polis kimseyi dövmez   

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. istanbul emniyet müdürü celalettin cerrah'ın isabetli söylemlerinden biridir(!). nereye isabet etmiştir orasını karıştırmadan lafın ne üzerine zikredilmiş olduğuna geçelim.

    fenerbahçe- trabzonspor maçında iki kameramana polis tarafından şiddet uygulanması olayı lig tv'de şansal büyükka ve erman toroğlu tarafından dile getirilince emniyetimizi sağlayan emin ellerin başında yer alan sayın cerrah canlı yayına bağlanır. bağlanır; fakat bağlandığı gibi programın yapımcısına yağdırır da yağdırır. tam burada susup sayın cerrah'dan alıntılar yapalım:

    "tek taraflı yayın yapıyorsunuz. gerçekleri söylemiyorsunuz. kameraman arkadaşınızın polislere tekme attığını niye söylemiyorsunuz? ayrıca bu arkadaşlarınız mahkemeye çıkarıldı ve suçlu bulundu. orada tek taraflı yayın yapıyorsunuz. polis kimseyi dövmez. ayrıca siz gittiğiniz karakolda bulunan polisleri tehdit etmediniz mi? polisi böyle karalamaya hakkınız yok."

    olay kısaca buymuş. uzununa gelelim şimdi. vakit bu özlü sözü açma vaktidir! siftahı bizden bereketi allah'tan madem. destur!

    "polis kimseyi dövmez" kim lan bu kimse? ortada bir kimse nesnesi dolanıyor polis öznesi tarafından etkilenen ama kim, kim olduğunu biliyor allaseniz. bir deneyelim bakalım, o kadar katil kim oynadık buluruz herhal bu kimsenin de kim olduğunu. şimdi bu kimse belli ki medyadan biri değil. öyle olsa o garip iki kameramanın başı mı keldi ne kusurları vardı ki durduk yere yediler dayağı, oturdular bayağı. sonra gazeteci de olamaz pek tabi. metin göktepe değil miydi iki kare fotoğraf uğruna gözyaşı döktüğümüz? neyse bizim şimdi asıl görevimiz şu kimsenin kim olduğunu bulmak. lafı yokuşa başka yerde süreriz o vakit. başka kim kaldı? heh... milletvekili olabilir mi acep? ahan da tabi ya milletvekillerinin dokunulmazlığı da var anasını satiim(istem dışı bir duygu belirtisidir bu laf. millet vekillerinin analarını tenzil ederim. saygılar!). oldu mu, tuttu mu? yok be kuzum tutar mı hiç? var onlardan da nasiplenen. aylardan mayıs, yıllardan 94. shp eski milletvekili salman kaya gösteri alanında polisler tarafından tartaklanır. geçtik o zaman. hadi 94'lere falan gitmeyelim bikaç ay öncesine bakalım. ferhat gerçek? onu da geçtim beyazıt meydanı'na gidin madem. isim veremeyeceğim burada kusura kalmayın. hele sayı hiç veremeyeceğim.

    sonuca geldik mi geldik. hakkatten de hâlâ kimseyi bulamadık. eyvallah doğrudur diyelim geçelim o zaman biz de.

    "polis kimseyi dövmez"

    kimse kim ki lan?

    *
    (de perros amores, 26.12.2007 00:47)


  2. (bkz: oksimoron)
    (faaip de oiad, 26.12.2007 00:53)
  3. (bkz: ybsg)
    (sansursuz, 26.12.2007 00:58)
  4. (bkz: öldüren polis tekmesi)
    (thecrimson, 26.12.2007 00:59)
  5. (bkz: ben vazife başında adam dövmem)
    (bkz: çörek yerim)
    (bkz: çöreğim bitsin döverim)
    (itirazım var sayın yönetici, 26.12.2007 01:06)
  6. kimse derken?
    ben biliyorum o kimselerin kimler olduklarını.aslında hepimiz biliyoruz, hatta bazılarımız onlardanız ama işimize gelmeyince çaktırmıyoruz.bazen de basbas bağırıyoruz.ben artık usandım polisle ilgili konuşmaktan.bana uzak onlara yakın olsunlar.
    (a perfect tool, 26.12.2007 01:08)
  7. (bkz: celalettin cerrah/@2151992)
    (sycrone one, 26.12.2007 01:26)
  8. (bkz: kafanın polis copuna çarpması)
    (bkz: inanılması zor olaylar)
    (özellikle nick konusunda çok hassas olan yazar, 26.12.2007 01:39)
  9. (bkz: masis kürkçügil)

    kendisinin yok yere tokat yiyişine hepimiz şahit olduk. "polise tekme attılar" savunması yapılacak yanı bile yoktu. peki şimdi ne oldu o polis? bulunabildi, cezalandırılabildi mi?

    yoksa cezalandırmayıp terfi mi ettirdiniz?
    (thedewil, 26.12.2007 01:44 ~ 18:19)
  10. polis teşkilatının bugüne kadar yaptığı hatalar malum.
    en meşhur vakıa olan metin göktepe yanında pek çok vakıa ard arda zincirleme sayılabilir.
    pek çoğumuzun belleğinde pek çok gösteri ya da eylem sırasında polisin acımasızlığına dair bir sürü kayıt mevcut.
    ne bunları masumlama gayretim var ne de yandan yandan kıvırmaya çalışma telaşım

    zaten yeter derecede eleştirilen konuları tekrar etmeden devam edeyim,
    polisin hali hazırda kabuk değiştirme süreci göz ardı edilmemeli özellikle rütbesiz polis memuru olabilmek için dahi kendi bünyelerinde ciddi bir eğitim sürecinden geçmekte polis adayları. ve dahi yine son düzenlemelerle üniveriste mezunları arasından seçilmekteler
    yani demem o ki yeni gelmekte olan polis kadrosu haktan hukuktan çok uzak değil.
    ben dahil pek çoğumuzun çocukluğunun kabusu polis anlayışı yerine tu kaka edilemeden beklenmesi gereken bir jenerasyon var.

    son nokta olarak polisleri aramıza başka bi gezegenden ışınlamıyorlar malum
    yani onlar da biziz, tanıdık eşdost akraba falan filan
    el hasıl bu halkın çocukları ve bu toplumun polisi
    imkanlar, sosyal hayat şartları, çalışma şartları, muhatap oldukları kitle vb durumlarla değerlendirmek yerinde olur.

    vurmak pek kolay, ötelemek tu kaka etmek kolay
    yapılan haksızlığa zulme dimdik dururken, herkesi aynı kantarın topuzuna koymamak gerek,
    zira bu şiraze bu ağırlığı taşımıyor zahir.
    (khaki, 26.12.2007 02:54 ~ 03:05)
  11. doğru bir önermedir, dövmek pekte türk polsinin tarzı değildir.
    türk polisinin tarzını öğrenmek için tıklayın;
    (bkz: manisalı gençler davası)
    (bkz: birtan altunbaş)
    http://www.bianet.org/...
    (küçük çocukların balonlarını patlatan cani herif, 26.12.2007 03:00 ~ 03:00)
  12. (bkz: 155 masal hattı)
    (sıracalı, 26.12.2007 04:00)
  13. polisler için bir kuraldır bu. polis adam dövmez. dövmemelidir de. ama elbette ki ağır çalışma koşulları, geçim sıkıntısı, iş gereği sürekli şahit olunan vukuatların yarattığı psikoloji ile bu kural çiğneniyor. o zaman da polis bi zahmet kuralı ihlal eden polislere arka çıkmasın. dayakçı polisleri polisler kollamasın ki polislere güvenimiz sarsılmasın.
    (azwepsa, 26.12.2007 09:03)
  14. "son zamanlarda yüce ve şerefli türk polisine saldırılar inanılamayacak derecede artmıştır. bu planlı ve programlı alçakça saldırıların kimler tarafından yapıldığı ve hangi amaçları güttüğü tarafımız tarafından çok iyi bilinmektedir. 45874 yıldır yüce türk halkının gönlünde taht kurmuş emniyet teşkilatımız birkaç ne idüğü belirsiz kişi tarafından ortaya atılan iddaalar ile yıpranmayacaktır ve yüce türk halkının gönlündeki sağlam yerini kaybetmeyecektir. ab fonlarından yararlanan bu alçaklar emin olsun ki türk polisi sabırlıdır ama her sabrın mutlaka bir sınırı olacaktır. gerektiğinde öyle şiddetli cevabını verecektir ki bu ab fonlarından yararlananlar neye uğradığını şaşıracaktır. yolumuz yüce atatürk'ün çizdiği yoldur. 'ne mutlu türküm diyene' sözüne karşı çıkan herkes türkiye cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve ilelebet öyle kalacaktır."
    (malina, 26.12.2007 09:11 ~ 13:29)
  15. (bkz: metin göktepe)
    (depresif, 26.12.2007 09:19)
  16. münferittir.
    (ohh!)
    (altlejant, 26.12.2007 09:38)
  17. öncelikle tuhaf bulduğum söylem. dövmek ne demek yahu? anneee abim beni dövdüüe.
    her ne şekilde, her kime karşı olursa olsun, polisin vatandaşa darp kullanmasını tasvip etmiyorum ama bu ülkede değişen şeyler de var. geçmişteki polis teşkilatı ile günümüz polis teşkilatını karşılaştırdığımızda aradaki fark bariz belli. teşkilat, eskiye göre daha da meşru bir halde, şeffaflaşmış. insanlar artık her şeyi daha rahat sorgulayabiliyor.
    arada böyle istenmeyen, can sıkıcı şeyler yaşanıyor ve bu yaşananlar, aklıselim her vatandaşı tepkiselleştirmekte haklı olarak.
    hala gelişimini tamamlayamamış bir ülke olarak, bu geçiş sürecinde böyle olayların yaşanabilirlik ihtimali illaki vardır. önemli olan, tepkilerin belli edilmesi ve yetkili mercilerin de ona göre önlem almasıdır. eğer bu önlemleri almayıp, ondan sonra "polis-halk elele" derseniz, millet de size götüyle güler afedersiniz.
    (sürrealist, 26.12.2007 09:56)
  18. doğru bir önermedir zira polisler yalnız "kimse"yi dövmez.
    (zinzoline, 26.12.2007 10:35)
  19. bir baskı aygıtı olarak devlet, egemenlerin çıkarları doğrultusunda şiddet kullanabilme tekeline sahip olan yapıdır. bu noktada 2007 1 mayıs'ını hatırlamak yeterince ilham verecektir sanırım. demokrasi nutukları atılan iktidar kürsülerinin, o iktidara karşıtlık oluşturanlara değil tahammül, varlık alanı dahi bırakmama çabasının ve korkusunun bir çıktısıdır o gün. benzer çabaların sonuçları ; kimi zaman ölüm raporunda duvardan düştüğü yazan ve yaşadığı zamanı da polis "nezaket"ine borçlu olan metin göktepe'ye çıkar, kimi zaman da listelerce uzayan gözaltındaki kayıplara, rahmi parçalanmış, kıçlarına şişe sokulmuş devrimcilere ….

    devlet, ideolojik mücadelenin kızıştığı dönemlerde emniyetinden sorumlu tüm yapıların yasal yetkilerini artırır misal. son kullanılacak insan öldürme "hakkı" , ilk sıraya alınır. görev başında polise mukavemet mi, iki kurşun şakağına ! dergi mi satıyorsun, başın namlunun ucunda ! polise karşı gelmek mi, bedenin dört kolluda !

    kimi zaman da politik bir sebepleri bile olmaz mesela. tecavüze uğrayan kadın yardım istemeye koşar karakola. düşene bir tekme de orada vurulur. kendi gelmiştir merkeze, kafiyeyi tamamlamak da onlara düşer haliyle .

    eğitimleri döneminde çarşaf çarşaf uzayan legal ya da illegal siyasi yapı isimleri ezberletilen, aylarca bu karşı propagandaya maruz kalıp aynı tornadan çıkmışçasına yetiştirilen polis, çevik kuvvet .... vs. tam da bu eğitimler sebebiyle kullandığı şiddetin meşruluğuna inanmaktadır zaten. üniversite kapısında yemekhane özelleştirmesine karşı çıkan öğrencilere tekme tokat dalabilmekte, c vitamini eksikliğinden muzdarip olduklarını düşünerek portakallı biber gazı ikram edebilmektedir.

    üstlerine geçirilen üniforma ya da taktıkları rozet misali içselleştirdikleri bu ezberlerin parçalandığı, çatırdadığı anlar yok mudur peki ? vardır elbet. sizi saçınızdan sürüklemeye çalıştıklarında ya da copla mideniz arasındaki mesafeyi olabildiğince daraltmak amacı güttüklerinde " ne bok yemeye burdasınız lan ? " diye bağırırlar bazen. aldıkları maaşı bilirsin, aybaşını nasıl getireceğinin derdindedir o da. çocuk büyütmektedir belki, üniversiteye gidecektir o da. özelleştirmeler canını yakacaktır. tek bir cümle bile yeter anlık da olsa duraksamalarına. " senin oğlun, kızın için de buradayız ! "

    demem o ki, hangi tornadan çıkıyor ya da hangi çıkarlar adına eğitiliyorlarsa onu yapıyorlar. insana insanca davranmayan bir sistemin emniyetinden sorumlu bir yapı, tersini yapsa abes olurdu zaten ! belki insan ölümünü değil, yaşamı kutsayan bambaşka bir fikrin taşıyıcısı olduklarında ve parababalarının düzenini değil emekçinin düzenini koruduklarında hepimize yalatırlar bu cümlelerimizi. pol-der'i de gördü bu ülke !
    (tante rosa, 26.12.2007 10:55)
  20. (bkz: polise saldırmak)
    (ahmak ı hayal, 26.12.2007 11:28)
  21. bunu diyen adam neden dayakla "kötüleri" konuşturan polis tasvirinin yapıldığı arka sokaklar adlı diziye de söylemez? kameraman dövülünce "polis kimseyi dövmez", kötü adamı dövüp konuşturunca. "kan alırız adamın götünden."
    (azwepsa, 26.12.2007 11:43)
  22. neden dir bilinmez, özellikle eski türk filmlerinde hep vurgulanan kelimedir. bu filmlerin çekildiği yıllardaki türkiye gerçeğine baktığınızda, aslında sadece replikte kaldığı görürsünüz. poliste dahil olmak üzere türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkes bilir, belki eskisi kadar değildir ama yine de polis herkesi dövebilir, sakat bırakabilir, hatta bazen öldürebilir. yakın geçmiş 3. sayfa haberlerine bakmak yeterlidir.
    (tubs, 26.12.2007 11:53)
  23. belirli bir devlet modeli olarak öncelikle polis devletinden bahseder idare bilimi. devletin kayıtsız şartsız tek egemen olduğu vatandaşın devlete ve onun fiillerine karşı herhangi bir hakkının olmadığı devletin herhangi bir kuralla kendini sınırlamadığı bir devlet modeli.
    daha sonraları polis devletin yerine yine doğumu almanya olan hazine teorisi ortaya atıldı, artık devlet ikiye bölünüyordu, yine tiran bir devlet bulunmasına karşın artık vatandaşların kendi haklarını arayabilecekleri bir sistem kabulüydü bu. devlete karşı herhangi bir hak olmasa da devlet hazine gibi bir olanakla vatandaşa karşı bağlanıyordu. yani az ucundan vatandaşa bir güvenlikti sağlanmak istenen.

    imparatorluklar monarşiler feodal yapı ve ilanihaye bugün kıta avrupasının ve dahi hemen tüm dünyanın kabul ettiği sosyal bir hukuk devleti anlayışı oluştu. türkiye cumhuriyeti devleti de 82 anayasasında kendisini sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlamıştır.
    sosyal hukuk devleti kuvvetler ayrılığı ilkesini benimser kıta avrupası özelinde türkiye’de de. yasama yürütme ve yargı ayrı ayrı oluşturulur ve birbirilerine müdahaleleri sınırlıdır ancak tam bağımsız değildir. zira yargı mensuplarının seçilmesinde de yürütmenin seçilmesinde işler arap saçı kıvamında karışık olup kimin eli kimin cebinde beli değildir.

    gelelim bugünkü polis anlayışına, hamasi nutuklar atmadan, lirik ve epik yaklaşımlardan uzak kalarak, komikliği kendinden menkul şakalar yapmadan devam
    polis fikri ve benzerleri ilk ortaya çıktığı zamanlarda –hatırlarsınız- pek meşhur pek ironik bir yaklaşım ortaya çıkmıştı “ peki polislerden (koruyuculardan) bizi kim koruyacak?”
    durum bu eksende şekillenmeye başlamıştır, egemen olan devlet kendi zinde kuvvetlerini oluşturmuş ve reayasına karşı kullanmaya başlamıştır ancak “kontrolsüz güç, güç değildir” misali ilk uygulanma aşamasından beri zinde ve olası silahlı güçlerin bu güçlerini toplum çıkarı yerine toplum aleyhine kullandığı gerçektir. işte bu noktada yukarıda bahsini ettiğim devlet modelleri devreye giriyor, vatandaşının yanında ya da çok üzerinde bir yerlerde peydahlanıyor.

    bugüne gelemedim farkındayım, geliyorum; pek öykündüğümüz kıta avrupası ve dahi amerika birleşik devletlerinde türkiye’ye görece daha sert bir polis teşkilatı mevcut ancak bu devletler yangında ilk kurtarılacak kıvamında polisi halkın, gazetelerin, televizyonların, kelle isterük diyen yeniçerilerin önüne atmıyorlar türkiye’de olduğu gibi. hukukun üstünlüğü insan hakları mahkemeleri vb süreçler devreye giriyor. esasen türkiyede protokollere taraf olduğundan beri insan hakları mahkemeleri iç hukuktan sayılıyor yani türkiye vatandaşları için de her tür yargı yolu açık.

    polisin yaptığı zorbalıkları meşrulaştırma gayretim olmadığını tekrar beyan ederek devam ediyorum. gücü elinde bulunduranın gücü kullanırken bağlı olduğu yaptırımlar temel unsurdur, yani bu durum polisin idarecinin ya da şunun bunun vicdanına bırakılmayacak kadar ehemmiyetli bir mevzudur dolayısıyla yaşananlara bakarsak polise işleyişi neticesi uygulanacak yaptırımlar yeter derecede etkili değildir. fakat bir önceki giride de belirttiğim gibi bugünün türkiyesinde polis teşkilatı ciddi bir yapılanma içerisindedir – ezberlerden sıyrılıp tu kaka etmeden bakıvermekte yarar var-, ancak çöreklenen pisliğin temizlenmesi de pek kolay olmaz.

    yukarıda polisin halkın medyanın önüne atılmasından bahsederken bir başka bölümle kıyastı amacım aslında, “hiç jandarmanın olaylara müdahale yöntemine şahit oldunuz mu ya da duydunuz mu?” polisin davranışı jandarmanın yanında mevlüte gelene gül süuyu pamuk tutmak sayılır ancak tabi jandarmayı asmak kesmek göt istediğinden, olan biten halkın kendi evladı olan polisin başında patlar ona sahip çıkan yoktur çünkü.

    son olarak, meselelere biraz objektif bakmak gerekir bazen, taraf olmak taraf tutmak manasında değildir her zaman.
    belli bir ideoloji ışığını yakıp diğer her yanı karanlıkta bırakmamak icab eder, beklenilen kızıl şafaklarda kimse kimseye kıymayacaktır-ne güzel- ancak bugünkü durum farklı işte.
    başka bir sistem uygulanıyor ve bu sistemin insani hakları evrensel kriterleri mevcut ve bu kriterler hali hazırda uygulanmalı.
    benden olmayan kötüdür ademiyetinin mahkumiyetinden çıkılmalı.
    (khaki, 26.12.2007 12:11 ~ 13:06)
  24. (bkz: yorum sıçmak)

    (bkz: celalettin cerrah)
    (shagrath, 26.12.2007 12:17 ~ 22:17)
  25. doğru bir cümledir. elbette dövmez amaç öldürmektir ki, sonra çıkıp adam beni polisler dövdü demesin. kazara adamı hayatta kalırsa polise mukavemet göstermiştir adam suçludur, polise mukavemet zinhar olmaz. türkiye zaten hukuk devleti.
    (kurutulmus kelebek, 26.12.2007 12:18 ~ 18:32)
 sayfa  / 2