kadar ve artı olarak öldükten 10 yıl sonraya kadar yaşamaya devam edecekler. polisin tecrübesine dayanarak fişlediği gençler bu kaydedilmiş izlerini'cv'leri-ne yazmak zorunda kalacak ve sanki iş bulma için bin türlü zorluk yokmuş gibi bir de bu fişlemeler sayesinde hayatta iyice tökezleyecekler. ve belki de öldükten 10 yıl sonra silinecek izlerden dolayı kendi çocukları ve torunları olumsuz etkilenecek.
en korkutucu, irkiltici ve vahim olanına geldik şimdi: güvenlik mensubu kampusta dolaşırken yukarıda saydığımız eylemlerin taşıyıcısı olabileceğiniz hipote-ziyle size doğru koşturmaya başlıyor. ve size 'dur' diye bağırıyor. ama siz ne yazık ki farz-ı mahal yanınızdan millete caka satma amacıyla arabasına kurulmuş bir delikanlının hoparlörlerinden çıkan yüksek volümlü müzik nedeniyle bu seslenişi duyamadınız ve yolunuza devam ettiniz. güvenlik güçlerine tanınan yetkiyle size 'ateş' edilebilir artık. yani artık oldukça kanıksamış olduğumuz trafik kazası haberlerinin yanında haber bültenlerinde artık şu anonsu da duyacağız: 'bugün üniversite kampuslarında dur ihtarına uymayan öğrencilere ateş edilmesi sonucunda şu kadar kişi öldü, şu kadar kişi yaralandı sayın seyirciler.'
bunlara 'absürd' diyorsunuz ama aynı zamanda 'burası türkiye olur mu olur!' da diyorsunuz di mi. aslında söylenecek çok söz var ama bu tasarıyı geçiren tbmm adalet komisyonu'nun redci üyelerinden chp'li yüksel çorbacıoğlu'nun sözlerini tekrarlarsak kafi: görüşme sonucu maçın sonucunu ilan ediyorum. polis devleti: 1 hukuk devleti: 0
işte atılan gol bu. 'ağlamak istiyorum sayın seyirciler!'
|